fbpx

Sevilla’da ırkçılığa karşı sokak birleşti: “Göçmenler toplumsal sorunların günah keçisi yapılamaz”

Paylaş

İspanya’da Ceuta krizi üzerinden büyütülen göçmen düşmanlığına karşı bu kez Sevilla sokakları hareketlendi. CGT, CNT, SAT, mahalle örgütleri, Filistin dayanışma kolektifleri, konut hareketi ve insan hakları örgütlerinin çağrısıyla düzenlenen yürüyüş, Endülüs Parlamentosu’ndan Las Setas’a ilerledi. “Sınırlar öldürüyor” diyen eylemciler, göçmenlerin yoksulluğun, konut krizinin ve toplumsal sorunların günah keçisine dönüştürülmesine karşı örgütlenme ve sınıf dayanışması çağrısı yaptı.

İspanya’da son haftalarda Ceuta üzerinden yükselen ırkçı ve göçmen karşıtı kampanyaya karşı sokaktaki cevap büyümeye devam ediyor.

11 Eylül akşamı Sevilla’da sendikalar, mahalle örgütleri, insan hakları savunucuları ve antifaşist kolektifler “Irkçılığa karşı, yabancı düşmanlığına karşı. Sınırlar öldürüyor” sloganıyla yürüdü.

Saat 19.00’da Endülüs Parlamentosu önünden başlayan eylem kent merkezindeki Las Setas de la Encarnación’a kadar devam etti. Çağrıcılar arasında CGT, CNT, SAT, Barrios Hartos, Filistin dayanışma kolektifleri, Asamblea Anarquista, APDH ve Asamblea de Vivienda yer aldı.

Eylemin mesajı yalnız aşırı sağın açık ırkçılığına karşı değildi.

Çağrıcı örgütler, göçmenlerin ülkedeki sosyal ve ekonomik sorunların sorumlusu olarak gösterilmesine karşı çıktı:

“Göçmenler toplumsal sorunların günah keçisi yapılamaz.”

“Irkçılığa karşı örgütlenme ve dayanışma”

Sevilla’daki yürüyüş, son haftalarda İspanya’nın farklı kentlerinde düzenlenen ırkçılık karşıtı eylemlerin devamı niteliğinde.

Gösteride öne çıkan çağrılar açık:

“Irkçılığa ve yabancı düşmanlığına karşı örgütlenme ve dayanışma.”

“Nefrete karşı daha fazla insan hakkı.”

“Faşizme karşı daha fazla demokrasi.”

CGT çevresinin eylem öncesinde yayımladığı çağrı ise meseleyi doğrudan sınıfsal bir zemine taşıdı:

“Faşizm bütün cephelerde mücadele edilerek yenilir. Sokakta da örgütlenerek ve kamusal alanı nefret söylemini normalleştirmek isteyenlere bırakmayarak.”

CNT Sevilla’nın eylem çağrısında da “yerli ya da yabancı, aynı işçi sınıfı” ve “sınırlar işçi sınıfını öldürüyor” vurguları öne çıktı.

Bu vurgu, Sevilla’daki gösteriyi yalnız liberal bir “hoşgörü” çağrısından ayırıyor.

Mesele yalnız göçmenlere kötü söz söylenmemesi değil.

Mesele, aynı sınıfın farklı milliyetlerden ve farklı hukuki statülerden üyelerinin birbirlerine rakip olarak sunulması.

Ceuta krizi aşırı sağın yakıtına dönüştürüldü

Gösterinin doğrudan arka planında Ceuta’da yaşanan kriz bulunuyor.

Son haftalarda Ceuta’ya yönelik göç hareketliliği, sağ ve aşırı sağ tarafından “işgal”, “güvenlik tehdidi” ve “ulusal egemenlik” söylemleri üzerinden siyasi bir seferberliğe dönüştürüldü.

2 Eylül’de ülke genelinde düzenlenen “Ceuta’ya destek” gösterilerinde göçmenlerin sınır dışı edilmesini isteyen sloganlar yükselmiş; Madrid ve Barcelona gibi kentlerde bunlara karşı antifaşist ve ırkçılık karşıtı eylemler yapılmıştı. Santiago de Compostela’da aynı gün ırkçılık karşıtı göstericiler “yerli ya da yabancı, aynı işçi sınıfı” sloganıyla yürürken, birkaç sokak ötede göçmenlerin deport edilmesini isteyen başka bir gösteri düzenlenmişti.

