İsviçre’de iltica başvuruları reddedilen İranlı sığınmacılar, iltica politikasının değiştirilmesi ve kendilerine koruma statüsü tanınması talebiyle Zürih’te bir haftalık oturma eylemi başlattı. 12 Temmuz’a kadar sürecek eylemde, İran’daki ağır insan hakları ihlallerine rağmen İsviçre’nin İranlı sığınmacılara yönelik uyguladığı iltica politikasının değiştirilmesi çağrısı yapılıyor.
Gaste Avrupa – Zürih’teki Offener St. Jakob Kilisesi önünde başlayan oturma eylemi, İsviçre’nin farklı kantonlarında yaşayan ve iltica başvuruları reddedilen İranlıların oluşturduğu Empathie und Einheit (Empati ve Birlik) grubu tarafından düzenleniyor. Eylem, Offener St. Jakob Kilisesi ile Migrant Solidarity Network tarafından da destekleniyor.
Organizatörler, protestonun amacının hem İsviçre’de hem de İran’da yaşayan İranlılar için daha güçlü koruma mekanizmalarının oluşturulmasını sağlamak ve mevcut iltica uygulamalarının yarattığı mağduriyetleri görünür kılmak olduğunu belirtiyor.
Üç temel talep
Eylemi düzenleyenler, İsviçre makamlarından üç temel talepte bulunuyor.
Bunlardan ilki, İsviçre’de yaşayan tüm İranlılara geçici koruma (Vorläufige Aufnahme) statüsü verilmesi.
İkinci talep ise İranlı sığınmacıların kabul oranlarının yükseltilmesi ve iltica değerlendirmelerinde kurumsal ayrımcılık olarak nitelendirilen uygulamalara son verilmesi.
Üçüncü talep ise yıllardır acil yardım kamplarında (Nothilfe) yaşamaya mahkûm edilen İranlılara insanca yaşam koşulları ve kalıcı bir gelecek perspektifi sunacak siyasi çözümlerin geliştirilmesi.
“İran’a dönüş fiilen mümkün değil”
Eylemciler, İran’daki mevcut siyasal koşullar nedeniyle geri dönüşün güvenli olmadığını vurguluyor.
Açıklamada, ülkede onlarca yıldır sistematik baskı, siyasi şiddet ve ağır insan hakları ihlallerinin sürdüğü belirtilirken, muhalifler, rejim eleştirmenleri, kadınlar, LGBTİ+ bireyler ile etnik ve dini azınlıkların yoğun baskı altında olduğu ifade edildi.
Ayrıca, Aralık 2025 ve Ocak 2026’daki protestoların güvenlik güçleri tarafından sert biçimde bastırıldığı, çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından ülkedeki baskının daha da arttığı savunuldu.
Eylem çağrısında, Amnesty International, Birleşmiş Milletler’in bağımsız İran Araştırma Misyonu ve İsviçre Mülteci Konseyi’nin (SFH) raporlarının da İran’daki ağır insan hakları ihlallerine dikkat çektiği hatırlatıldı.
SEM mart ayından bu yana başvuruları askıya aldı
İsviçre Devlet Göç Sekreterliği’nin (SEM), Mart ayından bu yana İran vatandaşlarının iltica başvurularıyla ilgili yeni karar almadığı ve İran’a sınır dışı işlemlerini geçici olarak durdurduğu belirtildi.
SEM’in bu kararı, İran’daki güvenlik durumunun sağlıklı değerlendirme yapılmasına elverişli olmadığı gerekçesiyle aldığı ifade edilirken, eylemciler bunun tek başına yeterli olmadığını savunuyor.
Çünkü sınır dışı işlemleri durdurulmasına rağmen İranlılara geçici koruma statüsü verilmediği, İran’a dönüşün ise hukuken hâlâ “mümkün, kabul edilebilir ve makul” olarak değerlendirilmeye devam ettiği belirtiliyor.
