Bir ülkenin aynası, en çok yara aldığı insanların yüzünde görünür. O aynaya bakmaya cesaretiniz varsa, Ahmet Yıldız’ın dosyasını açın: Toz tutmuş sayfaların arasında yalnızca genç bir bireyin yarım kalan hayatını değil, AKP’nin nefret politikaları ile yıllardır cevapsız bıraktığı bir soruyu da göreceksiniz! Bu ülkede, LGBTİ+ bir yurttaşın yaşam hakkı sarayın keyfine göre mi?
Nice Ahmetler dolu bir pride…
Peki, nedir bu pride?
Pride yalnızca eğlenmek, renkli bir kutlama yapmak ya da sadece görünür olmak değildir, anmaktır; katledilenleri, seks işçiliğine maruz bırakılanları, kimliği nedeniyle ölüme ve şiddete ya da yalnızlığa sürüklenen LGBTİ+ bireylerini hatırlamaktır ama yalnızca geçmişi değil, bugünü de görmektir! Sokakta yürürken tedirgin olanı, evinde kimliğini saklamak zorunda kalanı da kapsar bu hafıza. Pride, görünmeyeni görünür kılmanın adıdır; yalnızca bir kutlama değil, aynı zamanda bir itirazdır.
Ve bu itiraz, en çok da “normal” sayılanın kim tarafından tanımlandığını sorgular çünkü, eşitlik, sadece var olmak değildir ki, varlığın inkâr edilmemesi, yaşamın sürekli bir savunma hâline dönüşmemesidir. Bu yüzden, pride hafızanın, yasın ve adalet talebinin de alanıdır. Geçmişte yaşanan kayıpları unutmamak ve bugün hâlâ süregelen iktidarın nefret politikalarına karşı ses yükseltmek için vardır.
Bugün, Ahmet Yıldız adı, Türkiye’de hem adalet sisteminin gecikmelerini, hem de LGBTİ+ bireylerin güvenlik ve görünürlük mücadelesini hatırlatan simgesel bir isim olarak anılıyor. Yaşamı boyunca ailesiyle yaşadığı gerilim ve kimliği nedeniyle karşılaştığı baskılar, olayın arka planını daha da karmaşık ve ağır bir hâle getirdi. Cinayetin ardından hakkında yakalama kararı çıkarılan babasının uzun yıllardır bulunamaması ise dosyanın en tartışmalı ve tıkanmış yönlerinden biri olarak kaldı. Ölümü, yalnızca bir cinayet dosyasının sayfalarına sıkışmadı; toplumun aile, kimlik ve kabul meselesine dair sert bir kırılma noktası olarak hafızalarda 2008’den beri yer etti.
Aradan geçen bunca zamana rağmen dosya hâlâ adaletle buluşamadı. Türkiye’nin en büyük sorunu yalnızca katiller değildir. Katilleri bulamayan, bulmakta yeterince kararlı görünmeyen ya da “bazı” dosyaların unutulmasına izin veren sistemdir!
Bugün iktidar, her fırsatta aileyi korumaktan söz ediyor. Peki, hangi aile? Evladını olduğu gibi kabul eden aile mi, yoksa çocuğunu kimliği nedeniyle reddeden, dışlayan, hatta öldürmeye varan nefretin meşrulaştığı aile mi? Aileyi kutsayan siyaset, önce o ailenin içindekilerinin yaşam hakkını savunmak zorundadır. Bunu yapmıyorsa geriye yalnızca palavralar kalır.
AKP iktidarı, yıllardır LGBTİ+ bireylerini yer aldığı saltanat kürsülerinde siyasal tartışmaların hedefi hâline getiren bir dil kullanmaktan vazgeçmiyor. Hakları için sokaklara taşan yurttaşlara “propaganda” iddiaları ile “terörist” ilân eden rejim, toplumun bir kesimini sürekli “öteki” diye nefrete davet etmekten başka siyasal bir iklim yapmamakta. Devlet bu mudur?
Kahrolsun Diktatör Erdoğan’ın ve haramilerinin pelesenk olmuş nefret siyaseti!
Haziran geldi mi, pride etkinlikleri ve onur yürüyüşleri yıllardır yasaklanıyor. Barışçıl gösteriler, emir kulları polis ablukalarıyla çevriliyor. Gökkuşağı bayrağı suç delili gibi gösteriliyor. Vergilerle maaş alan ögb çalışanlarının görevi, Türkiye yurttaşlarının güvenliğini sağlamaktır, ablukada ve merkezlerde şiddet, taciz ve çıplak aramaya maruz bırakmak değildir! Hak talep eden insanlara cop göstermek, hiçbir iktidarı güçlendirmez; yalnızca hukukun absürtlüğünü gösterir. Tüm bu usulsüzlüklere rağmen varoluş direnişimizi kırmıyoruz.
Diktatör Erdoğan, yurttaşlarının yaşam hakkını koruyamadığın her günün hesabını vereceksin!
Gözaltı ve tutuklamaların en çok olduğu İstanbul’da da Pride pazar günü “Buradayız!” demekten vazgeçmeyenlerin, var olma ve hatırlama ısrarını sürdürenlerin alanı olacaktır. Nice Ahmetleri karanlığa sürükleyenleri unutmadan, adlarını yaşatarak; nefreti normalleştirmeden, sessizliği kabullenmeden, yaşam hakkını savunmayı zorunluluk sayarak var olmaya devam edeceğiz!
Hatırlamak, direnmektir: Unutmadık, unutturmayacağız; yaşamakta ısrar ediyoruz!



