Ankara, bugünlerde yine küresel militarizmin, hegemonik hesapların ve halkların tepesine bomba yağdıran mekanizmaların zirvesine ev sahipliği yapıyor. NATO koridorlarında şık takımlarıyla arz-ı endam eden, emperyalizmin generalleriyle, Trump’ın, Erdoğan’ın gölgesinde saf tutan bir isim dikkatimizi çekiyor: Hollanda Savunma Bakanı Dilan Yeşilgöz.
Bazı çevrelerde, hafızasızlığın ve sınıfsal körlüğün getirdiği bir aymazlıkla hemen bir güzelleme furyası başladı. “Dersim’in kızı”, “Kürt kızı memleketine Savunma Bakanı olarak döndü”… Ne büyük bir gurur, ne büyük bir başarı öyküsü değil mi?
Hayır, değil. Karşımızda duran tablo bir başarı öyküsü değil, bir yabancılaşmanın, politik yozlaşmanın ve kendi köklerine ihanetin en yalın, en çıplak vesikasıdır. Dilan Yeşilgöz, Dersim’in ya da Kürtlerin gururu değil. Olsa olsa o kadim toprakların ve mazlum bir halkın yüz karasıdır!
Sol örgütlenmeden sağın muhafazakar limanlarına
Tarihin ironisine bakın, 1977 Ankara doğumlu olan Yeşilgöz, sol-sosyalist gelenekten gelen Dersimli bir ailenin çocuğu olarak henüz yedi yaşındayken, 1984 yılında bir mülteci teknesinin ardında bıraktığı umutla Hollanda’ya iltica etmek zorunda kalmıştı. Sistem tarafından ezilen, sürgün edilen, sığınılan topraklarda “öteki” olmanın ne demek olduğunu bilmesi gereken bir çocukluk…
Siyasi kariyerine ilk adımı attığında da bu geçmişin rüzgarıyla Sosyalist Parti (SP) saflarında örgütlenmiş, sol söylemlerle yola çıkmıştı. Ancak kapitalizmin ve kariyerizmin cazibesi çabuk baskın geldi. Sınıfsal bilincini ve aidiyetini sistemin merkezinde eriten Yeşilgöz, rotayı hızla sağa kırdı. Yıllarca emek verdiği çizgiyi terk ederek sağ-liberal, muhafazakar Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi’nin (VVD) liderliğine kadar yükseldi. Bu yükseliş, ideolojik bir evrim değil, tam anlamıyla sistem içi bir yozlaşmanın ve koltuk uğruna kimliksizleşmenin ilanıydı.
Mültecilikten mülteci düşmanlığına
En hazini ve en ağır eleştiriyi hak eden kısım ise Yeşilgöz’ün bugün savunduğu ve yürüttüğü politikalardır. Kendisi ve ailesi mülteci kontenjanından hayata tutunmuş, annesi Hollanda Mülteci Örgütü’nde yöneticilik yapmış bir siyasetçi, bugün Avrupa’nın en katı, en acımasız göçmen karşıtı politikalarının bayraktarlığını yapıyor.
Daha düne kadar Adalet Bakanlığı döneminde göç haklarını kısıtlamak için çırpınan, sığınmacı ailelerin birleşmesini engellemek adına hükümet krizlerine yol açan bu figür, şimdi Savunma Bakanı koltuğunda oturuyor. Sınırları mültecilere kapatmak, Akdeniz’de botları batırılan, tel örgütlerde can veren çaresiz insanları “tehdit” olarak görmek, kendi geçmişine tükürmek demektir. Mülteci teknesinden inip, o teknelerin batırılması talimatını veren mekanizmanın dişlisi olmak, insanlığın evrensel değerlerine ihanettir.
NATO Zirvesi
Bugün Ankara’daki NATO zirvesinde, dünya halklarını sömüren, Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalist şeflerle yan yana poz vermesi, Yeşilgöz’ün gerçek yüzünü hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde tescillemiştir. Savaş sanayisinin, militarizmin ve küresel hegemonya araçlarının yönetimini üstlenen bir figürün, ezilen bir coğrafyanın değerleriyle uzaktan yakından bağı kalamaz.
Mazlumların değil, emperyalizmin hizmetkarı
Bir dönemin sığınmacı çocuğu, bugün emperyalistlerin sadık bir temsilcisi olarak doğduğu topraklarda savaş planlarına imza atıyor. Trump’ın neo-faşist söylemleriyle, bölge diktatörlerinin pazarlıklarıyla aynı hizada saf tutuyor.
Kimse bize bu yozlaşmayı bir “entegrasyon” veya “siyasi başarı” olarak yutturmaya kalkmasın. Mazlum bir coğrafyanın adını arkasına alıp, zalimlerin silah ve savunma sanayisini yönetenler, sadece o coğrafyanın tarihine bir leke olarak geçerler. Dilan Yeşilgöz, mülteci düşmanlığıyla, NATO masalarındaki işbirlikçiliğiyle ve omurgasız siyasi savrulmalarıyla Dersim’in de, Kürtlerin de, tüm dünya ezilenlerinin de tarih sayfasındaki yüz karasıdır.



