DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayımladığı “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu”, Türkiye’de asgari ücretin milyonlarca emekçi için ortalama ücret haline geldiğini ortaya koydu. Raporda, ücretlerin milli gelirden aldığı payın giderek azaldığı, emeklilerin büyük bölümünün çalışmak zorunda bırakıldığı ve vergi sisteminin emekçiler aleyhine işlediği vurgulandı.
DİSK Araştırma Merkezi (DİSK-AR), asgari ücret, emeklilik sistemi ve vergi politikalarına ilişkin kapsamlı değerlendirmelerin yer aldığı “İşçi Sınıfının Geçim Krizi Raporu”nu kamuoyuyla paylaştı. Raporda Türkiye’de işçi sınıfının tarihsel ölçekte derin bir geçim krizi yaşadığı belirtilirken, asgari ücret politikası, vergi sistemi ve emeklilik düzenlemelerinin birbirinden bağımsız değil, aynı ekonomik ve siyasal tercihlerin sonucu olduğu ifade edildi.
Raporda, “Asgari ücretin açlık sınırının altına düşürülmesi, vergi yükünün ücretlilerin omuzlarına yıkılması ve emekli aylıklarının sefalet düzeyine indirilmesi; birbirinden bağımsız sorunlar değil, aynı sınıfsal tercih setinin birbirine bağlı halkalarıdır” değerlendirmesine yer verildi.
Asgari ücret milyonlar için ortalama ücret haline geldi
DİSK-AR’ın araştırmasına göre Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında asgari ücretin en yaygın uygulandığı ülke konumunda bulunuyor. Raporda bunun temel nedeninin düşük ücret politikaları değil, toplu iş sözleşmesi kapsamının son derece dar olması olduğu belirtildi.
Araştırmada, sendikasızlaştırma ve güvencesiz çalıştırma politikalarının milyonlarca işçiyi asgari ücret düzeyinde çalışmaya mahkûm ettiği ifade edilirken, “Asgari ücret fiilen ortalama ücret haline gelmiştir” tespitine yer verildi.
Rapor, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçilerin aylık brüt ortalama ücretlerinin, toplu sözleşme dışında çalışan işçilerden yaklaşık yüzde 40 daha yüksek olduğunu ortaya koydu. DİSK-AR, ücret adaletsizliğinin giderilmesi için çözümün asgari ücreti yaygınlaştırmak değil, toplu pazarlık sistemini güçlendirmek olduğunu vurguladı.
Asgari ücret büyümeden aldığı payı kaybetti
Raporun dikkat çekici bulgularından biri de asgari ücretin milli gelir içindeki payındaki gerileme oldu.
Araştırmaya göre 1974 yılında kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 80,6’sına denk gelen brüt asgari ücret, 2026 yılında yüzde 45,7 seviyesine kadar düştü. Böylece üretim ve verimlilik artmasına rağmen emekçilerin yaratılan toplam gelirden aldığı payın sürekli gerilediği ifade edildi.
Raporda ayrıca ulusal düzeyde verimlilik artışının asgari ücrete yansımadığı belirtilerek, ekonomik büyümenin sonuçlarının ücretlere değil sermayeye aktarıldığı değerlendirmesi yapıldı.
Alım gücü hızla eriyor
DİSK-AR, asgari ücretin yalnızca milli gelir karşısında değil, günlük yaşam maliyetleri karşısında da hızla değer kaybettiğini ortaya koydu.
Rapora göre 2025 yılında asgari ücretlinin yıllık alım gücü kaybı 50 bin TL’yi aştı. 2024 Ocak ayından 2025 yılı sonuna kadar geçen 24 aylık dönemde ise asgari ücret yalnızca dört ay boyunca açlık sınırının üzerinde kaldı.
Araştırmada ayrıca asgari ücretlinin 2005 yılından bu yana yaklaşık 23 Cumhuriyet altını kaybettiği hesaplandı. Bu verinin, ücretlerdeki reel erimenin en somut göstergelerinden biri olduğu belirtildi.
