Ortadoğu’nun ortasında; kadın öncülüğünde, tüm milliyetlerin, inançların ve sekülerlerin ezilen kesimlerine dayanan, kapitalist moderniteye kafa tutan bir güce karşı Türk emperyalizminin merkezi rol oynadığı emperyalist bir imha dayatıldı. IŞİD eliyle yapamadıklarını, ondan daha kirli bir zombi tortusu olan HTŞ aparatıyla yapmaya çalışıyorlar.
ABD, İsrail ve zombiler, kapitalist modernitenin merkezlerinden Paris’te karar aldılar ve yan odalardan birinde bekleyen devşirme piyon Hakan Fidan’a şunu söylediler:
“Dünyanın her yerinden devşirdiğiniz tecavüzcü çetelerin tasmalarını gevşetmenize izin veriyoruz.”
İki mahalleye sıkışmış halkın katline böylece ferman çıkarıldı.
1 Nisan’da savaşacak asli güç, Roma, Osmanlı ve İttihatçı bebext kurnazlığıyla zaten mahallelerden çıkarılmıştı. Fırsat bu fırsat, iki mahalle en ağır silahlarla vuruldu.
Bu hummalı saldırının tam ortasında ABD emperyalizmi kredilerin önünü açtı. Filistin’deki Soykırım örneğinde olduğu gibi, her ırkçı–gerici katliama şakşakçılık yapan Avrupa Birliği’nin en üst yöneticileri bizzat Şam’a gidip Colani’nin kirli sakallarını sıvazlayarak, “Sana milyonlarca dolar kredi vereceğiz” sözünü verdiler; ardından ırkçılığı ve yabancı düşmanlığını büyütmek, içeride İslamofobiklik oynamak için üslerine döndüler.
Hep birlikte bu ödlekliğe de zafer dediler.
Kendileri açısından haklılar…
Komünalistler, Pir Seyit Rıza’nın durumuna düştü:
“Ben sizin yalanlarınızla ve hilelerinizle baş edemedim,
bu bana dert oldu.
Ama ben de sizin önünüzde diz çökmedim,
bu da size dert olsun…”
Direnen komünalist kadınlar, dünyanın gözü önünde, Muhammed’in dinini bir meta olarak kullanan kapitalist modernitenin Muaviyecileri tarafından binalardan aşağı atıldılar.
O binalardan atılan kadınlar; Enheduanna’yı, Louise Michel’i, Voltairine de Cleyre’i, Lucy Parsons’ı, Federica Montseny’i, Simone Weil’i, Arîn Mîrkan’ı ve Sakine Cansız’ı temsil ediyorlardı.
Bu anlamda erkek zombilerin “zaferlerini” küçümsemiyoruz elbette.
⸻
Kravatlı IŞİD’çiler
Türk emperyalizminin merkezi rol oynadığı bu katliam girişiminde, kapitalist modernitenin tüm bileşenleri bir şekilde rollerini layıkıyla oynadılar. Irkçı, Muaviyeci kesimler dışında en göze çarpanlar; Sözcü gazetesi, Sözcü TV, Cumhuriyet gazetesi (ki bunların bir kısmı sosyalizmi kirletmeyi kendisine görev edinmiş “sosyalistlerdir”), Halk TV vb. kravatlı IŞİD’çilerdir.
Rollerini layıkıyla yerine getirdiler ve getirmeye devam ediyorlar.
⸻
Dijital Soytarılar
Dijital ortam, olanaklar sunduğu kadar, kapitalist hegemonya koşullarında muazzam yıkıcı bir rol de oynuyor. Bunu en kudurmuşça ve sorumsuzca kullananlar —içlerinde Yavuz Bingöl misali arada kafasını uzatan Kürt dönek ve düşkünlerin de bulunduğu— Hızır Paşalardır.
Özgürlük mücadelesine karşı, “Bakın, ben de bir şeyler yapmak için didiniyorum” telaşıyla yıkıcı rollerini oynamaya çalışıyorlar.
Cümleye “Suriye ordusu ve SDG”, “Suriye ordusu ve Kürtler” diye başlayıp, kuyruk acılarının şiddeti nispetinde iğrenç çığlıklar atıyor; Öcalan’a, M. Kobani’ye, DEM’e ve onun bileşeni olan, özellikle Türk devrimcilere saldırıyorlar.
Hedefleri yersiz ve sebepsiz değil elbette; ancak bir sinek kadar mide bulandırıyorlar…
Peki neden bu kravatlı IŞİD’çiler, dijital soytarılar, uzman herbokologlar, “Kürtçüler” ve cümle dönek-düşkünler, aralarındaki tüm ayrılıkları bir tarafa bırakıp hep birlikte saldırıyorlar?
Çünkü Öcalan hücresinde kapitalist moderniteye vurdukça, artık bir üretim tarzından ziyade bir yıkım sistemi olan kapitalist modernitenin kenarına köşesine tünemiş bu köksüzler, herkesten fazla sarsılıyorlar.
⸻
Komünalistlerin Yürüyüşü Güçlenerek Devam Ediyor
Özgürlük mücadelesi elbette öncelikle kendi hata ve eksiklikleriyle hesaplaşacaktır. Bu çabanın içinde olunduğu konusunda şüphe yoktur.
Öte yandan İran’dan Uzak Asya’ya, Latin Amerika’dan emperyalist metropollere kadar komünalist bir volkanın ayak sesleri, giderek daha sağlam adımlarla ilerliyor.
Her yerde kadınlar bu mücadelenin en önünde; onlardan öğrenerek, “erkeği öldürerek” insanlaşan erkekler de onların yanında yer alıyor…
Evet, iki mahallede daha vurulduk ama yenilmedik.
Onlar “kazanırsa” dünya kaybeder.
Bu nedenle rehavete yer yok elbette; ama kimsenin şüphesi olmasın:
Biz kazanacağız!
Niyazi Aytaç



