fbpx

Berlin seçimlerinde sosyal haklar, göç ve AfD tehdidi sandığın merkezinde

Paylaş

Berlin, 20 Eylül’de yeni Eyalet Parlamentosu’nu (Abgeordnetenhaus) belirlemek üzere sandık başına gidecek. Konut krizi, hayat pahalılığı, göç ve çalışma koşulları seçim kampanyasının öne çıkan başlıkları olurken, AfD’nin yükselişi de seçimlerin en önemli siyasal başlıklarından biri. Die Linke’nin başbakan adayı Elif Eralp ise sosyal politika, kiralar ve göçmenlerin eşit hakları üzerinden yürüttüğü kampanyayla öne çıkıyor.

Gaste Avrupa / Berlin’de Abgeordnetenhaus seçimleri 20 Eylül 2026’da yapılacak. Aynı gün ilçe meclisleri için de seçim gerçekleştirilecek. Bu seçim, yalnızca Berlin’de yeni bir hükümetin kurulup kurulmayacağını değil, başkentin önümüzdeki yıllarda sosyal politika, göç, konut, çalışma yaşamı ve iklim alanlarında hangi yöne gideceğini de belirleyecek.

Seçimde SPD, CDU ve Die Linke eyalet çapında yarışırken, Yeşiller, AfD, FDP, BSW, Volt ve diğer partiler de eyalet listeleriyle seçime katılıyor. Toplam 17 parti, eyalet veya ilçe listeleriyle oy pusulasında yer alıyor.

Son kamuoyu araştırmalarında yarışın başa baş seyretmesi, Die Linke’nin ilk kez Berlin’de birinci parti olma ihtimalini gündeme getiriyor. Temmuz ayında yayımlanan bir Infratest dimap araştırmasında Die Linke yüzde 22 ile ilk sırada, CDU yüzde 20, Yeşiller yüzde 17 ve AfD yüzde 16 olarak ölçülmüştü. Ancak seçim gününe kadar dengelerin değişebileceği açık.

Konut krizi seçimlerin en önemli başlığı

Berlin’de seçim sonuçlarını belirleyebilecek en önemli sorunlardan biri konut ve kira fiyatları.

Die Linke, programının merkezine kira sorununu yerleştiriyor. Parti; kamuya ait konut şirketlerinde kira artışlarının sınırlandırılmasını, bir “kira üst sınırı” (Mietendeckel) uygulanmasını, kiracıların korunması için yeni bir eyalet kurumu oluşturulmasını ve büyük konut şirketlerinin kamulaştırılmasına ilişkin 2021 referandumunun hayata geçirilmesini savunuyor.

Partinin programında ayrıca on yıl içinde 75 bin sosyal konut yapılması ve yılda 7.500 kamu konutu inşa edilmesi hedefleniyor.

SPD de konut krizine karşı yeni konut üretimi ve kira düzenlemelerini savunuyor. Parti programında uygun fiyatlı konut üretimi, kiraların sınırlandırılması ve sosyal konut politikası önemli başlıklar arasında bulunuyor.

Yeşiller ise daha fazla konutun yanı sıra özellikle kamu yararına konut üretimi, spekülasyona karşı mücadele ve kamu arazilerinin özel çıkarlar için kullanılmaması gerektiğini savunuyor.

Dolayısıyla konut konusunda partiler arasında önemli farklar bulunmakla birlikte, Berlin’de asıl ayrımın piyasanın mı yoksa kamusal müdahalenin mi daha belirleyici olacağı konusunda ortaya çıktığı görülüyor.

Göçmenler açısından tablo daha belirgin

Berlin nüfusunun önemli bir bölümünü göçmen kökenli insanlar oluşturuyor. Dolayısıyla göç ve eşit yurttaşlık seçimlerde yalnızca “göç politikası” başlığı değil, eğitimden istihdama, konuttan sosyal hizmetlere kadar birçok alanı etkileyen temel bir mesele.

Die Linke, göçmenlerin ve mültecilerin haklarının genişletilmesini, ayrımcılıkla mücadeleyi ve Berlin’de yaşayan insanların statülerinden bağımsız olarak sosyal haklara erişimini savunuyor. Partinin başbakan adayı Elif Eralp de parlamentoda özellikle entegrasyon, kadınlar, eşitlik ve ayrımcılıkla mücadele alanlarında çalışıyor.

