Toplumda giderek daha fazla dillendirilen kaygı, İsviçre’nin tarafsızlık politikasının fiilen sona erdiği yönünde. Bu gidişat, en çok işçi sınıfı, göçmenler ve kadınları etkiliyor. Hayat pahalılığı sahte enflasyon istatistikleri ile örtbas edilmiş durumda.
Yüzyıllardır süregelen tarafsızlık politikasıyla övünen İsviçre, son yıllarda uluslararası gelişmeler karşısında bu maskesini düşüren adımlar atmaya başladı. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşı sonrası uygulanan yaptırımlar ve Batı eksenli dış politik tercihler, ülkenin tarafsızlık propagandasının gerçekliği yansıtmadığını açıkça ortaya koydu. Bu değişim, sadece diplomatik alanda değil, ekonomik ve sosyal düzeyde de etkilerini göstermeye başladı. En ağır faturayı ise her zaman olduğu gibi halk ödüyor.
İsviçre hükümeti, son aylarda halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaya dönük sosyal harcamaları kısmaya devam ederken, bütçeyi giderek artan bir şekilde askeri projelere yönlendiriyor. 2024 yılında yüzde 50,1 oyla kabul edilen referandum sonucunda, yaklaşık 30 milyar İsviçre Frank’ı maliyetle 36 adet F-35 savaş uçağının satın alınmasına karar verilmişti. Teslimatlar 2027–2030 yılları arasında planlanıyordu.
Ancak bu süreçte, Trump yönetimindeki ABD’nin baskısı savaş uçaklarının maaliyetini daha da yükseltti. Başlangıçta sabit fiyatla imzalanan anlaşma artık geçersiz sayılıyor. Washington tarafı, enflasyon ve yeni gümrük vergilerini gerekçe göstererek maliyetin 650 milyon ila 1,3 milyar CHF arası artacağını belirtiyor. Geçtiğimiz haftalarda İsviçre Savunma Bakanı Martin Pfister ve ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth arasında bir dizi görüşme gerçekleşti. İsviçre tarafı baskıyı azaltmaya çalışsa da herhangi bir sonuç alamadı.
Dahası, Trump yönetimi İsviçre ürünlerine yönelik gümrük vergisi oranını yüzde 31’den yüzde 39’a yükseltti. Bu oran Avrupa’daki en yüksek tarife olup, ABD’nin İsviçre’ye dönük açık bir ekonomik baskı aracı olarak değerlendiriliyor. ABD böylece artık İsviçre’ye “daha fazla yolunacak bir müttefik” gibi muamele ediyor. Trump ve yönetimi ikinci döneminde sadece İsviçre’ye değil tüm Avrupa’ya baskı uygulayarak hem ekonomik hem de askeri bağımlılığı derinleştiriyor.
“Sözde” Tarafsızlık Rafa Kalktı
Bu tablo, İsviçre’nin içeride kendi halkına hayat pahalılığını dayatırken, dışarıda ise ABD’nin ve Trump yönetiminin çıkarları doğrultusunda milyarlarca frankı silahlanmaya aktardığını gösteriyor. Aynı dönemde Ukrayna’ya yapılan yardımlar ve AB’nin “Military Mobility” projesine katılma kararı ülkenin geleneksel tarafsızlık politikasını aşındırırken; Suriye’de HTŞ gibi radikal yapılara verilen dolaylı mali destekler, insan hakları açısından büyük bir skandal yaratıyor.
Bu anlaşmanın doğrudan maliyeti ise İsviçre halkına yükleniyor. Ek masraflar vergiler ve kamu bütçesi üzerinden karşılanacağı için, eğitim, sağlık ve sosyal yardımlar gibi hizmetlerde yeni kısıtlamalar gündeme geliyor. Trump yönetiminin yüzde 39’luk gümrük vergisi, İsviçre’nin ABD’ye ihracatını pahalı hale getirerek küçük üreticilerin rekabet gücünü zayıflatıyor ve bu durum özellikle de sanayi işçilerini olumsuz etkiliyor. Zaten yüksek olan enflasyon ve pahalılık, yeni askeri harcamalarla birleşince halkın alım gücü daha da düşüyor; sigorta primleri, vergiler, kiralar ve temel ihtiyaçlara yeni dönemde giderek artacak gibi görünüyor.
Fatura halka kesiliyor
Bu gidişat, en çok işçi sınıfı, göçmenler ve kadınları etkiliyor. Hayat pahalılığı sahte enflasyon istatistikleri ile örtbas edilmiş durumda. Toplumda giderek daha fazla dillendirilen kaygı ise, İsviçre’nin tarafsızlık politikasının fiilen sona erdiği yönünde. Ukrayna’ya verilen yardımlar ve ABD ile yapılan silah anlaşmaları, İsviçre halkının büyük bir kısmında “bağımsızlığımız zedeleniyor” algısını güçlendiriyor. ABD’den milyarlarca franklık savaş uçağı alımı, İsviçre’nin güvenlik stratejisini Washington’a daha da bağımlı hale getirerek, militarizasyonu ve paralelinde ırkçı, cinsiyetçi politikaları besleyerek işçilerin, emeklilerin, göçmenlerin ve kadınların hayatını daha da zorlaştırıyor.
İsviçre’nin göstermelik de olsa tarafsızlık ilkesinden vazgeçerek “Esnek Güvenlik Politikalarına” geçişi, sadece diplomatik bir yön değişikliği değil; aynı zamanda halkın ekonomik ve sosyal refahını da tehdit eden bir yönelimdir. Hükümet NATO kampına paralel olarak aldığı kararların faturasını işçilere, emekçilere, göçmenlere ve kadınlara ödetmek istiyor.
Savaşa, militarizasyona, cinsiyetçiliğe ve neoliberal yağma politikalarına karşı işçilerin, kadınların, göçmenlerin, ezilen halkların birlikte mücadelesini organize etmek her zaman olduğundan daha acil ve elzemdir.
* SYKP İsviçre Bülteni YENİDEN’den alınmıştır



