Avrupa, dünyanın en örgütlü işçi sınıflarından birine ve en köklü sendikal geleneklerine sahip. Ancak neoliberal dönüşüm, göçmen emeğinin yaygınlaşması, sosyalist hareketlerin işçi sınıfıyla bağlarının zayıflaması ve yükselen aşırı sağ, Avrupa’daki sınıf ilişkilerini köklü biçimde değiştirdi. Peki bugün Avrupa’da işçi sınıfı ne yapıyor? Grevler neyi gösteriyor? Sendikalar nasıl bir rol oynuyor? Ve sosyalistler sınıf mücadelesinin neresinde duruyor? Gaste Avrupa, beş hafta boyunca bu soruların peşine düşüyor.
Hazırlayan: Baran Çelebi & Tuncay Yılmaz
Avrupa işçi sınıfı gerçekten “kayboldu” mu?
Uzun yıllardır Avrupa işçi sınıfı üzerine iki temel ezber tekrar edilip duruyor. Birincisi, sanayisizleşmeyle birlikte Avrupa’da işçi sınıfının tarihsel rolünü kaybettiği iddiası. İkincisi ise Avrupa işçi sınıfının refah devleti sayesinde sisteme bütünüyle entegre olduğu ve artık büyük toplumsal mücadelelerin öznesi olmaktan çıktığı görüşü.
Bu iki yaklaşımın ortak sorunu, Avrupa işçi sınıfını ya romantize etmesi ya da bütünüyle tarih dışına itmesidir.
Oysa bugün Avrupa’nın sokaklarına, fabrikalarına, limanlarına, havalimanlarına ve lojistik merkezlerine baktığımızda çok daha karmaşık bir tabloyla karşılaşıyoruz. İşçi sınıfı ortadan kaybolmuş değil; aksine dönüşüyor, yeniden şekilleniyor ve yeni mücadele biçimleri geliştiriyor.
Bugün Avrupa işçi sınıfını yalnızca fabrikalarda çalışan ağırlıklı erkek sanayi işçileri olarak tanımlamak mümkün değil. Bakım emekçilerinden lojistik işçilerine, platform çalışanlarından göçmen işçilere kadar milyonlarca emekçi, Avrupa kapitalizminin yeniden üretiminin asli unsurlarını oluşturuyor.
Dolayısıyla belki de bugün sormamız gereken ilk soru şu:
Avrupa işçi sınıfı ortadan mı kalktı, yoksa biz onu hâlâ eski gözlüklerle mi okumaya çalışıyoruz?
Grevler bize ne anlatıyor?
Son birkaç yılda Avrupa’nın birçok ülkesinde dikkat çekici grevler yaşanmakta. Havacılık sektöründen kamu hizmetlerine, ulaşımdan sağlık sektörüne kadar pek çok alanda işçiler iş bıraktı.

Ancak bu mücadelelerin niteliğini doğru okumak gerekiyor.
Bugün Avrupa’daki grevlerin önemli bir bölümü yeni haklar kazanma mücadelesinden çok mevcut hakların korunması etrafında şekilleniyor. Başka bir ifadeyle Avrupa işçi sınıfının önemli bir bölümü bugün büyük oranda savunmada.
Neoliberal politikalarla birlikte; emeklilik hakları budandı, çalışma süreleri esnekleştirildi, güvencesiz çalışma yaygınlaştı, kamusal hizmetler piyasalaştırıldı, sendikal örgütlenme zayıflatıldı. Ve neoliberalizmin bu saldırıla halen devam ediyor.
Bu nedenle Avrupa işçilerinin mücadelesi bugün aynı zamanda kazanılmış hakların savunulması anlamına da geliyor.
Tam da bu nedenle bu dosya boyunca grevlere yalnızca haber değeri taşıyan olaylar olarak değil, Avrupa sınıf hareketinin bugünkü durumunu anlamamızı sağlayacak toplumsal laboratuvarlar olarak bakacağız.
Sendikalar sınıf hareketini taşıyabiliyor mu?
Avrupa sendikal hareketi uzun zamandır bir kriz içerisinde ve bugün daha da fazla düzen içine çekilme eğilimiyle yüz yüze.
Bir yanda milyonlarca üyeye sahip köklü sendikalar bulunuyor. Diğer yanda ise bu sendikalar işçi sınıfının aktüel ihtiyaçlarına karşılık veremiyor.
Göçmen işçiler, platform emekçileri, bakım sektöründe çalışan kadınlar ve güvencesiz çalışan milyonlarca emekçi, Avrupa’nın yeni işçi sınıfını oluşturuyor.
Peki mevcut sendikal yapılar bu dönüşüme ne kadar cevap verebiliyor?
Bugün birçok Avrupa ülkesinde sendikalar eskisi gibi güçlü toplu sözleşmeler yapamıyorlar. Ayrıca bu sendikalar, göçmen işçileri, güvencesiz çalışanları, bakım emekçilerini, platform çalışanlarını örgütleme konusunda ciddi sorunlar yaşıyorlar.
Dolayısıyla dosyamız boyunca yalnızca işçi eylemlerini değil, sendikaların bugünkü durumunu ve rolünü de tartışacağız.
Yükselen militarizm işçi sınıfını nasıl dönüştürüyor?
Avrupa kapitalizmi son yıllarda yalnızca neoliberal politikalarla değil, aynı zamanda hızla militaristleşen bir ekonomik ve siyasal dönüşümle de karşı karşıya. Ukrayna-Rusya savaşı, NATO’nun genişleme politikaları ve Avrupa Birliği’nin milyarlarca euroluk yeniden silahlanma programları, kıtanın ekonomik ve siyasal önceliklerini yeniden şekillendiriyor.

