Ankara Zirvesi sonrası Avrupa medyasında öne çıkan değerlendirme: NATO eski biçimiyle devam etmeyecek. ABD’nin rolünün yeniden tanımlandığı, Avrupa’nın daha fazla askeri sorumluluk üstlendiği ve savunma sanayisinin ittifakın merkezine yerleştiği yeni bir dönem başlıyor.
NATO’nun Ankara’da düzenlenen 2026 Zirvesi, Avrupa basını tarafından yalnızca yıllık bir liderler toplantısı olarak değil, ittifakın geleceğine ilişkin kritik bir dönemeç olarak değerlendirildi. Avrupa medyasındaki ortak yaklaşım, NATO’nun artık Soğuk Savaş sonrası dönemin “ABD’nin güvenlik garantörlüğü, Avrupa’nın ise siyasi ve ekonomik katkısı” üzerine kurulu modelini sürdüremeyeceği yönünde oldu.
Birçok analizde zirvenin temel sorusu şu şekilde formüle edildi: NATO, ABD’nin giderek daha fazla yük paylaşımı talep ettiği yeni koşullara uyum sağlayarak yeniden mi şekillenecek, yoksa iç gerilimler nedeniyle zayıflama sürecine mi girecek?
“Eski NATO sona eriyor, yeni model şekilleniyor”
Alman basınındaki değerlendirmelerde özellikle ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO’ya yaklaşımının ittifak içindeki dengeleri değiştirdiği vurgulandı.
Alman analizlerinde öne çıkan temel tez şu oldu:
NATO artık yalnızca Washington’un koruması altında bulunan Avrupa merkezli bir ittifak değil; Avrupa’nın kendi askeri kapasitesini artırmak zorunda olduğu yeni bir güvenlik yapısına dönüşüyor.
Bu çerçevede Almanya’nın rolüne özel önem veriliyor. Avrupa’nın en büyük ekonomisi olan Almanya’nın yalnızca finansal katkı sağlayan bir ülke değil, Avrupa savunmasının siyasi ve askeri merkezlerinden biri olması gerektiği savunuluyor.
Alman yorumculara göre asıl soru, Berlin’in bu rolü üstlenebilecek kapasiteye sahip olup olmadığı kadar, bunu gerçekten isteyip istemediği.
Avrupa’nın gündemi: “Yük paylaşımı” değil “yük devri”
Avrupa basınında zirvenin en önemli başlıklarından biri, ABD ile Avrupa arasındaki askeri sorumluluk paylaşımının değişmesi oldu.
Bugüne kadar NATO içinde kullanılan temel kavram:
Burden sharing (yük paylaşımı) idi.
Ancak yeni dönemin kavramı:
Burden shifting (yük aktarımı) olarak ifade ediliyor.
Buna göre Avrupa ülkeleri:
daha fazla savunma harcaması yapacak,
daha fazla askeri kapasite oluşturacak,
kendi konvansiyonel savunmasını üstlenecek.
ABD’nin rolünün ise daha çok:
nükleer caydırıcılık,
istihbarat,
lojistik destek
alanlarına yoğunlaşacağı belirtiliyor.
Avrupa merkezli bazı analizlerde bu dönüşüm, “daha dengeli NATO” olarak yorumlanırken, bazı çevreler bunun ABD’nin Avrupa güvenliğinden uzaklaşmasının başlangıcı olabileceği uyarısında bulunuyor.
Savunma sanayisi NATO’nun yeni merkezi haline geliyor
Avrupa basınındaki dikkat çekici ortak noktalardan biri, güvenlik tartışmasının artık yalnızca asker sayısı üzerinden değil, üretim kapasitesi üzerinden yürütülmesi.
Analizlerde sıkça şu sorular öne çıkıyor:
Avrupa ne kadar hızlı mühimmat üretebilir?
Kaç drone üretebilir?
Uzun süreli bir savaş ekonomisini sürdürebilir mi?
Savunma teknolojilerinde ABD ve Çin ile rekabet edebilir mi?
Bu yaklaşım, NATO’nun giderek askeri-sanayi kapasite ittifakı niteliği kazanacağı değerlendirmelerine yol açıyor.
Avrupa Birliği kurumları da zirve öncesinde savunma yatırımları, sanayi kapasitesi ve Ukrayna’ya askeri destek başlıklarını öne çıkardı.
Rusya tehdidi ve Ukrayna: Zirvenin değişmeyen başlığı
Avrupa basınında NATO’nun temel güvenlik gerekçesi olarak Rusya tehdidi öne çıkarılmaya devam ediyor.
Zirve sonrasında NATO, Ukrayna’ya yönelik desteğin sürdürülmesi ve 2026 için yaklaşık 70 milyar avroluk askeri yardım, eğitim ve ekipman desteği hedefini açıkladı.
Ancak bazı analizlerde dikkat çekilen nokta şu:
Ukrayna artık NATO tartışmasının tek konusu değil.
Yeni stratejik çerçevede Avrupa aynı anda:
Rusya,
Ortadoğu krizleri,
Çin’in yükselişi,
teknoloji rekabeti
gibi başlıklarla karşı karşıya olduğunu düşünüyor.
Türkiye’nin rolü: Stratejik merkezlerden biri
Avrupa basınında Ankara Zirvesi’nin Türkiye açısından da önemli bir diplomatik fırsat sunduğu değerlendirildi.
Öne çıkan başlıklar:
Türkiye’nin Karadeniz’deki konumu,
NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olması,
savunma sanayisindeki gelişmeler,
Rusya-Ukrayna savaşındaki arabulucu rolü.
Ancak bazı Avrupa yorumları, Ankara’nın artan stratejik öneminin Türkiye’deki demokratik gerileme ve muhalefete yönelik baskılarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Avrupa basınındaki temel ayrışma
NATO Zirvesi değerlendirmelerinde iki farklı eğilim dikkat çekiyor.
Birinci yaklaşım:
“Daha güçlü Avrupa, daha güçlü NATO”
Bu görüşe göre:
Avrupa daha fazla sorumluluk almalı,
savunma kapasitesini artırmalı,
ABD ile daha dengeli bir ortaklık kurmalı.
İkinci yaklaşım:
“Yeni militarizasyon döngüsü”
Bu bakış açısına göre ise:
artan askeri harcamalar sosyal alanları zayıflatabilir,
Avrupa güvenlik politikası giderek silahlanma merkezli hale gelebilir,
NATO’nun dönüşümü yeni çatışma risklerini artırabilir.
Sonuç: NATO yeni bir döneme giriyor
Avrupa basınının Ankara Zirvesi’ne ilişkin ortak değerlendirmesi şu noktada birleşiyor:
NATO değişiyor.
Ancak bu değişimin yönü konusunda farklı görüşler var.
Destekleyenlere göre Avrupa’nın askeri olarak güçlenmesi, ABD’ye bağımlılığı azaltacak ve ittifakı daha dengeli hale getirecek.
Eleştirenlere göre ise NATO’nun yeni dönemi, Avrupa’nın yeniden silahlanması ve askeri harcamaların kalıcı biçimde artması anlamına geliyor.
Ankara Zirvesi’nin en önemli sonucu belki de şu oldu:
NATO artık yalnızca Washington merkezli bir güvenlik örgütü değil; Avrupa’nın kendi askeri kapasitesini, savunma sanayisini ve stratejik rolünü yeniden tanımlamaya çalıştığı yeni bir dönemin kurumu olmaya yöneliyor.



