Engelli hakları mücadelesi çoğu zaman görünmez sınırları aşarak birbirine hiç tanışmamış insanları ortak bir vicdanda buluşturuyor. Türkiye’de gazetecilik, hukuk ve engelli hakları alanındaki çalışmalarıyla tanınan Elif Gamze Bozo’ya, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen bir dayanışma mesajı bunun son örneklerinden biri oldu.
ABD’de yaşayan ve kendisini “little person” (cücelik ile yaşayan birey) olarak tanımlayan hak savunucusu ve yazar Michael Irving, Elif Gamze Bozo’nun çalışmalarından etkilenerek kaleme aldığı mesajda, onun engelli hakları alanındaki mücadelesine duyduğu saygıyı dile getirdi.

Irving, Bozo’nun özellikle engelli kadınlara ve çocuklarına yönelik şiddeti görünür kılan çalışmalarından etkilendiğini belirterek, onun savunuculuğunu yalnızca cam kemik hastaları ya da kemik hastalıklarıyla yaşayan bireyler adına değil, insanlığın çeşitliliğini savunan daha geniş bir mücadele olarak gördüğünü ifade etti.
Mesajında şu sözlere yer verdi:
“Savunuculuk yalnızca başkalarının özgürce yaşayabilme ve eşit fırsatlara sahip olma haklarını savunmak değildir. Savunuculuk, aynı zamanda başkalarının dünyaya kattığı değere duyulan coşkulu inancın ifadesidir.”
Irving, Elif Gamze Bozo’nun çalışmalarını tanımaya sosyal medya paylaşımları ve videoları aracılığıyla başladığını, ancak kısa sürede onun gazeteciliğe, hukuka ve engelli haklarına olan bağlılığını fark ettiğini belirterek, bu özellikleri tek bir kavramla tanımladığını söyledi:
“Bence Elif’in karakterini en iyi anlatan sözcük merhamettir.”
Türkiye’den dünyaya uzanan bir hak mücadelesi
1984 yılında Ankara’da cam kemik hastalığıyla dünyaya gelen Elif Gamze Bozo; gazeteci, yazar, fotoğraf sanatçısı ve engelli hakları savunucusu olarak uzun yıllardır hak temelli çalışmalar yürütüyor. Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Gazetecilik Bölümü mezunu olan Bozo, hukuk eğitimi de alıyor. Gazetecilik kariyeri boyunca engelli bireylerin toplumsal yaşama eşit katılımı, erişilebilirlik, bağımsız yaşam hakkı ve siyasal temsil gibi konuları gündeme taşıdı.

Bozo, son yıllarda özellikle engelli kadınların yaşadığı çoklu ayrımcılığa dikkat çeken çalışmalarıyla öne çıkıyor. Çeşitli panel, söyleşi ve yayınlarda sağlamcılık ile patriyarkanın kesişim noktalarına işaret eden Bozo, engelli kadınların yalnızca yardım nesnesi olarak değil, kendi sözünü kuran ve haklarını talep eden özne bireyler olarak görülmesi gerektiğini savunuyor.
Gaste Avrupa, Siyasi Haber, Özgür Yurttaş Haber gibi mecralarda yazmaya devam eden Bozo, aynı zamanda uluslararası engelli hakları mücadelelerini ele aldığı “Görünmeyen Güç: Uluslararası Engelli Hakları ve Mücadeleler” kitabının yazarı. Çalışmalarında engelli bireylerin hak mücadelesini insan hakları, demokrasi ve eşit yurttaşlık perspektifiyle ele alıyor.
“Yarın söyleme fırsatı olmayabilir”
Michael Irving’in mesajını farklı kılan ise yalnızca içerdiği övgüler değil. Irving, neden böyle bir mesaj yazdığını da şu sözlerle açıklıyor:
“Yazmayı, özellikle de insanlara duyduğum takdiri ifade etmeyi seviyorum. Büyük acılar yaşayarak öğrendim ki, bugün kalbimizde olanları yarın söyleme fırsatımız olmayabilir. Bu yüzden takdir duygularımı ertelememeye çalışıyorum.”
Bu yaklaşım, insan hakları mücadelesinin yalnızca kurumlar ve kampanyalarla değil, insanlar arasında kurulan görünmez dayanışma ağlarıyla da büyüdüğünü hatırlatıyor.
Dayanışmanın dili sınır tanımıyor
Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşayan, birbirini hiç tanımayan iki insanı ortaklaştıran şey; engelliliğe ilişkin deneyimlerin ötesinde, eşitlik ve onur mücadelesine duyulan bağlılık.
Bir yanda Türkiye’de engelli hakları, kadın hakları ve erişilebilirlik için mücadele eden bir gazeteci ve aktivist; diğer yanda ABD’de yaşayan bir hak savunucusu. Aralarındaki binlerce kilometrelik mesafeye rağmen kurulan bu bağ, insan hakları mücadelesinin evrensel karakterini bir kez daha ortaya koyuyor.
Elif Gamze Bozo’nun sıkça vurguladığı gibi:
“Hepimizi etkileyen kararlarda herkesin söz sahibi olması gerektiği kabul edilmelidir.”
Belki de Michael Irving’in mesajı tam da bu nedenle anlam taşıyor: Çünkü dayanışma bazen bir kampanyada, bazen bir sokakta, bazen de dünyanın öbür ucundan gelen birkaç samimi cümlede hayat buluyor.



