Türkiye’de muhalefetin yıllardır aşamadığı siyasal çelişkiler, iktidarın elini güçlendirmeye devam ediyor. Erkan Kurukavak, CHP’nin son yıllardaki siyasal tercihlerini ve muhalefetin izlediği hattı sert biçimde eleştirirken, Türkiye’de yaşanan gelişmeleri daha geniş bir siyasal proje çerçevesinde değerlendiriyor.
Türkiye’de muhalefet açısından bir türlü değiştirilemeyen ve değiştirilemediği derecede siyasi olarak ölümcül olan bir çelişkiler yumağıyla karşı karşıyayız. Bu çelişkilerden en iyi faydalanan kişi de her zamanki gibi yine Erdoğan.
Buna göre:
Kılıçdaroğlu’nun seçim kaybetmediği, seçimi Erdoğan’a altın tepsiyle hediye ettiği hem çoktan anlaşılmıştır hem de Kılıçdaroğlu, “Kazanacak aday” tartışmaları çerçevesinde yine de seçim kaybetmiş yanlış adaydır.
Kılıçdaroğlu Erdoğan’la işbirliği yapan bir haindir ama asıl yanlış kendisini CB adayı göstermesi olmuştur. Kılıçdaroğlu hem Erdoğan’ın adamıdır hem de Erdoğan’ın kazanmaması için kendi adaylığından feragat etmeyen bir projedir. Bazı aklıselim gazeteci ve entellere göre, kazanacak aday (Mansur Yavaş) önermesi kabul edilseymiş; Meral Hanım (Meral Akşener) dinlenseymiş, şimdi başka şeyleri konuşuyor olacakmışız.
Kimin tarafında oldukları kesinlikle belli olmayan Levent Gültekin, Yılmaz Özdil gibi gazeteciler bu konuda ısrar etmekten asla vazgeçmiyorlar; olmamış şeyleri olmuş, olanları da olmamış gibi gösterip dereyi bulandırmaya devam ediyorlar: Erdoğan’a hediye edilmiş seçimleri, sanki normal seçim olmuş da yanlış aday seçimi seçimi kaybettirmiş gibi gösterip, Erdoğan’a seçim kazanmış lider pozisyonu sağlıyorlar.
Koca koca adamların birinci iddiaları ile ikinci iddiaları o kadar çelişki içerisinde ki, işin içinden çıkılır gibi değil.
Daha bu çelişki giderilmeden, şimdi de Özgür Özel liderliğindeki CHP, eğer son anda yanlış bir şey yapılmazsa, sanki iktidara yürüyormuş gibi gösteriliyor; doğru aday Mansur Yavaş’la kazanılacak seçim hayalleri kuruluyor. Aynı ekip bir taraftan da Mansur Yavaş’ın Ekrem İmamoğlu’na mesafeli duruşuna işaret ediyor, bu sebepten dolayı Yavaş’ın kurulacak yeni partiye katılmayacağı, Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinde kalacağı üzerinde çalışılıyor. Erdoğan’a karşı yüzde yüz kazanacağı öne sürülen Mansur Yavaş’ın daha şimdiden CHP’nin Özel kanadının CB adayı Ekrem İmamoğlu’na sırt çevirdiği anlaşılıyor.
İmamoğlu süreci ve Saraçhane eleştirisi
İmamoğlu’na sırt çeviren sadece Mansur Yavaş mı? Hayır. Bunu anlayabilmek için biraz daha gerilere gitmek gerekiyor…
Ekrem İmamoğlu tutuklandığında yer yerinden oynaması, kıyametler koparılması gerekirken, önce sokağa çıkmış üniversitelileri evlerine gönderip, sonra her hafta Türkiye’nin bir ilinde ve İstanbul’un bir ilçesinde miting kararı vererek Saraçhane’yi terk eden Özgür Özel hayatının yanlışını yapmadı mı? Özel’in Saraçhane’yi terk etmediği gibi, tüm il ve ilçe örgütlerine “Meydanları zapt edin ve terk etmeyin” çağrısı yapması gerekmez miydi?
Demiri tavında dövmek varken, Özel’in yaptığı o can sıkıcı mitingler, siyasi bir hareketin daha başlamadan bitmesine, hukukun tamamen bitirildiği ülkede politik bir davayı bir hukuk savaşına çevirerek, gerçekte İmamoğlu’nun unutulmasına sebep olmadı mı? Oldu. CHP’nin muhalif görünümlü bu pasif tutumu, Erdoğan’ı daha da cesaretlendirmiş, CHP’li belediyelere operasyon üzerine operasyon düzenlemesine, belki de en çok korktuğu İmamoğlu’nun siyaseten saf dışı bırakılmasına sebep olmuştur.
Normalleşme siyaseti ve CHP’nin yönelimi
Biraz daha geriye giderek bakalım. 31 Mart yerel seçimlerini CHP’nin kazanmasından kısa bir süre sonra Özgür Özel’in “normalleşme” adına nasıl Erdoğan’ın makamına gittiği unutulmamalıdır. Özgür Özel bu hareketiyle, iktidar sizin, belediyeler bizim düşüncesiyle, belediyelerin rantına razı olmak istemiştir. Ama monarşi hayali kuran Erdoğan buna yanaşmamış, belediyelerin rantını da CHP’ye kaptırmak istememiştir. Erdoğan devlet içerisindeki bu rant paylaşımını kabul etseydi, Erdoğan ile CHP arasında bu kavga yaşanmıyor olacaktı.