Kadınlar ve kayıt dışı çalışanlar daha ağır etkileniyor
Raporda düşük ücret politikasının özellikle kadın işçiler ve kayıt dışı çalışanlar üzerindeki etkisine de dikkat çekildi.
Araştırmaya göre Türkiye’de çalışanların yaklaşık yarısı asgari ücret düzeyinde gelir elde ediyor. Kayıt dışı çalışan işçilerin yaklaşık yarısı ise yasal asgari ücretin bile altında ücretlerle çalıştırılıyor.
Kadın emekçiler açısından tablo daha da ağır. Genel olarak çalışanların yüzde 46,7’si asgari ücret ve altında gelir elde ederken, kadınlarda bu oran yüzde 60,1’e ulaşıyor. Rapor, düşük ücret politikalarının kadın emekçiler üzerindeki etkisinin çok daha belirgin olduğuna işaret etti.
Vergi sistemi ücretliler aleyhine işliyor
DİSK-AR, vergi sisteminin de gelir dağılımındaki eşitsizliği derinleştirdiğini belirtti.
Raporda, gelir vergisi ilk diliminin yıllar içinde asgari ücret karşısında önemli ölçüde eridiği ifade edildi. 2000 yılında gelir vergisinin ilk dilimi asgari ücretin 22 katına denk gelirken, 2025 yılında bu oran 6,1 kata kadar geriledi.
Araştırmaya göre, gelir vergisi tarifesi geçmiş yıllarda asgari ücret oranında artırılmış olsaydı ilk vergi diliminin bugün 658 bin TL’nin üzerinde olması gerekiyordu.
Rapor ayrıca dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içindeki payının son 36 yılda yüzde 48’den yüzde 64’e yükseldiğine dikkat çekerek, vergi yükünün giderek daha fazla emekçilerin omuzlarına bindirildiğini vurguladı.
Her üç emekliden ikisi yeniden çalışıyor
Raporun emeklilik sistemine ilişkin bölümü de dikkat çekici veriler içeriyor.
Araştırmaya göre düşük emekli aylıkları nedeniyle çalışan veya iş arayan emeklilerin oranı 2002 yılında yüzde 36,6 iken 2025 yılında yüzde 69,5’e yükseldi. Böylece Türkiye’de her üç emekliden ikisinin yeniden çalışmak zorunda kaldığı belirtildi.
Raporda, emekli aylıklarının asgari ücretin de altına gerilediği, aynı prim gününe ve çalışma süresine sahip emekliler arasında farklı aylık hesaplama yöntemleri nedeniyle büyük gelir uçurumları oluştuğu ifade edildi.
DİSK-AR: Çözüm toplu pazarlık ve adil bölüşüm
Raporda, asgari ücretin belirlenme yönteminin de değiştirilmesi gerektiği vurgulandı. DİSK-AR’a göre asgari ücret yalnızca işçinin bireysel ihtiyaçlarına göre değil, bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerinin temel yaşam ihtiyaçları da dikkate alınarak belirlenmeli ve bu ilke yasal güvence altına alınmalı.
Araştırmada ayrıca asgari ücretin genel ücret düzeyi, ekonomik büyüme ve verimlilik artışı dikkate alınarak toplu pazarlık yoluyla belirlenmesi gerektiği ifade edildi. Bölgesel asgari ücret uygulamasının ise geçmişte denenmiş ve başarısız olmuş bir yöntem olduğu belirtilerek yeniden gündeme getirilmesinin çözüm olmayacağı kaydedildi.
DİSK-AR, raporun sonunda ücretlerin milli gelirden aldığı payın artırılması, toplu iş sözleşmesi kapsamının genişletilmesi, vergi adaletinin sağlanması ve emeklilerin insanca yaşayabilecekleri bir gelir düzeyine kavuşturulmasının, Türkiye’deki derinleşen geçim krizinin aşılması açısından temel önemde olduğunu vurguladı.



