fbpx

Aşırı sağın yükselişinin kadınlara yansıması – Rabia Baldemir

Paylaş

Son yıllarda dünyanın farklı köşelerinde, kadınlara yönelik baskılar giderek artıyor. Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ve Ortadoğu’daki politik gelişmeler, kadınların toplumsal konumunu tehdit ediyor. Belki Türkiye’den bakınca Erdoğan iktidarının kadınlara yönelik cinsiyetçi politikaları çok ön plana çıkıyor ancak bu saldırı sadece belirli bir bölgeye, ülkeye ait değil ne yazık ki. Kadınlara yönelik tahakkümcü söylemler ve politikalar, farklı kıta ve rejimlerde benzer şekillerde ortaya çıkmaya devem ediyor.

Avrupa’da Aşırı Sağ ve Kadın Hakları

Avrupa genelinde aşırı sağ partiler, geleneksel cinsiyet rollerini yücelterek ve feminist hareketleri hedef alarak kadınların kazanılmış haklarını geriletmeye çalışıyorlar. Almanya’da AfD (Almanya İçin Alternatif) Partisi, “modern kadının yozlaştığını” öne sürerek geleneksel kadın modeline dönüş çağrısı yapıyor. Bu söylem, toplumsal cinsiyet eşitliğine ve kadın haklarına yönelik ciddi bir tehdit oluştururken, kadınları eve ve aileye hapsetmeyi, sadece annelik rolüyle sınırlandırmayı hedefliyor.

Benzer bir şekilde, İspanya’da VOX Partisi feminist hareketlere karşı sert bir duruş sergilemekte, kadınların kazandığı hakları geriye döndürmeyi hedeflemekte. Özellikle kadına yönelik şiddetle mücadele yasalarını zayıflatmaya ve kürtaj hakkını kısıtlamaya yönelik politikalar izliyor. Bu durum, kadınların toplumsal hayatta, siyasette ve akademide daha az görünür hale gelmesine neden olurken, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesini de zayıflatıyor.

Kadın Liderler ve Aşırı Sağ

Aşırı sağ partilerin bazı kadın liderlerle yükselmesi, yüzeysel bir ilerleme gibi görünse de feminist bir perspektiften baktığımızda farklı bir gerçeklik görüyoruz. İtalya’da Giorgia Meloni, Fransa’da Marine Le Pen ve Almanya’da Alice Weidel gibi isimler, kadın liderler olarak öne çıksa da savundukları politikalar toplumsal cinsiyet eşitliği açısından kaygı verici. Bu liderler, geleneksel aile yapısını kutsayarak kadınları annelik ve ev içi rolleriyle sınırlamakta, kürtaj hakkını kısıtlamaya yönelik politikalar izlemekte ve göçmen kadınların maruz kaldığı ayrımcılığı görmezden gelmektedir.

Kadınların siyasette yer alması elbette önemlidir, ancak asıl mesele, bu liderlerin politik duruşlarının ne yönde olduğudur. Kadınların sadece biyolojik kimlikleriyle siyasete dahil olmaları onları eşitlik ve özgürlük mücadelesinin öznesi haline getirmez. Aksine, kadın perspektifine sahip olmayan bu siyasetçiler mevcut erkek egemen sistem içinde onlara biçilen rolleri yeniden üretmekten öteye geçmezler. Bizim için belirleyici olan patriyarkal ve baskıcı yapıları dönüştürmeyi hedefleyen politikalar üretip üretmedikleridir.

Ortadoğu ve Kadın Hakları

Avrupa’nın aşırı sağ politikaları, sadece kendi sınırları içinde kalmıyor.  Ortadoğu’da yaşanan savaşlar ve politik gelişmeler de kadınların yaşamını derinden etkiliyor. Avrupa’nın bazı liderleri, kendi ülkelerinde cinsiyetçi ve göçmen karşıtı politikalar izlerken, Coloni gibilerle el sıkışarak, Ortadoğu’daki radikal gruplarla ittifak kurarak azınlıkları ve kadınları daha da baskı altına alan politikaları destekliyorlar.

Savaşlar her zaman kadınlara yönelik şiddetin artmasına, cinsel saldırıların yaygınlaşmasına ve kadınların sosyal, ekonomik ve siyasi haklarının kısıtlanmasına yol açar. Bu durum, kadınların özgürleşmesi için verilen mücadelenin, savaş ve göç gibi büyük krizlerden bağımsız düşünülemeyeceğini gösteriyor.

Birlikte Mücadele

Bu gelişmeler karşısında, kadınların ve göçmenlerin ortak mücadele ve dayanışma içinde olması büyük önem taşıyor. Aşırı sağın ve savaşların yarattığı baskıya karşı, insan hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği için verilen mücadele daha da hayati hale gelmiş durumda. Avrupa’da ve Ortadoğu’da kadın haklarına yönelik tehditler artarken, farklı coğrafyalardaki kadın hareketlerinin birlikte hareket etmesi, bu mücadelenin başarıya ulaşması için kritik önemdedir. Her zaman söylediğimiz gibi KADINLAR BİRLİKTE GÜÇLÜ!