Arnavutluk’ta planlanan büyük turizm projeleri ekonomik büyüme vaat ediyor. Ancak birçok kişi şu soruyu soruyor: Bu büyümeden halk mı kazanacak, yoksa ülkenin en değerli doğal alanları büyük sermayenin kontrolüne mi geçecek?
Bazı projeler yalnızca bir yatırım değildir. Bir ülkenin nasıl değişeceğini, kimin kazanacağını ve kimin bedel ödeyeceğini gösterir. Arnavutluk’ta Jared Kushner’ın adıyla gündeme gelen turizm projesi de bugün bu nedenle tartışılıyor.
Bize yıllardır aynı söz söyleniyor: Yabancı yatırım gelecek, turizm büyüyecek, ülke zenginleşecek. Elbette Arnavutluk’un ekonomik gelişmeye, istihdama ve yeni fırsatlara ihtiyacı var. Ancak her yatırımın bir sorusu vardır: Bu zenginlik kimin hayatını değiştirecek?
Çünkü bir ülkenin büyümesi, halkının daha iyi yaşadığı anlamına her zaman gelmez. Dünyanın birçok yerinde gördük ki büyük turizm ve gayrimenkul projeleri bazen yerel halkı kendi topraklarından uzaklaştırdı, doğal alanları geri dönülmez biçimde değiştirdi ve zenginliği küçük bir çevrenin elinde topladı.
Arnavutluk’un kıyıları bizim yalnızca ekonomik değerimiz değildir. Bu kıyılar, çocuklarımızın geleceği, ailelerimizin hafızası ve bu topraklarda yaşayan insanların ortak mirasıdır. Denizlerimizi, dağlarımızı ve doğal alanlarımızı yalnızca yatırım yapılacak boş alanlar olarak görmek büyük bir yanılgıdır.
Kushner Projesi
Kushner projesi ilk olarak çevresel kaygılar nedeniyle eleştirildi. Doğal alanların korunması, yapılaşmanın sınırları ve halkın bu süreçte ne kadar söz sahibi olduğu tartışıldı. Daha sonra arazi işlemleri ve proje bağlantıları hakkında çeşitli iddialar da kamuoyunun gündemine geldi. Bu iddiaların hukuki süreçlerde değerlendirilmesi gerekir. Ancak büyük projelerde halkın soru sorması ve şeffaflık istemesi son derece doğaldır.

Çünkü mesele yalnızca bir yatırımcının kim olduğu değildir. Mesele, Arnavutluk halkının kıyıları, toprağı ve geleceğidir.
Bir hükümetin görevi büyük şirketlere kapı açmak değildir. Arnavutluk halkının toprağı, doğası ve çıkarları korunmalıdır. Yatırım elbette gereklidir; ancak halkın yaşam alanları ve ülkenin doğal zenginlikleri pahasına gerçekleşen bir büyüme, gerçek bir kalkınma değildir.
Bugün Arnavutluk’ta sormamız gereken basit ama önemli sorular var:
Bu projeler yerel halk için ne yaratıyor?
Kaç genç için kalıcı ve güvenli iş imkânı sağlıyor?
Kıyılarımızı gelecek nesillere nasıl bırakacağız?
Bir ülkenin başarısı o ülkeye kaç yabancı yatırımcının geldiğiyle ölçülmez. Başarı; halkın nasıl yaşadığı, emekçinin ne kazandığı ve çocuklarımızın nasıl bir ülkede büyüyeceğiyle ölçülür.
Rama yönetimi Arnavutluk’u Avrupa’ya yaklaştırma ve ekonomik olarak büyütme hedefini savunuyor. Ancak Avrupa yalnızca büyük binalar ve yabancı yatırımlar demek değildir. Avrupa aynı zamanda güçlü kurumlar, şeffaf yönetim, çevreye saygı ve halkın karar süreçlerinde söz sahibi olmasıdır.
Kushner projesi bu nedenle tek başına bir turizm yatırımı değildir. Bu proje bize daha büyük bir soruyu hatırlatıyor: Arnavutluk’un geleceği nasıl şekillenecek?
Kendi toprağı üzerinde söz sahibi olan insanların ülkesi olarak mı?
Yoksa değerli alanların giderek daha fazla büyük sermayenin kontrolüne geçtiği bir ülke olarak mı?
Arnavutluk dünyaya açık olmalıdır. Ancak dünyaya açılmak, kendi değerlerimizi kaybetmek anlamına gelmemelidir.



