fbpx

22 yıldır Almanya’da yaşayan Zeynep Alpboğa’nın oturum hakkı iptal edildi, Türkiye’ye gönderilme riskiyle karşı karşıya

Paylaş

Almanya’nın Bielefeld kentinde 22 yıldır yaşayan 55 yaşındaki Zeynep Alpboğa, geçmişte Demokratik Kürt Toplum Merkezi’ndeki (DKTM) siyasi ve toplumsal çalışmaları gerekçe gösterilerek gözaltına alındı. Alpboğa’nın 26 Ağustos’ta Türkiye’ye gönderilmesi planlanıyor.

GASTE AVRUPA / Alpboğa’nın Ailesi ve YJK-E, Türkiye’de siyasi tutuklama ve kötü muamele riski bulunduğunu belirterek sınır dışı işlemlerinin durdurulmasını istiyor. Alpboğa’nın dosyası, Almanya’da Kürt kurumlarına ve sembollerine yönelik yıllardır sürdürülen kriminalizasyon politikası tartışmasını da yeniden gündeme getiriyor.

Almanya’nın Bielefeld kentinde 22 yıldır yaşayan 55 yaşındaki Zeynep Alpboğa, Türkiye’ye sınır dışı edilmek üzere gözaltına alındı. Alpboğa’nın geçmişte Bielefeld’de faaliyet gösteren Demokratik Kürt Toplum Merkezi’ndeki (DKTM) çalışmaları nedeniyle uzun süredir soruşturma altında olduğu ve bu sürecin sonunda oturum hakkının iptal edildiği bildirildi.

Polis, 20 Ağustos sabahı Alpboğa’nın Bielefeld’deki evine baskın düzenledi. Ailenin aktardığı bilgilere göre baskına kar maskeli polisler katıldı; aile bireylerinin telefonlarına el konuldu ve saatler boyunca dışarıyla iletişim kurmaları engellendi.

Alpboğa daha sonra Bielefeld Polis Müdürlüğü’ne götürüldü.

Ailesinin verdiği bilgilere göre Alpboğa’nın 26 Ağustos’ta Frankfurt üzerinden İstanbul’a gönderilmesi planlanıyor. Aile, Türkiye’de hakkında devam eden siyasi nitelikli davalar bulunduğunu ve Türkiye’ye gönderilmesi halinde tutuklanma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtiyor.

DKTM eşbaşkanı olarak hedef olmuştu

Zeynep Alpboğa’nın bugün sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya kalması, Bielefeld’de Kürt kurumlarına yönelik geçmiş polis operasyonlarını da yeniden gündeme getiriyor.

Alpboğa, geçmişte Bielefeld Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin eşbaşkanlığını yürütüyordu. DKTM, Almanya’daki diğer Kürt kurumları gibi özellikle Kürt sembolleri, bayraklar ve siyasi etkinlikler üzerinden yürütülen soruşturmaların hedeflerinden biri olmuştu.

Bielefeld DKTM’ye yönelik geçmiş operasyonlardan birinde polis, sabah erken saatlerde derneğin kapılarını kırarak içeri girmiş, saatler süren arama gerçekleştirmişti.

Operasyon sırasında aralarında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yıllardır derneğin duvarında bulunan fotoğrafının, Kürt sembollerinin, bayrakların ve Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) seçim afişlerinin de bulunduğu çok sayıda materyale el konulduğu aktarılmıştı.

Polisin el koyduğu materyaller arasında Sterka Ciwan, Ronahî ve Kurdistan Report gibi yayınların yanı sıra Abdullah Öcalan ve Sakine Cansız’a ilişkin kitap ve fotoğrafların da bulunduğu bildirilmişti.

Dönemin DKTM Eşbaşkanı Zeynep Alpboğa, polis baskınının ardından yaptığı açıklamada derneğin dağıtıldığını ve çok sayıda materyale el konulduğunu belirterek uygulamaya tepki göstermişti.

Diğer eşbaşkan Naif Alkış ise baskının gerekçesinin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü etkinliklerinde kullanılan Kürt bayrakları olduğunu açıklamış ve operasyonu “Alman demokrasisine yakışmayan” bir uygulama olarak nitelendirmişti.

Bielefeld’den Hamburg’a, Hannover’den Berlin’e

Kürt kurumlarına yönelik polis operasyonları Bielefeld ile sınırlı kalmadı.

Almanya’nın farklı kentlerinde Demokratik Kürt Toplum Merkezleri, dernek yöneticilerinin evleri ve Kürt kurumlarıyla dayanışma gösteren kişi ve kuruluşlar çeşitli soruşturma ve operasyonların hedefi oldu.

Hamburg’daki DKTM’ye yönelik polis operasyonunda derneğin kapısının açılmasının ardından kilidin değiştirilmesi tepki çekmişti. Hannover’de ise çok sayıda polis ve araçla gerçekleştirilen operasyonun ardından dernekteki bazı materyallere el konulduğu bildirilmişti.

Daha sonraki operasyonlarda DKTM’nin yanı sıra Kürt çalışmalarına ilişkin faaliyet yürüten Civaka Azad gibi kuruluşların büroları ve bazı yöneticilerin evleri de aranmıştı.

Bu operasyonlarda gerekçe olarak çoğu zaman PKK yasağı kapsamında değerlendirilen semboller, gösteriler ve siyasi etkinlikler gösterildi.

Kriminalizasyon sembollerden kitaplara uzandı

Almanya’da Kürt hareketine ilişkin yasakların yalnızca gösterilerde kullanılan sembollerle sınırlı kalmadığı yönündeki eleştiriler de uzun süredir gündemde.