Her fırsatta dini, milleti; devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü ağzından düşürmeyen bu rant grupları, Türk burjuvazisinden başkası değildir. Konu ne adalettir, ne hukuk, ne demokrasi, ne de eşit yurttaşlıktır. Bunların tek sorunları dayandıkları ve kendi varlıklarını borçlu oldukları rant çevrelerini memnun etmektir. Burjuva siyasi partilerinin ilelebet varlık sebebi bu “din” ve “millet” simsarı milli sermayedir.
Hukuk mu, siyaset mi?
Özel ve ekibi hem butlan tartışmalarında hem İmamoğlu davasında, hem seçimlerle ilgili tartışmalarda, daha da eskilere gidecek olursak hem de milletvekili dokunulmazlığı konularında, bir hukuk tartışması değil de gerçek ciddi politik bir ağırlık koyabilseydi, asıl o zaman biz bugün başka şeyleri konuşuyor olacaktık.
Özgür Özel durmadı, şimdi de yeni bir soğutma çalışması başlatarak miting de yapmayacağını ilan etti. Beyefendi esnaf ve pazar yeri buluşmalarıyla milletiyle daha yakın temas içerisinde olacakmış. Olsun bakalım! Kendimizi Özgür Özel’i pazar yerlerinde milletiyle sarmaş dolaş görmeye alıştırıyoruz artık.
Özel’den Robespierre çıkar mı?
Özgür Özel’de devrimci bir ruh görenler, onda Robespierre arayanlar yanılıyorlar. O da Kılıçdaroğlu ekolündendir. Kılıçdaroğlu’nun her şeyi kendi başına yaptığı inancı zaten oldukça naif bir yaklaşımdır. Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun yanındaki en yakın adamıdır. “13 seçim” kaybedilirken bir kere olsun uyanamamış olamaz.
Veya Özgür Özel de konuya vakıftır ve kendisi de Erdoğan’ı iktidarda tutan odaklara tabidir. Devletin en tepesindeki zat, kendisi BOP’un ikinci başkanı olduğunu kendi ağzıyla ilan etmişti. Yanındaki Bahçeli’nin de MHP geleneğinin Amerikancı son temsilcisi olarak orada olduğunu söylemeye bile gerek yok çünkü Alparslan Türkeş’ten beridir bu hareketi “Özel Harp Dairesi” ve dolayısıyla MİT aracılığıyla ABD’nin kontrol ettiğini Ecevit Kılıç, Özel Harp Dairesi kitabında uzun uzun anlatıyor:
“Özel harp eğitimi alacak ilk ekip 16 kişiden oluşuyordu. 1948’de Amerika’ya giden bu ekip içinde Turancılık davasından kamuoyunun adını duyduğu ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerin Türkiye’deki bağlantılı ismi olan Yüzbaşı Alparslan Türkeş vardı.” (Bkz. Özel Harp Dairesi – Türkiye’nin Gizli Tarihi, s. 27)
Soykırımcı İttihatçıların nasıl önce Alman komutanlarla irtibatlı olduklarını, hatta Osmanlı’nın son dönemlerinde Alman komutanlarının Osmanlı’da olağanüstü rollerini anlatan onlarca kitap var.
Alman menşeli olan Özel Harp Dairesi, 1950’lerden itibaren Menderes ile beraber tamamen Amerikalıların etkisine geçiyor. Dış odaklardan bahsederken, Türkiye’nin bu gizli tarihinin bugünkü etkilerini tam olarak bilemeyiz ama hâlâ çok güçlü olduğunu gösteren ibareler var.
BOP, devlet ve tarihsel arka plan
Tom Barrack, “Bu bölgede (Orta Doğu’da) hiç demokrasi görmedik. […] Bu bölgede, ister beğenin ister beğenmeyin, en iyi işleyen model ‘benevolent monarchy’ (hayırsever/iyi niyetli monarşi) olmuştur.” demedi mi?
Türkiye’ye de layık görülen, ki bu hâliyle Türkiye de bir Orta Doğu ülkesidir, bu değil mi? Evet bu. Erdoğan bunu gerçekleştirecek olan liderdir ve işini çok iyi yapıyor. Bahçeli, Kılıçdaroğlu ve daha niceleri de bu projeyi (BOP) hayata geçiren aktörlerdir. Onların görevi Türkiye’de olmayan şeyleri (demokrasi, hukuk, seçimler vb.) oluyormuş gibi gösterme görevi verilmiştir. Cumhuriyet rejimini alt etme projesi Türkiye’de tıkır tıkır işliyor.
Butlan olarak atanana dek, seçim kaybettiği için değil, dolaysız olarak, Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’a çalıştığını nasıl kanıtlayamadık ise, şimdi de aynı odakların Özel’e nasıl bir rol biçtiğini hiçbir zaman kanıtlayamayacağız. Özgür Özel Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) dışında değildir. Bu zaten mümkün de değildir.
“Minerva’nın baykuşu” metaforuyla Hegel’in felsefeye ilişkin anlatmaya çalıştığı gibi, bizler de bazı şeyleri, onlar gerçekleşirken değil, o şeyler olup bittikten sonra ancak anlayabileceğiz muhtemelen. Veya tam anladık derken, Yahya Kemal Beyatlı’nın dizelerine döktüğü gibi:
“Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç.”
Erkan Kurukavak
26.06.2026



