8 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken Avrupa’da kadına yönelik şiddetin boyutu yeniden gündemde. Resmî istatistikler, araştırmalar ve kadın örgütlerinin verileri; fiziksel şiddetten kadın cinayetlerine, cinsel saldırıdan dijital tacize kadar birçok alanda sorunun yaygınlığının sürdüğünü ve bazı alanlarda arttığını gösteriyor.
Son yıllarda Almanya’dan Fransa’ya, İngiltere’den İsviçre’ye kadar birçok ülkede kadın cinayetleri ve ev içi şiddet vakaları kamuoyunda geniş tartışmalara yol açarken feminist hareketler hükümetlerin uyguladığı politikaların yetersiz olduğunu vurguluyor.
Avrupa’da her üç kadından biri şiddet görüyor
Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı’nın (FRA) geniş kapsamlı araştırmasına göre Avrupa’da her üç kadından biri yaşamının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Bu oran yaklaşık 62 milyon kadına karşılık geliyor.
Son yıllarda yapılan yeni araştırmalar özellikle şu alanlarda artışa işaret ediyor:
- partner veya eski partner şiddeti
- ısrarlı takip (stalking)
- çevrimiçi taciz ve dijital şiddet
- ekonomik şiddet
Dünya genelinde tablo da benzer. Birleşmiş Milletler verilerine göre dünya çapında kadınların yaklaşık yüzde 30’u hayatlarının bir döneminde fiziksel veya cinsel şiddet görüyor. Ancak Avrupa’da raporlama oranının daha yüksek olması nedeniyle vakalar daha görünür hale geliyor.
Son 20 yılda artan görünürlük ve değişen şiddet biçimleri
2000’li yılların başında Avrupa’da kadına yönelik şiddet çoğunlukla “ev içi mesele” olarak görülürken, feminist hareketlerin mücadelesi ve İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası mekanizmaların etkisiyle konu giderek kamu politikalarının merkezine taşındı.
Ancak uzmanlara göre son 20 yılda iki çelişkili eğilim birlikte yaşanıyor:
- Şiddetin görünürlüğü ve raporlanması artıyor
- Aynı zamanda yeni şiddet biçimleri ortaya çıkıyor
Özellikle sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden yürütülen taciz, tehdit ve özel görüntülerin yayılması gibi saldırılar son yıllarda hızlı biçimde yükseldi.
Almanya: her yıl yüzlerce kadın partnerleri tarafından öldürülüyor
Almanya’da polis verileri, kadın cinayetlerinin büyük bölümünün partner veya eski partner tarafından işlendiğini gösteriyor.

Son yıllarda açıklanan verilere göre:
- her yıl 300’e yakın kadın cinayeti kayda geçiyor
- her üç günde bir kadın partneri tarafından öldürülüyor
- yüz binlerce kadın ev içi şiddete maruz kalıyor
Kadın örgütleri, Almanya’nın İstanbul Sözleşmesi’ne taraf olmasına rağmen sığınma evlerinin kapasitesinin yetersiz olduğunu ve birçok kadının koruma mekanizmalarına erişemediğini söylüyor.
Fransa: kadın cinayetleri toplumsal infial yaratıyor
Fransa’da kadın cinayetleri son yıllarda feminist hareketin en güçlü gündemlerinden biri. Her yıl 100’ün üzerinde kadın partnerleri tarafından öldürülüyor.

Fransa’da hükümet, kadın cinayetlerini “ulusal öncelik” olarak ilan etmiş ve çeşitli reform paketleri açıklamış olsa da kadın örgütleri şu eleştirileri dile getiriyor:
- sığınma evi sayısının yetersizliği
- cinsel şiddet davalarında yüksek cezasızlık oranı
- polis ve adli mekanizmalardaki yapısal cinsiyetçilik
İngiltere: “ulusal acil durum”
İngiltere ve Galler’de kadına yönelik şiddet, resmi kurumlar tarafından dahi “ulusal acil durum” olarak tanımlanıyor.

Resmî verilere göre:
- her yıl 2 milyondan fazla kadın partner şiddetine maruz kalıyor
- ortalama haftada iki kadın partneri tarafından öldürülüyor
- milyonlarca kadın çevrimiçi taciz yaşıyor
2021’de yürürlüğe giren Domestic Abuse Act yasası şiddetin hukuki tanımını genişletti ancak feminist örgütler uygulamanın yetersiz olduğunu söylüyor.
İsviçre: ev içi şiddet kayıtları artıyor
İsviçre’de polis kayıtlarına göre son yıllarda ev içi şiddet suçları düzenli biçimde artıyor. Her yıl on binlerce vaka kayda geçiyor.
Kadın örgütleri özellikle üç soruna dikkat çekiyor:
- kantonlar arasında hizmet eşitsizliği
- göçmen kadınların destek mekanizmalarına erişim zorluğu
- ekonomik ve psikolojik şiddetin görünmezliği

Göçmen kadınların oturum statüsü ve ekonomik bağımlılık nedeniyle şiddet döngüsünden çıkmasının daha zor olduğu vurgulanıyor.
Hollanda ve Avusturya: yaygınlık araştırmaları çarpıcı
Hollanda’da yapılan araştırmalar nüfusun yaklaşık yüzde 9’unun son bir yıl içinde ev içi şiddetin bir biçimine maruz kaldığını gösteriyor.
Avusturya’da ise özellikle şu alanlarda artış dikkat çekiyor:
- kadın cinayetleri
- işyerinde cinsel taciz
- göçmen kadınlara yönelik şiddet
Araştırmalar genç kadınların hem işyerinde hem özel yaşamda daha yüksek risk altında olduğunu ortaya koyuyor.
Avrupa’da sağ politikalar ve “aileci” yaklaşım eleştiriliyor
Kadın örgütleri, birçok Avrupa hükümetinin kadına yönelik şiddeti önleme konusunda söylem düzeyinde güçlü mesajlar verse de uygulamada yeterli adımlar atmadığını belirtiyor.
Eleştirilen politikalar arasında şunlar öne çıkıyor:
- sosyal hizmetlerin piyasalaştırılması
- sığınma evlerine ayrılan bütçelerin yetersizliği
- “aileyi koruma” merkezli politikaların kadınların bağımsızlığını zayıflatması
- göç politikalarının göçmen kadınları daha kırılgan hale getirmesi
Feminist hareketlere göre şiddet yalnızca bireysel değil toplumsal ve politik bir sorun.
8 Mart’a giderken: meydanlar yeniden doluyor
Tüm bu tabloya rağmen Avrupa’da feminist hareket son yılların en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor.

Kadınlar:
- kadın cinayetlerine karşı kitlesel yürüyüşler düzenliyor
- hükümetlerden daha fazla bütçe talep ediyor
- çevrimiçi şiddete karşı teknoloji şirketlerine baskı uyguluyor
- göçmen kadınlar için dayanışma ağları kuruyor
8 Mart yaklaşırken Avrupa’nın birçok kentinde yapılacak eylemler, kadınların eşitlik ve yaşam hakkı mücadelesinin sürdüğünü bir kez daha gösterecek.
Feminist örgütlerin ortak vurgusu ise şu:
Kadına yönelik şiddet yalnızca hukuki düzenlemelerle değil, toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan köklü bir toplumsal dönüşümle ortadan kaldırılabilir.



