fbpx

Feminizid: Bireysel suç mu, toplumsal sorun mu? – Rabia Baldemir

Paylaş

Son yıllarda İsviçre’de kadın cinayetlerinde ciddi bir artış yaşanıyor. 2024 yılında her iki haftada bir kadın öldürüldü. Henüz 2025 yılının başlarındayken, 12. haftada 11 kadın cinayeti işlendi. Bu tablo, kadın cinayetlerinin münferit olaylar olmadığını, aksine yapısal bir sorun haline geldiğini gösteriyor.

22 Mart 2025’te Emmenbrücken’de bir kadın ve kızı bir erkek tarafından öldürüldü. Şüpheli bir erkek yakalanmış olmasına rağmen, daha şimdiden suçsuz olduğu öne sürülüyor. Bu, bu yıl içinde işlenen 11. kadın cinayeti ve aynı zamanda bir kadın cinayeti bağlamında öldürülen ilk kız çocuğu. Ancak medya olayı bir “trajedi” olarak ele aldı. “Aile dramı”, “bireysel bir trajedi”, “psikolojik vaka”, Türkçede kullanılan haliyle “cinnet geçirdi” gibi ifadeler, toplumsal cinsiyet temelli şiddeti bireyselleştirerek, sistematik erkek egemen anlayışın üzerini örtmeye çalışıyor.

Demokratik ve eşitlikçi bir maske takan İsviçre, aslında muhafazakâr ve erkek egemen anlayışın hâkim olduğu bir ülke. Kadın cinayetleri, kadınların bağımsız yaşamalarına, boşanmalarına, hayatları hakkında kendi kararlarını vermelerine ve erkek egemen toplumun koyduğu kurallara uymamalarına karşı birer “cezalandırma” olarak karşımıza çıkıyor.

Feminizid: Küresel Bir Gerçeklik

Kadınların cinsiyetlerinden dolayı öldürülmesi, yani feminizid, küresel bir gerçeklik. Ancak İsviçre gibi ülkelerde bu cinayetler hâlâ yeterince politik bir mesele olarak görülmüyor. Medya ve yargı, bu suçları sıradan münferit olaylar gibi göstermeye devam ediyor. Oysaki feminizid, bireysel değil, sistematik bir sorundur.

İsviçre’de yargı, kadın cinayetleri ve kadınları koruma konusunda hâlâ yetersiz. Yargının %62’sinin erkeklerin elinde olduğu düşünüldüğünde, adaletin gerçekten sağlanıp sağlanmadığı sorgulanmalıdır. Erkek adalet değil, gerçek adalet istiyoruz!

2022 yılında bir tecavüz davasında hâkim, saldırının “sadece 11 dakika sürdüğü” gerekçesiyle cezada indirim yaptı. Kadın katilleri çoğu zaman “aşırı duygusal durum”, “ani öfke patlaması” gibi bahanelerle hafifletici sebeplerden yararlanıyor. Bu durum, kadın cinayetlerinin cezasız kalmasına ve faillerin cesaretlenmesine yol açıyor.

Yargının kadın cinayetlerini, taciz ve tecavüzü ağır suç olarak ele alması ve hafifletici sebeplerin kaldırılması gerekiyor. Ayrıca, kadınları öldüren faillerin iyi hâl indirimi alarak serbest bırakılmasının önüne geçilmelidir. Eğer fail göçmense, hapis cezası yerine sınır dışı edilmesi de adaletsiz bir uygulamadır. İsviçre, İstanbul Sözleşmesi’ni imzalamış olmasına rağmen, ne yazık ki sözleşmeyi etkin şekilde uygulamamaktadır.

Kadınları Korumak İçin Ne Yapılmalı?

Kadınlar öldürülmeden önce çoğu zaman devlete ve polise başvuruyor ya da birçoğu sisteme güvenmediği için başvur(a)mıyor. Başvurduklarında ise sistem onları korumuyor. Kadın sığınma evleri yetersiz, polis şikâyetleri ciddiye almıyor ve göçmen kadınlar dil sorunları nedeniyle haklarını aramakta zorlanıyor.

Kadın cinayetlerini durdurmak için sadece bireysel çözümler değil, sistemsel değişimler gerekiyor:

  • Koruma mekanizmalarının güçlendirilmesi: Daha fazla kadın sığınma evi, her dilde acil destek hatları ve etkin koruma tedbirleri oluşturulmalı.
  • Ekonomik bağımsızlık: Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaları için eşit işe eşit ücret politikaları uygulanmalı, girişimcilik desteklenmeli ve bakım yükü sadece kadınların omuzlarında olmaktan çıkarılmalı.
  • Caydırıcı yasalar: Kadın haklarını koruyan yasalar sıkı bir şekilde uygulanmalı, cezalar caydırıcı hale getirilmeli ve mağdurların adalete erişimi kolaylaştırılmalı.

Koruma mekanizmaları hayati önem taşıyor. Ancak asıl hedef, kadınların mağdur ve korunmak zorunda kalmadığı, eşit ve özgür bir toplum yaratmak olmalıdır.