fbpx

Feminist mücadele gücümüzdür – Gülfer Akkaya

Paylaş

Her ne kadar patriyarkayı güçlendiren, ondan beslenen bir iktidarın varlığı ülkeyi karartmaya çalışsa da direnen kadınlar ve onların ideolojisi olan feminizm var ve engel tanımıyor. Birlik, mücadele ve dayanışma günümüz olan 8 Mart kutlu olsun. Nerde olursa olsun direnen tüm kadınlara aşk olsun. Ve bir de ölüm değil, yaşam olsun, barış olsun.

Geride bıraktığımız yılı kadınlar, emekçiler, öğrenciler, LGBTİ+lar, işçiler hem güzel bir yıl olarak anımsayacak hem de kötü bir yıl olarak anımsayacak. Güzel bir yıl olarak anımsayacağız çünkü patrilarkaya ve sermayeye karşı direndik. Kötü anımsayacağız çünkü kazanılmış haklara yönelik saldırıların yoğunlaştığı bir yıldı.

Medeni kanuna yönelik saldırı girişimi oldu ama geri adım attılar. Evlilik oranlarının düşmesi nedeniyle son yıllarda iktidarın gençleri evliliğe özendirme projeleri bir birini takip etti. Çeyiz desteği, evlilik desteği, çocuk parasının arttırılması bunlardan bazıları. Düşen genç nüfus ve gençlerin evlilik yaşının yükselmesi ülke için beka, sermaye için işgücü sorunuymuş gibi gösterilmeye çalışıldı, bundan vazgeçmeyecekler de. Böylece daha çok doğum ve daha çok evlilik politikaları iktidarın başlıca gündemleri arasında yer aldı.

Ücretli alanda devam eden “kriz” adres şaşırmayıp yine ilk olarak kadın işçileri vurdu. Üniversite mezunu (aralarında birden fazla üniversiteden mezun) çok sayıda genç kadın işsizler ordusunda birikerek yer almaya devam etti. Ülkede bu yıl da kategorik olarak en yüksek işsizlik genç kadın işsizliği.

Ücretlerin düşük olmasının yanı sıra Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) kuyumcu terazisi titizliğinde açıkladığı enflasyon oranları yüzünden emekçiler, işçiler çok düşük maaşlar aldı.

Sadece çalışanlar mı?

Emekliler en kötü koşullarda yaşayan kesim. “Vay sen misin emekli olan?” der gibi cezalandırılan, açlığa mahkûm edilen, aylığı gıdım gıdım arttırılan (yani düşürülen) emekliler arasında kadınlar da bulunuyor. Ve bu düşük emekli aylıkları ile hayatlarının son dönemini çocuklara ya da yerel yönetimlere bağımlı geçiriyorlar.

Dul ya da babasından/annesinden kalan emekli aylığından yararlananların çoğu haliyle kadınlar. TÜİK marifetiyle emekli aylığına yapılan düşük zam oranları emeklileri yoksullaştırdığı gibi dul ve yetim aylığı alan kadınları da daha yoksullaştırıyor.

Yaşam süresi arttıkça bakım emeğinin önemi artıyor

Son yıllarda açıklanan araştırmaların gösterdiği gibi dünyaya koşut olarak ülkemizde de insan ömrü uzuyor. Bu durum ölümsüzlük peşinde koşan insan için olumlu bir gelişme olsa da patronlar ve devlet için masraf anlamına geliyor. Kadınlar içinse devlet, sermaye ve erkekler bu alanda daha çok yer almazsa bakım emeği sömürüsü, süresi artarak devam ediyor olacak.