Yeşiller de programında mültecilerin Berlin’de güvenli biçimde yaşamalarını, toplumsal katılımı ve ayrımcılıkla mücadeleyi açık biçimde savunuyor. Parti, göçmen kökenli insanların ve mültecilerin eğitim ve çalışma yaşamına katılımını artırmayı da hedefliyor.

SPD programında da çeşitlilik, dayanışma ve göçmen kökenli insanların siyasal ve toplumsal katılımının artırılması vurgulanıyor.

Ancak AfD’nin yaklaşımı bu partilerden keskin biçimde ayrılıyor.

AfD Berlin programında “remigration” kavramını açıkça kullanıyor; iltica başvurusu reddedilmiş ve sınır dışı edilmesi gereken kişilerin gönderilmesini savunmanın ötesinde, 2015’ten sonra Almanya’ya gelen sığınmacılar için bir “remigration agenda” talep ediyor.

AfD’nin 2026 Treptow-Köpenick programında da yeni mülteci konaklama merkezlerine karşı çıkılması, iltica başvurusu yapanlar için çalışma düzenlemelerinin değiştirilmesi ve “kontrolsüz göçün” durdurulması gibi talepler bulunuyor.

Bu nedenle seçimde göçmenlerin ve mültecilerin hakları açısından partiler arasındaki ayrım oldukça net.

Çalışanlar açısından hangi model?

Berlin’in ekonomik sorunları yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, çalışanların ücretleri ve çalışma koşullarıyla da ölçülüyor.

SPD, ekonomik büyüme ile “adil ücretleri” birlikte savunuyor ve güçlü bir ekonominin Berlin’de sosyal refahın temeli olduğunu söylüyor.

Yeşiller ise özellikle düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışanlara yönelik politikalar öneriyor. Programlarında Berlin’deki göçmen çalışanların gastronomi, lojistik, hizmetler ve yaratıcı sektörlerde ortalamanın üzerinde güvencesiz koşullarda çalıştığına dikkat çekiliyor. Parti, sendikalarla birlikte bir Arbeitnehmer*innenkammer, yani çalışanların haklarını savunacak yasal bir temsil kurumu oluşturmayı öneriyor.

Die Linke ise ekonomik politikanın merkezine yeniden dağıtımı, kamu hizmetlerini ve çalışanların sosyal güvenliğini koyuyor. Elif Eralp’ın 1 Mayıs açıklamasında özellikle servet vergisi, sosyal devlet, kira artışları ve zenginlik eşitsizliği öne çıkarıldı.

Bu noktada üç parti arasındaki temel fark, sosyal sorunların çözümünde ekonomik büyüme ve piyasa mekanizmaları ile kamu müdahalesi ve yeniden dağıtımın ağırlığının ne olması gerektiği konusunda ortaya çıkıyor.

Kadınların hakları ve eşitlik

Kadınların güvenliği, eşit ücret, bakım hizmetleri, kadın yoksulluğu ve toplumsal cinsiyet eşitliği de seçim kampanyasının önemli başlıklarından.

Die Linke’nin Elif Eralp’ı, Berlin Parlamentosu’nda entegrasyonun yanı sıra kadınlar ve eşitlik komisyonlarında görev yapıyor. Aynı zamanda ırkçılık, Müslümanlara yönelik düşmanlık ve diğer ayrımcılık biçimleriyle mücadele eden parlamento araştırma komisyonunda yer alıyor.

Yeşiller programında kadınların yanı sıra FLINTA*, queer insanlar, mülteciler, BIPoC, göçmenler ve engelliler için eşitlik ve ayrımcılıkla mücadeleyi açıkça savunuyor.

SPD de kadınların, göçmen kökenli insanların ve diğer dezavantajlı grupların siyasal katılımını artırmayı hedefliyor.

AfD’nin yaklaşımı ise bu partilerden belirgin biçimde farklı. Örneğin AfD’nin ilçe programında Gender-Mainstreaming’in kaldırılması ve queer politikalarının sınırlandırılması gibi talepler yer alıyor.

İklim ve doğa: Yeşiller ile AfD arasındaki keskin ayrım

İklim politikası da seçimde önemli bir ayrışma alanı.

Yeşiller, Berlin’in 2045 yılına kadar iklim nötr olması hedefini koruyor; temiz enerji, iklim uyumlu kentleşme ve yeşil alanların korunmasını ekonomik ve sosyal adaletle birlikte ele alıyor. Özellikle düşük gelirli insanların iklim krizinin sonuçlarından daha fazla etkilendiğine dikkat çekiyor.