Endülüs merkezli APDHA da daha 1 Eylül’de yaptığı açıklamada, Ceuta meselesinin siyasal araç haline getirilmesinin “ırkçı söyleme alan açabileceği” uyarısında bulunmuştu. Kurum özellikle göçmen çocukların ve sığınmacıların siyasi hesaplaşmanın malzemesi haline getirilmesine karşı çıkmıştı.

Sevilla’daki yürüyüş tam da bu iklimin içinde gerçekleşti.

Çağrıcıların manifestosunda Ceuta’daki gelişmelerin daha geniş bir sınır rejiminin parçası olduğu belirtilerek, göçün “tehdit” olarak sunulmasına karşı dayanışma ve hak temelli bir politika savunuldu.

Sınırlar yalnız haritadaki çizgiler değil

Eylemin ana sloganlarından biri:

“Las fronteras matan” — “Sınırlar öldürüyor.”

Bu ifade İspanya’daki göçmen hareketleri açısından yeni değil.

Ceuta ve Melilla’daki tel örgülerden Akdeniz’de ölen insanlara, geri itmelerden gözaltı merkezlerine kadar uzanan sınır politikalarının sonuçlarına karşı yıllardır kullanılıyor.

CNT Andalucía da Ceuta’daki son krizin ardından yaptığı açıklamada sıcak geri itmelerin sona ermesini, Yabancılar Yasası’nın kaldırılmasını, yabancı gözaltı merkezlerinin kapatılmasını ve güvenli göç yollarının açılmasını istemişti. Sendika meseleyi açık biçimde “uluslararası işçi sınıfının devletler ve sermaye karşısındaki mücadelesi” olarak tanımladı.

Bu nedenle Sevilla’daki yürüyüşte “sınırlar öldürüyor” demek yalnız sembolik bir slogan değil.

Sınır rejiminin maddi sonuçlarını işaret ediyor:

Bir insanın güvenli bir geçiş yolu bulamaması.

Denizde ölüm riskini göze almak zorunda kalması.

Bir çocuğun hukuki statüsü nedeniyle eğitim, barınma veya aile bütünlüğü hakkının tartışmaya açılması.

Göçmenin çalışma piyasasında daha kolay sömürülebilir hale gelmesi.

Ve bütün bunların ardından aynı insanların “sosyal sisteme yük” olarak sunulması.

Göçmenler neden sürekli günah keçisi?

Sevilla’daki eylemin en önemli politik mesajlarından biri de burada ortaya çıkıyor.

Göçmenler toplumsal sorunların nedeni değil.

Ama kriz dönemlerinde bu sorunların faturası en kolay onların üzerine bırakılıyor.

Konut kiraları yükseliyor: göçmen suçlanıyor.

Ücretler baskılanıyor: göçmen suçlanıyor.

Kamu hizmetleri yetersiz: göçmen suçlanıyor.

İşsizlik artıyor: yine göçmen suçlanıyor.

Böylece ev sahibinin, patronun, kamu kaynaklarını azaltan hükümetlerin ve serveti elinde tutan sınıfların sorumluluğu görünmez hale geliyor.

Göçmen işçiyi yerli işçinin rakibi olarak göstermek ise bu düzenin en kullanışlı siyasi araçlarından biri.

Çünkü düşük ücretli bir göçmen işçinin varlığından patron yararlanırken, öfke patrona değil başka bir işçiye yöneltiliyor.

Tam da bu nedenle Sevilla’daki sendikaların müdahalesi önemli.

Söyledikleri şey yalnız:

“Göçmenlere kötü davranmayın.”

değil.

Daha temel bir şey:

“Bizi birbirimize karşı kullanmayın.”

Sendikalar, mahalleler ve göçmen dayanışması aynı yürüyüşte

Sevilla’daki eylemin örgütsel bileşimi de bunu yansıtıyor.

CGT, CNT ve SAT gibi sendikaların yanında mahalle hareketleri, konut örgütleri, Filistin dayanışma grupları, anarşist kolektifler ve insan hakları örgütleri aynı kortejde yer aldı.

