Evet, Meloni sağcı. Evet, göçmenleri dışlayan politikaların mimarı. Ama şimdi o sağcı liderin hükümeti, belki de dünyanın en net ve en sert kadın cinayeti yasalarından birini hayata geçiriyor.
Bazı isimler vardır, bir coğrafyada doğru olanın tam karşısına yerleşir. Giorgia Meloni ismi de öyle. Benim için “sınır kapılarında göçmenleri bekletip gözaltına alan sağcı İtalya Başbakanı” olarak yer etti. Faşist geçmişle flört eden partisi, milliyetçiliği kutsayan dili, Avrupa’nın göbeğinde yükselen ırkçılığın siyasi yüzlerinden biri olarak görüyordum onu. Görmeye de devam edeceğim.
Ama bu sabah haberi okuduğumda, birden duraksadım. Senato’dan geçmiş bir yasa, kadın cinayetleri artık bağımsız bir suç sayılıyor İtalya’da. Öldürülen her kadın için, kadın olduğu için öldürüldüyse, şartlı tahliyesiz ömür boyu hapis. İndirim yok, bahanesi yok, bahşedilmiş hiçbir “iyi hâl” ihtimali de yok.
İşte burada durdum. Çünkü bazı şeylerin rengi olmaz. Faşist mi yaptı, sosyalist mi önerdi, liberal mi imzaladı, kadınlar için mi… Hayat için mi? Burada ideolojinin değil, vicdanın bir karşılığı var.
Evet, Meloni sağcı. Evet, göçmenleri dışlayan politikaların mimarı. Ama şimdi o sağcı liderin hükümeti, belki de dünyanın en net ve en sert kadın cinayeti yasalarından birini hayata geçiriyor.
O yüzden diyorum; Hakkını ver, ama yiğit sanma.
Meloni bu yasa karşısında bir övünme değil, bir sorumluluk cümlesi kurdu; “Kadınları öldürmek, insanlığa ihanettir,” dedi. Umarım bu sadece siyasi bir vitrin değil, ahlaki bir eşik olur. Ve bu eşik, sadece cezalandırmayla sınırlı kalmaz. Çünkü biz biliyoruz ki, öldüren eller mahkemeye gelmeden önce, yetiştirildikleri kültürle büyüyor. Sessizlikle, cezasızlıkla, erkeklik öğütleriyle, sevgi adı altında tahakkümle.
Bu yüzden mesele yalnızca cezalar değil. Asıl mesele, kadınları koruyacak toplumsal ve kültürel dönüşümü inşa etmekte.
Okullarda başlar bu iş. Kreşlerde, ev içlerinde, sokaklarda. Yasalar, yalnızca bir sonuca müdahaledir. O sonucu doğuran koşulları değiştirmezsek, şiddet yine kendine yol bulur.
Ben sosyalist bir gazeteciyim. Kadınların yaşama hakkının, bir ideolojinin programına sığdırılamayacak kadar insani olduğunu bilenlerdenim. Ve bugün, tüm kadınlara borçlu olduğumuz bu yasal düzenlemeyi, Meloni’nin kimliğine rağmen değil, bu düzenlemenin gerekliliği üzerinden destekliyorum. Ama eksik olduğunu da söylüyorum. Bu sadece bir başlangıç olabilir.
Ve evet, bu bir araç olabilir. Türkiye’de de olabilir. Belki Erdoğan, Meloni ile el sıkışırken bu yasayı da duyar kulağına. Belki “kadın cinayetinde indirim olmaz” diye bir cümle geçer TBMM kürsüsünden. Belki bir gün, “öldürdü ama çok seviyordu” diyen erkeklerin yargıya fısıldadığı o zehirli dilden kurtuluruz.
Ama sadece cezayla değil. Eğitimle, bakım politikalarıyla, cinsiyet eşitliğine dayalı bütçelerle, erkekliği sorgulayan müfredatlarla.
Hayal mi? Belki.
Ama bir yasa geçti İtalya’da, o hayale biraz daha yaklaştık.
Hakkını ver, ama yiğit sanma.
Ve öldürülen kadınları asla unutma.



