Avrupa Birliği, sınırlarını koruma bahanesiyle göçmen kanı dökmeyi Afrika kıtasına ihraç ediyor. “Dışsallaştırma” (externalization) adı verilen bu ikiyüzlü politika, Avrupa’nın kendi sınırlarında kirlenmek istemediği ellerini, Afrika’daki diktatörlüklere ve milis güçlerine verdiği milyarlarca euroluk fonlarla yıkaması anlamına geliyor.
Parayla Taşere Edilen Katliamlar
Migreurop, Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) saha raporları, AB’nin “sınır güvenliği işbirliği” adı altında imzaladığı anlaşmaların sahadaki karşılığını tüm çıplaklığıyla gösteriyor: Libya’da doğrudan Avrupa tarafından fonlanan sahil güvenlik güçleri, göçmenleri açık denizde yakalayıp işkence, tecavüz ve köle ticaretinin sıradanlaştığı modern toplama kamplarına hapsediyor. Tunus’ta ise AB’den milyonlarca euro “göç kontrolü” hibesi alan güvenlik güçleri, aralarında çocukların da bulunduğu binlerce göçmeni çölde susuzluğa ve ölüme terk ediyor.
İnsan Hakları Maskesi ve Emperyalist Gerçeklik
Brüksel’deki salonlarda “insan hakları” dersleri veren Avrupa burjuvazisi, kıtanın refahını korumak için Sahra Altı ve Kuzey Afrika’yı devasa bir açık hava hapishanesine çevirmiş durumda. Emperyalist sömürü ağlarıyla göçü bizzat yaratan merkez kapitalist ülkeler, şimdi faturayı yine ezilenlere kesiyor. Göçmenlerin hayatı üzerinden kurulan bu kanlı taşeronluk sistemi, Avrupa’nın güvenlik politikası değil; ırkçı ve emperyalist bir imha projesidir.



