fbpx

Merz AfD’nin “remigrasyon” planını “etnik temizlik” diye tanımladı; aynı konuşmada daha fazla deportu savundu

Paylaş

AfD’nin Saksonya-Anhalt seçimlerinde yüzde 43,8’le birinci çıkmasından üç gün sonra Almanya Federal Meclisi’nde konuşan Başbakan Friedrich Merz, aşırı sağın “remigrasyon” talebini “köken ve ten rengine göre etnik temizlik” olarak niteledi. Ancak Merz birkaç cümle sonra hükümet koalisyonunun daha fazla insanı sınır dışı etmek konusunda uzlaştığını da söyledi. AfD’nin etnik ve kültürel homojenliği hedefleyen kitlesel sürgün siyasetiyle hükümetin mevcut göç politikası aynı şey değil; fakat Bundestag’daki tartışma, Almanya’da göç meselesinin giderek daha fazla sınır dışı etme, geri çevirme ve sınır kapatma üzerinden kurulmasının yarattığı siyasi zemini gösterdi.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, 9 Eylül sabahı Bundestag’daki bütçe genel görüşmelerinde doğrudan AfD sıralarına dönerek son dönemin en sert çıkışlarından birini yaptı.

Gaste Avrupa’ya ulaşan Meclis görüntülerinde Merz’in hedefinde AfD’nin kullandığı “Remigration” kavramı bulunuyor.

Merz şöyle dedi:

“Remigrasyon kelimesi, köken ve ten rengine göre etnik temizliğin eş anlamlısından başka bir şey değildir.”

Konuşma, AfD’nin üç gün önce Saksonya-Anhalt eyalet seçimlerinde elde ettiği tarihsel sonucun hemen ardından geldi. Aşırı sağ parti yüzde 43,8 oyla birinci olurken, Merz’in CDU’su yüzde 17,2’de kaldı. AfD 83 sandalyeli eyalet parlamentosunda 39 sandalye kazandı ve tek başına çoğunluğa yalnız üç sandalye uzaklıkta kaldı.

Bundestag’daki tartışmanın görünürde konusu 2027 bütçesiydi.

Fakat kürsüdeki asıl hesaplaşma AfD’nin yükselişi ve Almanya’nın nereye doğru gittiği üzerineydi.

Merz: “Remigrasyon uygulanırsa hastaneler bile çalışamaz”

Merz, AfD’nin göç politikasına yalnız insan hakları üzerinden değil, Almanya ekonomisinin göçmen emeğine bağımlılığı üzerinden de saldırdı.

Başbakan, Alman zanaat ve teknik meslek sektöründe çalışan her altı kişiden birinin yabancı pasaporta sahip olduğunu belirterek AfD sıralarına döndü.

AfD’nin öngördüğü ölçekte bir “remigrasyon” uygulanması halinde zanaat sektörünün, bakım evlerinin, hastanelerin ve gastronominin ciddi biçimde işlemez hale geleceğini söyledi.

Bu vurgu Almanya’daki temel bir maddi çelişkiye de işaret ediyor.

Aşırı sağ, göçmenleri toplumsal krizin sorumlusu olarak göstererek güç toplarken; Almanya’nın üretiminden sağlık sistemine, yaşlı bakımından restoranlara kadar geniş bir bölümü göçmen emeğine dayanıyor.

AfD’nin Saksonya-Anhalt seçim programında ise deportasyonların hızlandırılması, bazı göç biçimlerinin caydırılması ve ülkenin işgücü ihtiyacının “kültürel olarak farklı” ülkelerden göç yerine daha fazla otomasyonla karşılanması gibi öneriler bulunuyordu.

AfD seçimden sonra da çizgisini değiştirmedi. Eyalet başbakan adayı Ulrich Siegmund, hukuki oturum hakkı bulunmayanların süratle sınır dışı edilmesini savunmayı sürdürdü.

Peki “remigrasyon” ne demek?

“Remigration” aslında göç araştırmalarında insanların geldikleri ülkeye geri dönmesini tarif etmek için kullanılan eski bir kavram.

Ancak Avrupa aşırı sağında kelime son yıllarda başka bir siyasi anlam kazandı: göçmen nüfusun büyük ölçekte ülkeden çıkarılması.