Daha uzun süre yaşamak daha uzun yıllar emekli aylığı almak demek olduğu gibi insanın bakıma ihtiyaç duyduğu dönem olan yaşlılık süresinin de uzaması anlamına geliyor. Burada özellikle belirtmek isterim ki yaşlıları bakıma muhtaç insan grubu olarak algılamadığım gibi bunun böyle algılatılmaya çalışılmasına da karşıyım. Yine altını çizerek söylemekte fayda var; sağlıklı, kimseye muhtaç olunmadan yaşanacak yaşlılık için çalışma koşulları, yaşam kalitesi ve güvenli, erişilebilir, saat gibi çalışan sağlık sistemi gerekli. Nasıl bir yaşlılık yaşayacağımız hangi koşullarda çalıştırıldığımızdan, sağlıklı gıdaya ulaşabilmemizden bağımsız değil.

Ayrıca özellikle eviçi işlerin ve ev içindeki bakım emeğinin kadınların üzerinde alınması da daha sağlıklı bir yaşlılık için olmazsa olmazlardan.

Milyonlarca kadın bitip tükenmeyen evişleri yüzünden bel-boyun fıtığı sorunu yaşıyor, diz ağrıları çekiyor, soluduğu zararlı temizlik maddeleri nedeniyle çeşitli sağlık sorunları ile karşı karşıya.

Şimdiye dek esas olarak hasta, yaşlı, engelli bakımını eviçinde kadınların üzerine yıkan erkek, devlet ve sermayeye karşı feministlerin eviçi bakım emeğini gündeme getirmeleri, itiraz etmeleri bu devasa sömürü alanının fark edilmesine ve siyasetin gündemine girmesine neden oldu. Ancak eviçinde bedava bakım yaptırmaya alışanlar için bundan vazgeçmek kolay değil. AKP bakım emeğinin esas olarak ev içinde devam etmesini hedeflemekte. Bunu iki şekilde sürdürüyor. İlki; kadınlara çok düşük ücretler ödeyerek. İkincisi; yirmi yıla yakındır hayata sokmaya çalıştığı esnek çalışma modeli ile.

Evde ve işyerinde kadınlar haklarını arıyor

Tüm zorluklara, daha fazla yoksullaşmaya rağmen kadınlar haklarına sahip çıkmaktan, direnmekten vazgeçmiyor.

İşçi eylemlerinde en önde ve örgütlü olarak çok sayıda kadın yer alıyor. Yine başı kapalı çok sayıda genç kadın sömürü koşulları ağır alanlarda, çeşitli sektörde çalışıyor. İşçi kadınlar grev ve direnişlerde artan sayılarda görünmeye başladılar. En önde duruyorlar. Zamanında üniversiteye gitme hakkı engellenen başı bağlı kadınların verdikleri ve feministlerin de desteklediği mücadele ile eğitim hakları uzun yıllardır kazanıldı ama şimdi de “emeğim sömürülüyor” diyerek sermayenin el koyduğu hakları için direnişlerde yer alıyorlar. AKP iktidarında haksız hukuksuz şekilde grev ve direnme hakkı elinden alınmış olsa da emeğin hakkı için kadınlar hep beraber işyerleri önünde eylemdeler.

Direnişteki Hepsijet işçileri

Aynı şekilde kadınlar evlerin içinde de haklarını aramaktan vazgeçmiyorlar. Feminizmin sesinin girmediği ev nerdeyse yok. Anneler kızlarının güçlenmesi için, hakları için evin içindeki iktidara karşı direniyor. Kızlar annelerini özellikle babalarının şiddetine karşı yalnız bırakmıyor. Aynı şekilde çok sayıda oğlan da babasına karşı annesinin yanında duruyor.

Ülkenin sosyolojisi, ev içlerinin siyasi havası, sokakların ısısı değişiyor.

Her ne kadar patriyarkayı güçlendiren, ondan beslenen bir iktidarın varlığı ülkeyi karartmaya çalışsa da direnen kadınlar ve onların ideolojisi olan feminizm var ve engel tanımıyor.

Birlik, mücadele ve dayanışma günümüz olan 8 Mart kutlu olsun. Nerde olursa olsun direnen tüm kadınlara aşk olsun.

Ve bir de ölüm değil, yaşam olsun, barış olsun.

Kaynak: Kadın İşçi