Arnavutluk’un ekonomik geleceği, Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecinde açılan müzakere başlıklarına indirgenemez. Asıl belirleyici olan bu ülkede yaşayan genç kuşakların üretim sürecine hangi koşullarda, hangi güvencelerle ve kimin yararına dâhil edildikleridir.
Bugün gençlere sunulan “fırsatlar”, çoğu zaman onları ülkede tutmaktan ziyade başka ülkelere yönelten yapısal sorunları perdelemektedir.
2024–2025 döneminde Arnavutluk ekonomisi yaklaşık yüzde 4’lük bir büyüme sergilemiş, bu büyüme büyük ölçüde iç talep ve turizme dayalı olmuştur. Enflasyonun düşmesi ve mali disiplinin artması, ilk bakışta olumlu göstergeler olarak sunulmaktadır. Ancak bu tablo, ekonominin temel yapısal sorunlarını gizlemektedir.
En az pay gençliğe
Gençler, ekonomik büyümeden en az pay alan kesimlerden biri olmaya devam etmektedir. 2024 itibarıyla genç işsizlik oranı yüzde 19’a gerilemiş olsa da bu oran hâlâ Avrupa Birliği ortalamasının oldukça üzerindedir. Daha da önemlisi, 15–29 yaş grubundaki gençlerin yaklaşık yüzde 22’sinin ne eğitimde ne istihdamda ne de herhangi bir mesleki eğitim sürecinde yer almaması, sorunun yalnızca istatistiksel değil, yapısal bir nitelik taşıdığını göstermektedir. İstihdam artışı büyük ölçüde düşük ücretli, güvencesiz ve mevsimsel işlere dayanmaktadır.
Bu tablonun en çarpıcı sonucu, gençlerin kitlesel göç eğilimidir. Gençlerin üçte birinden fazlası ülkeyi terk etmeyi düşünmektedir; yükseköğrenim görmüş gençler arasında bu oran daha da yüksektir. Son on yılda 0–29 yaş grubunun nüfusunun yüzde 44 oranında azalması, yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz. Bu durum, emeğin sistematik olarak değersizleştirildiği, sosyal devlet mekanizmalarının zayıflatıldığı ve geleceğe dair kolektif bir umut üretilmeyen bir ekonomik modelin sonucudur. Bu nedenle yaşanan göç, yalnızca “beyin göçü” değil, aynı zamanda bir emek ve toplumsal yeniden üretim krizidir.
Devletin bu sürece yanıt olarak geliştirdiği programlar, sınırlı ve geçici etkiler yaratmaktadır. 2023’te başlatılan Gençlik Garantisi Programı, pilot uygulamalarda bazı olumlu sonuçlar vermiştir. Ancak bu tür programlar, yapısal sorunlara dokunmadığı sürece kalıcı çözümler sunamaz. Gençlerin işgücü piyasasına entegrasyonu, çoğu zaman düşük ücretli işlere yönlendirme ve kısa vadeli uyum mekanizmalarıyla sınırlı kalmaktadır. Emek piyasasının kendisi sorgulanmadıkça, bu entegrasyon biçimleri gençler için gerçek bir toplumsal güvence anlamına gelmemektedir.
Eğitim piyasaya emanet!
Eğitim alanındaki gerileme ise krizin bir başka boyutunu oluşturmaktadır. Son yirmi yılda lise mezunlarının sayısının yarı yarıya azalması, yalnızca demografik nedenlerle açıklanamaz. Eğitim, giderek toplumsal yükselmenin bir aracı olmaktan çıkmış; yoksulluk, güvencesizlik ve göç baskısı altında anlamını yitirmiştir. Eğitim politikalarının istikrarsızlığı, yetersiz kamusal yatırım ve piyasacı yaklaşımlar, okulları gençlerin gerçek yaşam koşullarından koparmıştır.
Avrupa Birliği entegrasyonu çoğu zaman bu sorunların çözümü olarak sunulmaktadır. Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin deneyimleri, AB üyeliğinin belirli koşullar altında ekonomik büyüme sağlayabildiğini göstermektedir. Ancak bu ülkelerde dahi büyüme, sınıfsal eşitsizlikleri ortadan kaldırmamış; gençlerin önemli bir bölümü uzun yıllar boyunca düşük ücretli emek piyasalarına mahkûm edilmiştir. Romanya ve Bulgaristan örnekleri, piyasa merkezli reformların sosyal sonuçlarının ne kadar gecikmeli ve sınırlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla Avrupa Birliği, Arnavutluk için otomatik bir refah mekanizması değildir. Asıl mesele, nasıl bir ekonomik ve toplumsal modelin inşa edileceğidir. Gençlerin ülkede kalmasını sağlayacak olan şey, yalnızca istihdam yaratmak değil; emeğin değerinin artırıldığı, kamusal hizmetlerin güçlendirildiği, eğitimin ve barınmanın piyasa koşullarına terk edilmediği bir toplumsal düzenin kurulmasıdır. Aksi hâlde entegrasyon süreci, genç emeğin daha gelişmiş merkezlere aktarılmasının kurumsal bir aracı olmaktan öteye geçmeyecektir.
Arnavutluk’un karşı karşıya olduğu kriz, geçici değil yapısaldır. Bu nedenle çözüm de teknik programlar ya da dış entegrasyon vaatleriyle sınırlı olamaz. Gençliğin geleceği, emeğin ve kamusal kaynakların nasıl örgütlendiğiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu bağ yeniden kurulmadığı sürece, büyüme rakamları ne kadar parlak olursa olsun, ülkede kalmak isteyen gençler için gerçek bir gelecek inşa edilemeyecektir.



