NATO Zirvesi öncesi başladı iktidarın yurttaşlarına zulmetmesi. Trump’ın güvenliği için, şimdiye kadar 225 kişi gözaltına alınırken, bunların 178’i tutuklandı, 34 kişi ev hapsine alındı.
Bu yeni bir gelişme değil. NATO oldum olası Türkiye’nin ve Türkiye halklarının başına tam bir bela olmuştur… Olası bir Sovyet istilasına, dolayısıyla komünizm tehlikesine karşı kurulan NATO, kuruluşundan ancak 3 yıl sonra jeopolitik konumundan dolayı Türkiye’yi de bünyesine alacaktı.
Ama bunun için önce Türkiye’nin rüştünü i ıspatlaması NATO’ya layık bir ülke olduğunu göstermesi gerekiyordu. Kore savaşı, Ecevit Kılıç’ın yazdığı gibi, “NATO’ya girmek isteyen ama bu isteği bir türlü kabul edilmeyen Türkiye’nin Amerika’ya yaranması için bulunmaz bir fırsattı.”
(Bkz. Ecevit Kılıç, Özel Harp Dairesi, s. 30). Türkiye bu fırsatı iyi değerlendirdi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin Kore’ye asker gönderilmesi çağrısına ABD’den sonra ilk karşılık veren ülke Türkiye oldu. Türkiye Kore’de bin askerini kaybedip binlercesinin yaralanmasına sebep olduktan sonra koca bir aferini hak etmiş, 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya girmeyi hak kazanmıştır.
ABD, komünizmle mücadele çerçevesinde NATO’yla yetinmemiş, Nisan 1952’den itibaren, asıl amacı güya komünizmle mücadele olacak, sivillerin de görev alacağı, Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlı ama gizli hareket edecek olan, Özel Harp Dairesi’nin kuruluş çalışmalarını iyice pekiştirmişti. Daha Özel Harp Dairesi kurulmadan çok önce (1948), Kontrgerilla eğitimi alma amacıyla Amerika’daki CIA kamplarına giden ilk ekip, Alparslan Türkeş, ve sonraları Cumhurbaşkanlığı mertebesine kadar yükselecek Turgut Sunalp’ın da dahil olduğu Nazi hayranı 16 subay çoktan ABD’nin tezgahından geçmişti bile.
Böylece ırkçı-Turancı faaliyetlerinden dolayı (1946-47) hüküm giymiş Alparslan Türkeş için sadece tahliye değil, CIA- Özel Harp Dairesi ve TSK üçgeninde, oldukça kanlı bir kariyer yolu açılmıştı. (a.g.e. , s.27-28). Kendisi de bir darbeci olan Türkeş’in neredeyse tüm darbelerde bir parmağı olmuş, bu yüzden de Hindistan’a kadar sürgün bile edilmiştir. Sadece darbelerde mi? Darbeler arası tüm kontrgerilla eylemlerde Türkeş’in parmağı vardır. 12 Mart 1971 darbesinden sonra kontrgerillaya karşı açıklamalarından dolayı seçim çalışması için gittiği Isparta’da Bülent Ecevit’i taşlanması olayı bir Özel Harp Dairesi kışkırtmasıydı. 1977 genel seçimi öncesi ve sonrası Bülent Ecevit’e karşı tertiplenen tüm provokasyon ve suikast girişimlerinin arkasında CİA işbirlikçisi bu ekip vardı. (a.g.e. s. 224-225).
Bu saldırı ve provokasyonlara karşı muazzam bir irade ve direniş sergileyen Ecevit, yılmamış bu kontrgerilla yapılanmasına karşı defalarca harekete geçmiş ama her defasında karşısına bu CIA işbirlikçisi grup çıkmış ve konunun üstü kapanmıştır, çünkü, Özel Harp Dairesi direkt olarak Genel Kurmay Başkanlığı’na bağlıydı ve oraya dokunulamazdı. Koyunu Kurda teslim etmek misali , Ecevit bu konuda hem 6. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ü bilgilendirmiş, hem de 1977’de Genel Kurmay Başkanı olan Kenan Evren’e bile güvenmek istemiş, Ülkeyi kana bulan bu “gizli” yapıyı ortaya çıkarmasını ve dağıtmasını istemiştir. Ecevit bunu şöyle ifade etmiştir : “Kenan Evren kaygılarımı paylaştığını söyledi ve isteklerimi yerine getireceği sözünü verdi. Daha sonra her sorduğumda da, isteklerimin gereklerini yapmakta olduğuna dair bana güvence verdi.” (Ecevit Kılıç, Özel Harp Dairesi, s. 253).
Evren’in sonra yediği haltlar herkesin malumudur. 16 Şubat 1969’da ABD’nin 6.Filosu’nu protesto eden, ABD askerlerine denize atan üniversite öğrencilerinin üzerine saldıran bu ekiptendi… Kontrgerilla’nın üzerine gittikleri için Uğur Mumcu’yu, Çetin Emeç’i, Abdi İpekçi’yi bunlar öldürttü. Bahçelievler katliamı diye anılan yerde 7 TİP’li öğrenciyi de bunlar öldürdü… Çorum ve Maraş katliamlarını bunlar yaptı. Hem Maraş hem de Çorum katliamlarından bir kaç gün önce her iki şehirde de şehri teftiş için dolaşan kişi, ABD Büyükelçiliği İkinci Kâtibi olarak görünen CIA’nın Türkiye ajanı Şefi Alexander Pack’dan başkası değildi. (a.g.e. S. 261).