SPD de iklim korumasını, ulaşımı ve altyapıyı seçim programının parçalarından biri olarak ele alıyor.

AfD ise iklim politikalarının önemli bir bölümünü “iklim histerisi” olarak nitelendiriyor. Örneğin Berlin’in Treptow-Köpenick ilçesine ilişkin programında rüzgâr enerjisi yatırımlarına karşı çıkıyor ve iklim değişikliğiyle mücadelede mevcut iklim politikalarından farklı bir yaklaşım savunuyor.

Bu nedenle iklim krizi ve enerji dönüşümü açısından da seçmenlerin önünde birbirinden oldukça farklı seçenekler bulunuyor.

Asıl soru: AfD ne kadar güçlenecek?

Berlin seçimlerinin en önemli siyasi sonuçlarından biri AfD’nin alacağı oy oranı olacak.

AfD, 2026 seçimlerinde Berlin genelinde eyalet listesiyle yarışıyor.

Partinin göçmenler ve mülteciler konusundaki sert politikası, “remigration” söylemi ve kadın, queer ve toplumsal cinsiyet politikalarındaki tutumu, diğer büyük partilerle arasındaki mesafeyi açık biçimde ortaya koyuyor.

Üstelik Berlin’deki seçim yalnızca AfD’nin hükümete girip girmeyeceği açısından değil, hangi siyasal gündemin bütün partiler üzerinde etkili olacağı açısından da önem taşıyor.

AfD’nin güçlenmesi, göç ve sosyal politika tartışmasının daha fazla güvenlik, sınır dışı ve “düzensiz göç” eksenine çekilmesi riskini beraberinde getiriyor. Buna karşılık sosyal demokrat, yeşil ve sol partilerin programlarında konut, sosyal devlet, eşitlik, iklim ve göçmenlerin toplumsal katılımı daha fazla öne çıkıyor.

Elif Eralp’ın önündeki fırsat

Die Linke’nin başbakan adayı Elif Eralp, bu seçimde Berlin siyasetinin dikkat çeken isimlerinden biri.

Eralp, göçmen kökenli insanların, kiracıların ve düşük gelirli çalışanların sorunlarını kampanyasının merkezine yerleştiriyor. Konut krizine karşı Mietendeckel, kamu konutlarının artırılması ve büyük konut şirketlerinin kamulaştırılması gibi daha radikal müdahaleleri savunuyor.

Son dönemde Eralp’ın öne çıkan bir diğer başlığı ise ırkçılık ve aşırı sağla mücadele oldu. 14 Ağustos’ta Berlin’de siyah çocuk ve gençlere yönelik bir yüzme etkinliğinin ırkçı tehditler nedeniyle iptal edilmesinin ardından Eralp, olayın “nefret ve kışkırtmanın ne kadar yayıldığını” gösterdiğini belirterek açık biçimde tepki gösterdi.

Bu tutum, seçimde göçmenlerin, kadınların, kiracıların ve sosyal hakların savunulmasını öncelik olarak gören seçmenler açısından Die Linke’yi diğer seçeneklerle karşılaştırılabilir bir konuma getiriyor.

20 Eylül’de nasıl bir Berlin?

Berlin seçmeni aslında yalnızca bir belediye yönetimini değil, kentin önümüzdeki yıllardaki siyasal yönünü belirleyecek.

Bir tarafta konut piyasasına daha güçlü kamu müdahalesi, sosyal devletin güçlendirilmesi, göçmenlerin eşit hakları, kadınların ve azınlıkların korunması ve iklim politikalarının sürdürülmesini savunan farklı tonlarda sol, yeşil ve sosyal demokrat seçenekler bulunuyor.

Diğer tarafta göçü sert biçimde sınırlandırmayı, “remigration” politikalarını ve toplumsal cinsiyet politikalarının geri çekilmesini savunan AfD bulunuyor.

Bu nedenle 20 Eylül seçimi, “Berlin nasıl bir şehir olacak?” sorusunun yanı sıra, “Kimler Berlin’de eşit haklarla yaşayabilecek, kimler bu kentin sosyal kaynaklarından yararlanabilecek ve kentin ekonomik yükü ile zenginliği nasıl paylaşılacak?” sorularına da yanıt verecek.

Berlin’de sandığa gidecek seçmenler açısından mesele yalnızca hangi partinin daha fazla oy alacağı değil; kentin sosyal, demokratik ve çoğulcu karakterinin hangi siyasal çizgi tarafından şekillendirileceği.