Yüzlerce kişi yıllardır “Nothilfe” kamplarında
Eylem organizatörlerine göre İsviçre genelinde yaklaşık 300 iltica başvurusu reddedilmiş İranlı bulunuyor.
Bu kişilerin önemli bir bölümü yıllardır “Nothilfe” sistemi içinde yaşamaya devam ediyor.
İran yönetiminin zorla geri gönderilen kişileri kabul etmemesi nedeniyle sınır dışı işlemleri gerçekleştirilemiyor. Ancak İsviçre makamları da bu kişilere geçici koruma statüsü tanımıyor.
Bunun sonucu olarak çok sayıda İranlı, belirsiz süreyle acil yardım kamplarında yaşamaya mahkûm ediliyor.
Organizatörler, bu kamplarda kalan kişilerin çalışma hakkından, düzenli eğitime erişimden ve birçok temel sosyal haktan mahrum bırakıldığını; çok sınırlı maddi destekle, özel yaşam alanı olmadan ve sürekli belirsizlik içinde yaşamak zorunda kaldıklarını belirtiyor.
“İranlılara yönelik iltica uygulamaları ayrımcı”
Empathie und Einheit, İsviçre’nin İranlı sığınmacılara yönelik iltica politikasını dört başlık altında eleştiriyor.
İlk olarak, İran’daki insan hakları durumunun ağırlaşmasına rağmen İranlıların koruma oranının uzun yıllardır yüzde 50’nin altında kaldığı belirtiliyor.
İkinci olarak, diğer otoriter rejimlerden kaçan kişilere kıyasla İranlıların daha düşük koruma oranlarına sahip olduğu, bunun kurumsal eşitsizlik ve ayrımcılık yarattığı savunuluyor.
Üçüncü eleştiri ise SEM’in kurum içi uygulamalarına yönelik.
Organizatörler, iltica görüşmelerinde kullanılan bazı iç belgelerde İranlı başvuru sahiplerinin sunduğu belgelerin büyük bölümünün sahte olduğu yönünde peşin bir yaklaşım bulunduğunu, bunun da İranlıların güvenilirliğini baştan sorgulayan kurumsal bir önyargıya dönüştüğünü öne sürüyor.
Aynı belgelerde, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) tarafından daha önce mülteci olarak tanınan kişilerin dahi yeniden sorgulanmasının istendiğine dikkat çekiliyor.
İnsan hakları raporlarıyla çeliştiği iddiası
Dördüncü eleştiri ise SEM’in sınır dışı kararlarında kullandığı standart gerekçelere yönelik.
Eylemcilere göre, Birleşmiş Milletler ve uluslararası insan hakları örgütlerinin İran’daki ağır baskı ortamına ilişkin raporlarına rağmen SEM, ülkede genel şiddet ortamı bulunmadığını ve sınır dışı işlemlerinin uygulanabilir olduğunu değerlendirmeyi sürdürüyor.
Özellikle kadınlara yönelik zorunlu başörtüsü uygulaması ve devlet kaynaklı cinsiyet temelli baskının yeterince dikkate alınmadığı ileri sürülüyor.
Benzer şekilde, İsviçre’de İran rejimine karşı siyasi faaliyet yürüten sürgün aktivistlerinin, ülkelerine döndüklerinde karşılaşabilecekleri risklerin de yeterince değerlendirilmediği ifade ediliyor.
Yetkililere çağrı
Eylemi düzenleyen grup, İsviçre Federal Konseyi Üyesi ve Adalet Bakanı Beat Jans’a çağrıda bulunarak, İran’daki mevcut güvenlik koşulları nedeniyle geri dönüşün mümkün olmadığının resmen kabul edilmesini ve Yabancılar ve Entegrasyon Yasası’nın 83. maddesi uyarınca İranlılara geçici koruma statüsü verilmesini talep ediyor.
Ayrıca SEM’in İranlı sığınmacılara ilişkin iltica uygulamalarını gözden geçirmesi ve Federal Parlamento’nun uzun süreli acil yardım sistemine alternatif kalıcı çözümler geliştirmesi isteniyor.