Bu birliktelik önemli.

Çünkü ırkçılığın beslendiği sorunların önemli bölümü zaten bu hareketlerin mücadele ettiği alanlarda ortaya çıkıyor:

konut, iş, ücret, yoksulluk, kamusal hizmetler ve devlet şiddeti.

Dolayısıyla göçmen düşmanlığına verilecek cevap yalnız ahlaki bir “hoşgörü” çağrısı olamaz.

Eğer konut krizi varsa konutu spekülasyondan çıkarmak gerekir.

Eğer ücretler düşükse bütün işçiler için eşit ücret ve sendikal hak gerekir.

Eğer kayıt dışı göçmen işçiler sömürülüyorsa onları sınır dışı etmek değil, haklarını güvence altına almak gerekir.

Çünkü işçilerin bir bölümünü daha güvencesiz hale getiren bir düzen, sonunda bütün işçilerin ücret ve çalışma koşullarını aşağı çeker.

Sağ “göçmeni sorun” yaparken sokakta başka bir cevap kuruluyor

Son haftalarda Madrid’den Barcelona’ya, Santiago’dan Sevilla’ya kadar gelişen karşı gösteriler önemli bir tablo ortaya çıkarıyor.

Aşırı sağ göç meselesini toplumsal öfkeyi örgütlemek için merkezi bir silaha dönüştürmeye çalışıyor.

Ama sokak tamamen ona bırakılmıyor.

Barcelona’da antifaşistler, “Göçmenler değil, faşistler fazla” diyerek yürüdü.

Madrid’de yüzlerce kişi ırkçılık karşıtı bir karşı gösteri düzenledi.

Santiago’da “yerli ya da yabancı, aynı işçi sınıfı” sloganı yükseldi.

Şimdi Sevilla’da sendikalar ve toplumsal örgütler aynı hattı büyütüyor.

Bunun politik önemi sayıların ötesinde.

Çünkü aşırı sağın gücü yalnız seçim sandığından gelmiyor.

Onun gücü aynı zamanda kendi kavramlarını toplumun ortak dili haline getirme yeteneğinden geliyor.

Göçmeni “tehdit”, sınırı “koruma”, deportasyonu “çözüm” haline getirdiğinde, siyasi tartışmanın zemini çoktan sağa kaymış oluyor.

Sevilla’daki yürüyüş ise bu zemini reddetti.

Göçmenleri savunulması gereken pasif kurbanlar olarak değil, toplumun ve işçi sınıfının bir parçası olarak gördü.

“Yerli ya da yabancı, aynı işçi sınıfı”

Gaste Avrupa açısından Sevilla’daki 11 Eylül yürüyüşünün asıl önemi burada.

Irkçılığa karşı mücadele yalnız “iyi insanlar ile kötü insanlar” arasındaki ahlaki bir çatışma değil.

Aynı zamanda kimin krizin bedelini ödeyeceğine ilişkin bir sınıf mücadelesi.

Kriz olduğunda sermayenin ilk çözümü bellidir:

Ücretleri baskılamak.

Kamu harcamalarını kısmak.

Güvencesizliği büyütmek.

Ve bunların yarattığı öfkenin yönünü yukarıya değil aşağıya çevirmek.

Göçmenler bunun için kullanışlı hedefler haline getiriliyor.

Sevilla sokaklarında verilen cevap ise bunun tam tersiydi:

Yoksulluğun sorumlusu yoksullar değil.
Düşük ücretin sorumlusu başka bir işçi değil.
Konut krizinin sorumlusu göçmen aileler değil.

Ve bir işçi sınıfı, kendi içindeki en güvencesiz kesimi dışlayarak güçlenmez.

Tam tersine bölünür.

Bu nedenle 11 Eylül’de Endülüs Parlamentosu’ndan Las Setas’a yürüyenlerin mesajı yalnız Sevilla’ya değil, bugün Avrupa’nın büyük bölümünde yükselen göçmen karşıtı siyasete verilmiş bir yanıttı:

Irkçılığa karşı örgütlenme.

Faşizme karşı mücadele.
Yerli ya da yabancı, aynı işçi sınıfı.