Avrupa’da dolaşırken karşımıza çıkan o güzel köprüler, yüksek kuleler, düzenli meydanlar… Tabelalar. Hepsi turistik birer kartpostal gibi görünür. Ama taşlarına biraz dikkat kesildiğimizde başka bir ses duymaya başlıyoruz. Bazen bilerek, bazen bilmeden takip ediyoruz izleri. Yüzyıllar boyunca kadınların susturulduğu, yakıldığı, yok edildiği izler, isler ve isyan hâlâ elimizde.
Cadı avları birkaç kasabanın kötü, karanlık şöhreti değil elbette.
Basel’den Idstein’a, Paris’ten Venedik’e uzanan dev bir coğrafyanın ortak suçu.
Kadınların bilgisine, bedenine, söz hakkına karşı işlenen örgütlü bir katliam politikası.
Basel’deki Mittlere Brücke bugün nehir manzarasıyla huzur veriyor.
Ama bir zamanlar burası kadınlar için bir ölüm mekânıydı: elleri ve ayakları bağlanıp çuvala konur, nehre atılırdı.

Suyun dibine batarlarsa masum, batmazlarsa cadı sayılır ve her iki durumda da ölümle karşılaşırdı.
O dönemin iktidarı için kadınların doğayla, bilgiyle ve bedenleriyle kurduğu bağ başlı başına bir tehditti.
Idstein’deki bilim merkezleri ironik bir şekilde cadı kulesinin gölgesinde yükseliyor.
Almanya’nın Idstein kasabasındaki Hexenturm Cadı Kulesi bu hafızanın çarpıcı tanıklarından biri.
Resmî kayıtlara göre 1676–77 yıllarında 31 kadın ve 8 erkek öldürüldü.
Bazı kaynaklar 35 kadın diyor.
Bazılarında sayı hiç yok.
Çünkü tarihi yazanlar yine erkeklerdi.
Neyin kaydedileceğine onlar karar verdi; neyin silineceğine de.
Ve asıl acı ironi şu: Tam da o kadınların “bilgi taşıdıkları” için öldürüldüğü Idstein’da bugün kimya okulları, teknik okullar ve bilim enstitüleri yükseliyor. Kadınların şifa, bitki, doğum ve beden bilgisi bir zamanlar tehdit sayılırken, bugün aynı topraklarda erkek egemen bilim “ilerleme” olarak kutsanıyor. Ve bunlar sadece örnekler: Avrupa’nın dört bir yanında neredeyse her şehirde cadı kuleleri, meydanlar ve köprüler var ama çoğu turistik ve tarihî anlatılarda burada kadınların gerçekten katledilip katledilmediği net olarak belirtilmiyor. Idstein’deki Hexenturm sadece bir örnek; Avrupa’nın dört bir yanında benzer yapılar kadınların susturulduğu ve katledildiği izlerle dolu.
Avrupa’daki bazı cadı kuleleri ve konumları:
Hexenturm, Idstein, Almanya – 1676–77 yıllarında kadınlar ve erkekler infaz edildi.
Hexenturm, Bamberg, Almanya – Bamberg cadı avları sırasında infazların yapıldığı kule.
Hexenturm, Würzburg, Almanya – 1626–1631 yıllarında cadı avlarının merkezlerinden biri.
Château de Blois, Fransa – Orta Çağ’da cadı suçlamaları ve infazların yapıldığı yerler arasında.
Hexenturm, Zug, İsviçre – Su testlerinin ve cadı mahkemelerinin yapıldığı bilinen yerlerden biri.
Cadı avları sadece bireysel suçlamalar değildi. Kadınların şifa bilgisi, doğum bilgisi, kolektif deneyimleri ve özerkliği sistematik biçimde yok edildi. Bu süreç, modern kapitalist dünyanın inşasında kadınların emeğinin ve bilgisinin gasp edilmesiyle doğrudan bağlantılıydı; kadın bilgisini yok etmek modern dünyanın kuruluş bedeliydi.
Paris ve Venedik: Turistik Meydanların Görmediği Hafıza
Paris’te Île de la Cité ve Place de Grève bir zamanlar kadınların “ahlaksızlık” ve “büyücülük” gibi uydurma suçlarla öldürüldüğü meydanlardı.
Bugün kahve yudumlanan bu alanlar bir dönem kadınların çığlıklarına tanıklık etti.
Venedik’in lagünleri ise sessiz birer mezarlıktı.
Kadınlar burada boğularak öldürülürdü.
Bugün sular durgun ama dokunduğumuz her yerde, attığımız her adımda izler kendini koruyor.
Peki cadı avları bitti mi?
Görünürde kitlesel yakmalar sona erdi ama modern dünyada daha sistematik hâle getirildi.
Her gün tek tek katlediliyor kadınlar.
Her cinayette yeni bir gerekçe yazılıyor: “namus”, “kıskançlık”, “tahrik”, “öfke”, “cinnet geçirme”…
Geçmişin söylemleri ile bugünün mazeretleri birbirine çok benziyor.
Devletler ve patriarka kadın bedenini hâlâ kontrol altında tutmaya çalışıyor:
kürtaj yasakları, doğum baskıları, görünmeyen emek ve düşük ücretli emek, ev içi şiddetin sıradanlaştırılması, “patriarka, din, devlet” tarafından tanımlanan kadınlık rolleri, LGBTİ+ düşmanlığı.
Bugün hâlâ kadınlar eşit işe eşit ücret alamıyor; toplumsal cinsiyet eşitliği hâlâ kâğıt üzerinde. Ekonomik, politik ve sosyal yaşamın birçok alanında erkek egemen düzenle mücadele etmek zorunda bırakılıyorlar.

Bugünün Kadın Mücadelesi
25 Kasım bu yüzden var.
Bu bir yas günü değil; kolektif bir direnişin, kolektif bir hafızanın günü.
Bugün kadınlar Tahran’dan Buenos Aires’e, Delhi’den Lahor’a, Hartum’dan İstanbul’a, Berlin’den Paris’e kadar aynı gerçeği haykırıyor:
“Benim bedenim, benim kararım, benim emeğim!”
Bugün kadınlar birbirine ses oluyor, nefes oluyor, dayanışma oluyor.
Yüzyıllar önce yakıldıkları meydanlarda bugün kadınlar 8 Mart’larda, 25 Kasım’larda, kadın grevlerinde bir araya gelerek haklarını talep ediyor; eşit işe eşit ücret ve özgürlük için birleşiyorlar.
Bir zamanlar kadın bilgisini ve bedenlerini yakmaya çalışan düzenin karşısında kadınlar kendi sözleriyle yeni bir tarih yazıyor.

Basel’in köprüsü, Idstein’in kulesi, Paris’in meydanı, Venedik’in suları…
Hepsi aynı şeyi anlatıyor bize:
Kadınları öldürmek sadece bir yok etme biçimi değildi; kadınların bilgisine, emeğine ve özgürlüğüne el koymanın yoluydu.
Bugünkü mücadele tam da bizim olanı geri almak için sürüyor.
Bugün kadın mücadelesi, erkeklerin gasp ettiği kadın emeği, bilgisi ve haklarını geri almak için yükseliyor; her adım, her söz, her kazanım geçmişin üzerine inşa edilen bir direnişin devamı.



