fbpx

Almanya’da AfD’nin yasaklanması talebiyle binlerce kişi sokağa çıktı

Paylaş

Almanya’nın 11 kentinde düzenlenen gösterilerde AfD hakkında yasaklama sürecinin başlatılması talep edildi. “Prüf” girişimi, özellikle eyalet hükümetlerine Federal Konsey üzerinden Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurulması çağrısında bulundu.

Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yasaklanması talebiyle düzenlenen gösterilerde binlerce kişi sokağa çıktı. “Prüfung rettet übrigens Freiheit” (Prüf) adlı girişimin çağrısıyla 8 Ağustos Cumartesi günü Berlin’in yanı sıra 10 kentte daha eylemler gerçekleştirildi.

Eyalet hükümetlerine Federal Konsey çağrısı

Gösterileri düzenleyen “Prüf” girişimi, doğrudan Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvurma yetkisine sahip olmadığı için çağrısını özellikle eyalet hükümetlerine yöneltti.

Girişim, eyalet hükümetlerinden Federal Konsey’de (Bundesrat) AfD hakkında Federal Anayasa Mahkemesi’nde parti yasaklama sürecinin başlatılması yönünde girişimde bulunmalarını istedi.

Almanya Anayasası’nın 21. maddesinin 2. fıkrasına göre, amaçları veya taraftarlarının davranışlarıyla özgür demokratik temel düzeni ortadan kaldırmaya ya da zayıflatmaya yönelik olan veya Federal Almanya Cumhuriyeti’nin varlığını tehlikeye atan siyasi partiler anayasaya aykırı ilan edilebiliyor. Bir partinin yasaklanmasına ise yalnızca Federal Anayasa Mahkemesi karar verebiliyor.

Federal Anayasa Mahkemesi’ne parti yasağı başvurusu yapabilecek üç anayasal organ bulunuyor: Federal Meclis (Bundestag), Federal Konsey (Bundesrat) ve Federal Hükümet.

AfD’nin hukuki statüsü tartışmalı

Gösteriler, AfD’nin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından izlenmesine ilişkin hukuki tartışmanın devam ettiği bir dönemde gerçekleştirildi.

Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı (BfV), Mayıs 2025’te AfD’yi “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırmıştı. Ancak AfD’nin açtığı dava üzerine Köln İdare Mahkemesi, 26 Şubat 2026’da verdiği geçici kararla BfV’nin parti hakkında bu sınıflandırmayı kullanmasını ve kamuoyuna bu şekilde açıklama yapmasını, esas dava sonuçlanıncaya kadar yasakladı.

Mahkemenin kararı AfD’nin Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından tamamen izlenemeyeceği anlamına gelmiyor. Mahkeme, parti içinde özgür demokratik temel düzene karşı yönelimlerin bulunduğuna ilişkin yeterli emareler olduğunu kabul ederken, bütün olarak AfD’nin “kesinleşmiş aşırı sağcı” olarak sınıflandırılmasını gerektirecek düzeyde kapsamlı bir kanıt bulunmadığı sonucuna vardı. Esas davadaki nihai karar ise henüz verilmiş değil.

Bu nedenle AfD, federal düzeyde bugün için “aşırı sağcı şüpheli vaka” (rechtsextremistischer Verdachtsfall) çerçevesinde değerlendiriliyor.

Hukukçulardan da yasaklama çağrısı

AfD’nin yasaklanması tartışması yalnızca sokak gösterileriyle sınırlı değil. Son haftalarda hukuk çevrelerinden de benzer çağrılar yükseldi.

Cumhuriyetçi Avukatlar Birliği’nin (RAV) öncülük ettiği açık mektuba Ağustos başı itibarıyla 1.051 hukukçu imza attı. Aralarında avukat, hâkim ve savcıların da bulunduğu hukukçular, Federal Meclis ve Federal Hükümet’e AfD hakkında yasaklama sürecinin başlatılması çağrısında bulundu.

Hukukçular çağrılarını, Haziran 2026’da yayımlanan ve AfD’nin anayasal düzen açısından değerlendirilmesini konu alan kapsamlı bir hukuk çalışmasına da dayandırıyor. Gesellschaft für Freiheitsrechte (GFF) tarafından hazırlanan çalışmada üç milyondan fazla veri noktası incelenirken, 2.500’den fazla somut belge ve kanıt değerlendirmeye alındı. Çalışmanın sonucunda AfD’nin politikalarının insan onuru ve demokrasi ilkeleriyle çeliştiği ve parti hakkında bir yasaklama başvurusunun başarı şansının bulunduğu savunuldu.

Ancak söz konusu çalışma bir mahkeme kararı değil, bağımsız hukukçular tarafından hazırlanmış hukuki bir değerlendirme niteliğinde. AfD hakkında parti yasağı kararı verebilecek tek kurum ise Federal Anayasa Mahkemesi.

“Demokrasiyi koruma” tartışması büyüyor

AfD’nin yasaklanması tartışması, Almanya’da “militan demokrasi” ya da “kendini savunan demokrasi” olarak tanımlanan anayasal yaklaşımın sınırları konusunda da yeni bir tartışma yaratıyor.

AfD, 2025 Federal Meclis seçimlerinde oylarını önemli ölçüde artırarak ülkenin ikinci büyük siyasi gücü haline geldi. Bu nedenle parti hakkında olası bir yasaklama süreci yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ciddi siyasi sonuçları olan bir adım olarak değerlendiriliyor.

Yasaklama sürecini savunanlar, demokratik düzenin kendisini ortadan kaldırmayı hedefleyen siyasi güçlere karşı anayasanın sağladığı mekanizmaların kullanılmasının gerekli olduğunu savunuyor. Buna karşı çıkanlar ise milyonlarca seçmenin oy verdiği bir partinin yasaklanmasının siyasi sonuçlarına ve böyle bir sürecin AfD tarafından “siyasi mağduriyet” propagandasına dönüştürülebileceğine dikkat çekiyor.

“Prüf” girişiminin eylemleri ise tartışmayı yeniden sokaktan parlamentolara ve eyalet hükümetlerine taşıyor. Girişim, özellikle Federal Konsey’de temsil edilen eyalet hükümetlerinin AfD hakkında Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvuru konusunda sorumluluk üstlenmesini istiyor.

Göstericilerin temel talebi ise açık: AfD’nin anayasal düzene aykırı olup olmadığının siyasi tartışmaların ötesinde Federal Anayasa Mahkemesi tarafından hukuken incelenmesi.