6-7 Eylül 1955’de Müslüman olmayan İstanbul ahalisine karşı provokasyon yapıp saldıranlar bunlardı. 1977 1 Mayıs’ını kana bulayanlar bunlardı. 29 Mayıs 1977’de seçim kampanyası için gittiği İzmir’de Ecevit’e kurşun sıkanlar da bunlardı. 1976’dan sonraki süreci Ecevit Kılıç şöyle değerlendiriyor: “1976’dan itibaren ağırlıklı olarak Ankara, İstanbul, Malatya ve Adana’daki kamplarda eğitim gören yaklaşık 50 civarında kişiden oluşan ve ‘vurucu güç’ olarak adlandırılan bir ekip ortaya çıktı:”
(a.g.e. S. 204). Abdullah Çatlı, Oral Çelik, Muhsin Yazıcıoğlu, Haluk Kırcı, Mehmet Ali Ağca gibi tanınmış katiller, 1977 yılının başından 12 Eylül darbesine kadar birbirleriyle tam koordine içinde Türkiye’nin her tarafını kana bulayacak eylemlerle anılacaktı. Sadece 1978 yılında Türkiye’de 680 kişi bu tür saldırılarda hayatını kaybetti, binlercesi yaralandı. Bunlar bir de “Kardeş kanı dökülmesine karşı” üstüne üstelik bir de darbe yaptı. 90’lı yıllarda Kürt vilayetlerini ve köylerini ateşe veren, 17 bin insanın gözaltında kaybedilmesinden, binlerce sivil yutdaşın öldürülmesinden sorumlu yapı yine bu yapıydı.
Büyük bir ihtimalle Sivas’daki provokasyonu yapanlar da bunlardır ama dikkatleri Özel Harp Dairesinin üzerinden dağıtmak için, suç dinci yobazların üzerine atılmıştır. Çünkü, devletin; Özel Harp Dairesi’nin parmağı olmayan hiçbir katliam bu şekilde gerçekleştirilemez.
Bu yapı ama sadece Özel Harp Dairesi ile de açıklanamaz. Özel Harp Dairesi Genel Kurmaylığın bünyesinde var olmuştur. Para, silah ve her türlü istihbarat teknikleri ABD’den gelmiştir. Özel Harp Dairesinde görev almış askerlerin maaşları da dahil olmak üzere, Özel Harp Dairesi’nin her türlü ihtiyacı ABD tarafından karşılanmıştır. ABD demek CİA demektir.
NATO, ABD’den bağımsız düşünülemez. Batılı ülkeler de dahil olmak üzere NATO’ya bağlı tüm ülkeler dolayısıyla ABD’ye bağımlıdır. Türkiye ABD’ye bağımlı değildir, bilhassa ABD tarafından yönetilmektedir. 80 darbesi gerçekleştiğinde eski CIA ajanı Paul Henze, Jimmy Carter’e boşuna “Bizim çocuklar başardı.” diye haber göndermemiştir. Erdoğan NATO Zirvesi’nden önce, boşuna Trump’ın etrafında pervane olmuyor, onunla pozlar verip, ben BOP’un 2. Başkanıyım demiyor. Hatta daha da fazlası, Erdoğan Trump’ın Türkiye’nin başına atadığı Kayyumudur.
Bu yüzden Erdoğan Trump’a yaranmak için büyük telaş içinde, ev sahibini ağırlayacak ezik kiracı gibi ortalığı topluyor; yurttaşlarımızı gözaltına aldırtıyor, binaları boyatıyor, yolları yıkatıyor. İşgal altındaymış gibi, bu yüzden Boğaz Köprüsü’ne ışıklı ABD bayrağı yansıtılıyor. Erdoğan tek başına hiç bir şeydir, iktidarını ve bütün kudretini ABD başkanlarına borçludur.
90’lı yıllarda, İtalya’daki adı “Gladyo” Yunanistan’daki adı “Koyun Postu” olan Özel Harp Dairesi türü bu yapılanmalar, bu ülkeleri onlarca yıl teröre mahkum ettikten sonra, amansız bir mücadeleyle darmadağın edildiler. Bunu yapamayan tek ülke kaldı: Türkiye. 1992 yılında adı “Özel Kuvvetler Komutanlığı” olarak değiştirilen, sivillerin görev alanının güya ayrı bir daireye dönüştürüldüğü Özel Harp Dairesi’nin bugün Erdoğan’ın kontrolüne geçtiğinden hiç şüpheniz olmasın.
Muhalefet ne zaman kitlesel olarak sokağa çıksa, iktidarın da “sokağa çıkarız” tehditi savurması bununla ilgilidir. Dün “komünizmle mücadele” için, “Sovyet işgaline karşı” kurulan kontrgerilla yapılar, bugün artık tüm muhalefete karşı, Cumhuriyet rejimini değiştirmek için, BOP’un ihtiyaçlarına göre, ABD ve İsrail’in çıkarları doğrultusunda yeniden oluşturuluyor. Bunun için Erdoğan’ın ABD’ye, Trump’a, NATO’ya, Özel Kuvvetler’e ihtiyacı olduğu gibi, onların da Erdoğan’a ihtiyacı var. Bunu en iyi Trump’ın iki de bir “Adamım Erdoğan, çok severim kendisini!” sallaması gösteriyor.
Erkan Kurukavak