Bugün Avrupa Birliği’nin “ReArm Europe” programı kapsamında savunma sanayisine ayrılan bütçeler her geçen gün büyüyor. NATO üyesi ülkeler gayrisafi yurtiçi hasılalarının en az yüzde 2’sini savunma harcamalarına ayırmayı taahhüt ederken, bazı ülkeler bu oranın da üzerine çıkıyor.
Peki bu dönüşüm Avrupa işçi sınıfı açısından ne anlama geliyor?
Silah sanayisinin büyümesi yeni istihdam alanları mı yaratıyor? Yoksa sosyal devlet uygulamalarının tasfiyesini mi hızlandırıyor? Savunma bütçelerine ayrılan milyarlar, sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik harcamalarından mı kesiliyor? Barış talebi ile istihdam kaygıları arasında işçiler nasıl bir tutum alıyor?
Bugün Almanya’da otomotiv fabrikalarının bir bölümünün askeri üretime yönlendirilmesi tartışılıyor. Birçok Avrupa ülkesinde savunma sanayisi “geleceğin stratejik sektörü” olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla Avrupa işçi sınıfının geleceğini tartışırken, savaş ekonomisinin yükselişini ve militarizmin emek dünyasına etkilerini görmezden gelmek mümkün değil.
Bu dosya boyunca Avrupa’daki militarist dönüşümün işçi sınıfına, sendikalara ve sosyalist hareketlere nasıl yansıdığını da yakından inceleyeceğiz.
Sosyalistler sınıfla yeniden buluşabilecek mi?
Belki de dosyanın en kritik sorusu bu.
Avrupa sosyalist hareketleri son otuz yılda feminist mücadeleden iklim hareketlerine, antifaşist mücadeleden göçmen haklarına kadar pek çok toplumsal alanda önemli deneyimler biriktirdi.
Ancak aynı dönemde işçi sınıfıyla kurdukları ilişkinin zayıfladığı da açık.

Bugün Avrupa’da gerçekleşen her grev ve emek mücadelesi aynı zamanda sosyalist hareketler açısından da önemli sorular ortaya çıkarıyor:
Sosyalistler neden yeterince işçi sınıfının içinde örgütlü değli?
Sendikal hareketle nasıl bir ilişki içerisindeler?
Yeni işçi sınıfını nasıl tanımlıyorlar?
Emek mücadelesini feminist ve ekolojik mücadelelerle nasıl buluşturuyorlar?
Bu dosya, yalnızca işçilere ve sendikalara değil, Avrupa soluna da ayna tutmayı amaçlıyor.
Yükselen sağ sınıf hareketini nasıl etkiliyor?
Bugün Avrupa’da sınıf hareketinden söz ederken aşırı sağın yükselişini görmezden gelmek mümkün değil.
Avrupa’nın birçok ülkesinde aşırı sağ partiler işçi sınıfının ekonomik öfkesini göçmen düşmanlığı üzerinden örgütlemeye çalışıyor.
Ekonomik eşitsizliklerin sorumlusu sermaye politikaları yerine göçmenler olarak gösteriliyor. Sosyal hakların gerilemesi neoliberal politikalarla değil, mülteci karşıtlığı üzerinden açıklanıyor.
Dolayısıyla Avrupa’da emek mücadelesinin geleceği, aynı zamanda faşizme ve ırkçılığa karşı verilecek mücadelenin de geleceğini belirleyecek.
Bu dosyada neleri tartışacağız?
Önümüzdeki beş hafta boyunca; Avrupa’daki grevleri, sendikaların rolünü, göçmen işçilerin mücadelesini, Avrupa işçi sınıfının dönüşümünü, sosyalist hareketlerin emek mücadelesiyle ilişkisini, yükselen aşırı sağın etkilerini, Avrupa devletlerinin emek politikalarını yakından inceleyeceğiz.
Dosya kapsamında hazırlıklarını yaptığımız konu başlıkları şunlar:
- Avrupa’da sınıf hareketi ne durumda?
- Portekiz genel grevi bize ne anlatıyor?
- Airbus işçilerinin grevi neyi gösteriyor?
- Avrupa sendikaları ne durumda?
- Göçmen işçiler sınıf hareketinin neresinde?
- Avrupa’nın yeni işçi sınıfı: bakım ve platform emekçileri
- Savaş ekonomisi ve Avrupa işçi sınıfı
- Sosyalistler işçi sınıfıyla yeniden buluşabilecek mi?
- Yükselen aşırı sağ işçi sınıfını nasıl etkiliyor?
- Avrupa’da sınıf hareketi ne durumda? (Sonuç)
Amacımız ne Avrupa işçi sınıfını romantize etmek ne de onu tarih sahnesinden silmek.
Tam tersine, Avrupa’da sınıf hareketinin bugün nerede durduğunu anlamaya çalışacağız.
Çünkü Avrupa işçi sınıfı hâlâ burada. Asıl soru, onu nasıl okuyacağımız ve geleceğini birlikte nasıl kuracağımızdır.
Sıradaki yazı: DOSYA (2) Portekiz genel grevi bize ne anlatıyor?