Kürt kurumlarının yanı sıra Kürtlerle dayanışma gösteren Alman siyasetçiler, akademisyenler ve aktivistler de çeşitli soruşturmaların hedefi oldu.

Kürt hareketine ait olduğu belirtilen YPG ve YPJ sembollerinin sosyal medya paylaşımlarında kullanılmasına ilişkin soruşturmalar açılırken, Kürtlerle dayanışma gösteren bazı kişiler hakkında da polis işlemleri gerçekleştirildi.

Kürt kültür ve yayıncılık alanında faaliyet gösteren kurumlar da operasyonlardan etkilendi. Mezopotamya Yayınları ve Mir Multimedia gibi kuruluşlara yönelik baskınlarda binlerce kitap, CD ve başka yayın materyaline el konulması, kriminalizasyon politikasının kültürel alana da uzandığı eleştirilerine yol açtı.

Bu uygulamalar, Almanya’nın PKK’ye yönelik yasağı ile Kürt toplumunun kültürel, siyasal ve demokratik faaliyetleri arasındaki sınırın giderek tartışmalı hale geldiği yönündeki eleştirileri beraberinde getirdi.

YJK-E: “Barış söylemi ile kriminalizasyon yan yana sürdürülemez”

Zeynep Alpboğa’nın gözaltına alınmasına Almanya Kürt Kadınlar Birliği (YJK-E) de tepki gösterdi.

YJK-E, Türkiye’de Kürt sorununun siyasi çözümü, silahsızlanma ve toplumsal barışın tartışıldığı bir dönemde, 22 yıldır Almanya’da yaşayan bir kadının geçmişteki siyasi faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye gönderilmek istenmesini ciddi bir çelişki olarak değerlendirdi.

YJK-E açıklamasında, Alpboğa’nın 20 Ağustos sabahı Bielefeld’deki evinde yapılan aramanın ardından gözaltına alındığı, halen tek kişilik hücrede tutulduğu ve 26 Ağustos’ta Frankfurt üzerinden Türkiye’ye gönderilmesinin planlandığı belirtildi.

Açıklamada, Alpboğa’nın geçmişte Türkiye’de siyasi nedenlerle tutuklandığı, Diyarbakır Hapishanesi’nde tutulduğu ve işkenceye maruz kaldığı yönündeki aile beyanlarına da dikkat çekildi.

YJK-E, bu iddialar karşısında sınır dışı işlemlerinin hızlandırılması yerine, Alpboğa’nın Türkiye’ye gönderilmesi halinde karşılaşabileceği gözaltı, tutuklama, siyasi baskı ve kötü muamele risklerinin kapsamlı biçimde değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

“Barış yalnızca silahların susması değildir”

YJK-E, Türkiye’de barış ve demokratik çözüm tartışmalarının yürütüldüğü bir dönemde, Almanya’nın Kürt siyasi faaliyetlerine yönelik yaklaşımının da sorgulanması gerektiğini belirtti.

“Barış; siyasi düşüncenin suç konusu yapılmadığı, insanların örgütlenme faaliyetleri nedeniyle korku altında yaşamadığı ve yıllar sonra dahi siyasi geçmişleri gerekçe gösterilerek güvencesizliğe sürüklenmediği koşulların yaratılmasını gerektirir” denilen açıklamada, Alpboğa’nın durumunun yalnızca bir göç ve oturum hukuku meselesi olarak ele alınamayacağı ifade edildi.

YJK-E ayrıca Kürt kadınlarının siyasal ve toplumsal mücadeledeki görünürlüğünün kriminalizasyon gerekçesine dönüştürülmesinin, kadınların kamusal ve siyasi alandaki varlığı üzerinde doğrudan baskı yarattığına dikkat çekti.

“Geri göndermeme ilkesi uygulanmalı”

Alpboğa’nın ailesi ve YJK-E, Almanya makamlarından sınır dışı işlemlerini durdurmalarını talep ediyor.

YJK-E, Almanya’nın hukuk devleti, insan hakları ve geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi doğrultusunda hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Bu ilke, kişinin gönderileceği ülkede işkence, kötü muamele veya ciddi siyasi baskı riskiyle karşılaşabileceği durumlarda sınır dışı edilmemesini öngören temel insan hakları ilkelerinden biri olarak kabul ediliyor.

Zeynep Alpboğa’nın dosyasında ise aile tarafından Türkiye’de devam eden davalar, geçmişteki tutukluluk ve işkence iddiaları ile yeniden tutuklanma riski gündeme getiriliyor.

26 Ağustos öncesi dayanışma çağrısı

Alpboğa’nın Türkiye’ye gönderilmesinin planlandığı belirtilen 26 Ağustos, dosyada kritik tarih olarak öne çıkıyor.

YJK-E; kadın örgütlerini, insan hakları savunucularını, demokratik kurumları, göçmen örgütlerini ve kamuoyunu Zeynep Alpboğa ile dayanışmaya çağırdı.

Alpboğa’nın durumu, bir yandan Almanya’nın Kürt kurumlarına ve siyasi faaliyetlere yönelik kriminalizasyon politikalarını, diğer yandan siyasi geçmişi nedeniyle Türkiye’ye gönderilecek kişilerin karşılaşabileceği riskleri yeniden tartışmaya açıyor.

YJK-E’nin ifadesiyle, “Barış söylemi ile siyasi kriminalizasyon yan yana sürdürülemez.”

Zeynep Alpboğa için verilen mücadele ise yalnızca bir kişinin sınır dışı edilmesine karşı çıkış değil; Almanya’da siyasi faaliyet, örgütlenme özgürlüğü ve Kürt toplumunun demokratik hakları üzerindeki baskıların sınırlarının yeniden tartışılması anlamına geliyor.