BirGün TV’de yayımlanan bir söyleşide Ertuğrul Kürkçü hakkında dile getirilen değerlendirmeler, sol hareketin tarihine dair yeni bir polemik başlattı. Erdal Boyoğlu, Oğuzhan Müftüoğlu’nun sözlerine yanıt vererek hem tarihsel doğruluk hem de sol içi siyasal sorumluluk tartışmasını gündeme getiriyor.
BirGün TV söyleşisi üzerine
BirGün TV’de 12 Eylül askeri darbesini teşhir eden ve solun içinde bulunduğu sorunların nasıl aşılabileceğine dair değerlendirmeler içereceğini umarak dinlediğim söyleşinizin, Ertuğrul Kürkçü hakkında dile getirdiğiniz ithamlarla belirlenmiş olması doğrusu sizin adınıza utanç verici bir tablo ortaya koydu.
Anlattıklarınızın, mahkeme dosyalarında da görülebileceği gibi, gerçeklerle örtüşmediği açıktır. Buna rağmen 54 yıl öncesine ilişkin tarihsel olayları bu denli keyfi biçimde yorumlayabilmeniz, içinde bulunduğunuz sorumsuz ruh halini gösteren çarpıcı bir örnek oluşturuyor.
Geçmişle yüzleşmek yerine suçlama
Ertuğrul Kürkçü’nün geçmişini tartışmalı hale getirmeye çalışırken, gerçekte kendi geçmişinizle hesaplaşmaktan kaçtığınız izlenimi doğuyor.
Oysa sizin gibi yaşlı kuşaktan beklenen, başka devrimcileri karalamak değil; kendisinden başlayan bir sorgulamayla hem ahlaki hem de siyasal açıdan sorumlu bir tutum almaktır. Ne var ki görünen o ki, Kurtuluş ve Dev-Sol bölünmelerindeki temel sorumluluğunuzla yüzleşmek yerine hâlâ sol içi çatışmalardan medet umuyorsunuz.
ÖDP deneyimi ve siyasal sorumluluk
ÖDP gibi yeni dönemin koşullarında sosyalistlerin ortak siyasal zemini olarak ortaya çıkan önemli bir aracın, iç çekişmeler ve kişisel hırslar nedeniyle etkisizleşmesi de hâlâ tartışılması gereken bir başlık olarak ortada duruyor.
On binlerce sosyalistin siyasal yaşamdan uzaklaşmasına yol açan bu süreçle ilgili ciddi bir muhasebe yapılmış değil. Bu açık sorumsuzluğun hesabı verilmemişken, şimdi de Kürt hareketi karşısındaki siyasal gerilimlerin Ertuğrul Kürkçü’ye yöneltilen ithamlarla giderilmeye çalışılması ikna edici görünmüyor.
Kızıldere’nin ortak hafızası
“Kızıldere’de niye ölmedi?” diye düşünen ölü sevicilerin ve Mahir Çayan adına konuşma tekelini elinde tutmak isteyenlerin aksine, sosyalist hareketin ortak hafızası Kızıldere katliamından sağ kurtuluşu sonrasında Ertuğrul Kürkçü’yü her zaman sosyalizm mücadelesinin bir neferi olarak gördü.
14 yıllık hapishane yaşamı boyunca yaptığı ideolojik katkılar ve 1986 sonrasında sosyalistlerin yeniden bir araya gelmesi için verdiği çabalar bu hafızanın önemli parçalarıdır. BSP sürecinde ve “Geleceği Birlikte Kuralım” girişiminde üstlendiği rol, ardından ÖDP’nin kuruluşuna yaptığı katkılar da bu siyasal mirasın parçasıdır.
Sonraki yıllarda ise hem ulusalcı eğilimlere karşı enternasyonalist bir çizginin savunulmasında hem de toplumsal mücadelelerde aktif biçimde yer aldı.
Solun ihtiyacı polemik değil sorumluluk
Bugün Türkiye’de ve bölgede siyasal tablo ağırlaşırken, sol hareketten beklenen şey kişisel polemikler değil; egemenlere karşı kitlesel seferberlik ve güç birliği arayışıdır.
Buna rağmen sol içi tartışmaların eski hesaplaşmalar üzerinden sürdürülmesi yalnızca siyasal enerjiyi tüketmektedir. Büyük sözler söyleyip başka sosyalistlere suçlama yöneltmek kolaydır; asıl zor olan, geçmişle yüzleşmek ve sol hareketin ortak geleceğine katkı sunacak siyasal sorumluluğu üstlenmektir.
Nasıl hatırlanacak?
Bugün birçok Devrimci Yol kadrosunun hafızasında sizin adınızın hangi tartışmalarla anıldığı da ayrıca düşünülmesi gereken bir konudur. Buna, yaşadığımız teorik ve politik sorunların aşılmasına ve solun birlikteliğine somut bir katkı üretilememiş olması ve ulusalcılıkta sergilenen ısrar da ekleniyor.
Ortaya çıkan tablo yalnızca bir polemik meselesi değil; aynı zamanda sol hareketin kendi tarihine ve geleceğine karşı sorumluluğuyla ilgilidir.
Hüzün verici.
Erdal Boyoğlu / 22.03.2026