AfD’nin federal yönetimi ise kendi resmi pozisyonunda kavramı daha dar tarif ediyor. Parti, remigrasyonun “ülkeyi terk etmekle yükümlü yabancıların hukuka uygun biçimde geri gönderilmesini sağlayan bütün önlem ve teşvikleri” kapsadığını savunuyor ve Alman vatandaşlarını hedeflediği suçlamasını reddediyor.

Merz ise Bundestag’da AfD’nin resmi tarifini değil, kavramın parti ve daha geniş aşırı sağ hareket içerisinde taşıdığı etnik dışlama perspektifini hedef aldı.

Bu yüzden “AfD etnik temizlik yapıyor” diye kesinleşmiş hukuki bir karardan söz etmiyoruz.

“Etnik temizlik” nitelemesi Merz’in AfD politikasına yönelik siyasi değerlendirmesi.

Fakat tartışmanın bundan sonraki kısmı Merz’in konuşmasını daha çelişkili hale getirdi.

Birkaç cümle sonra: “Daha fazla sınır dışı etmeliyiz”

Merz, “remigrasyonu” etnik temizlik olarak tanımladıktan hemen sonra Almanya’da göç konusunda sorun bulunduğunu kabul etti.

Ve açıkça şunu söyledi:

Hükümet koalisyonunda daha fazla insanın sınır dışı edilmesi gerektiği konusunda uzlaşma var.

Merz, kendi politikasıyla AfD arasında sınırı hukuki statü üzerinden çizdiğini belirtti: Almanya’da çalışan, ekonomiye katkı sunan ve oturum hakkı bulunanlarla kalıcı oturum hakkı bulunmayanların birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.

Bu ayrım önemli.

AfD’nin etnik-kültürel homojenlik perspektifi ile federal hükümetin mevcut deportasyon politikası birbirinin aynısı değil.

Fakat Merz’in konuşması başka bir gerçeği de açık ediyor:

Almanya’da AfD’ye karşı mücadele eden merkez sağ hükümetin kendisi de son bir yıldır göç rejimini sistematik biçimde sertleştiriyor.

Merz hükümeti sınırları zaten sıkılaştırdı

Merz hükümeti göreve geldikten sonra Almanya’nın kara sınırlarındaki kontrolleri artırdı ve bazı sığınmacıların sınırda geri çevrilmesini mümkün hale getirdi.

Hükümet aynı zamanda:

  • sığınma prosedürlerini hızlandırdı,
  • ikincil koruma statüsündekiler için aile birleşimini askıya aldı,
  • AB dış sınırlarında hızlandırılmış sığınma prosedürlerini destekledi,
  • deportasyonların artırılmasını savundu.

Merz, daha önce hükümetinin göç politikasını anlatırken bunu açık biçimde “Kimin bize geleceğine ve kimlerin burada kalacağına yeniden biz karar veriyoruz” sözleriyle savunmuştu.

2026’nın ilk yarısında Almanya’nın kara sınırlarında sığınma talebinde bulunanların yarısından fazlasının geri çevrildiği bildirildi. Bu uygulama, hukukçular ve muhalefet tarafından AB sığınma hukukuyla uyumu bakımından da eleştiriliyor.

Daha birkaç gün önce Almanya; Danimarka, Avusturya, Yunanistan ve Hollanda ile birlikte AB dışında “geri gönderme merkezleri” kurulması amacıyla üçüncü ülkelerle anlaşmalar yapılması için ortak çalışma kararı aldı.

Dolayısıyla Bundestag’da ortaya çıkan tablo basitçe:

“Demokrat Merz, göçmen düşmanı AfD’ye cevap verdi”

diye okunamaz.

Siyasi sınır daha karmaşık.

AfD’nin dili reddediliyor, deportasyon siyaseti büyüyor

Merz’in AfD’nin “remigrasyon” siyasetini etnik temizlik olarak tanımlaması önem taşıyor.

Çünkü AfD artık Almanya’da marjinal bir parti değil.

Saksonya-Anhalt’ta her on seçmenden dördünden fazlasının oyunu aldı. Almanya tarihinde İkinci Dünya Savaşı sonrasında aşırı sağın bir eyalette ulaştığı en güçlü sonuçlardan birini elde etti.

Göçmen örgütleri ve ülkedeki azınlık toplulukları da seçim sonucunun ardından geleceğe ilişkin kaygılarının büyüdüğünü söylüyor. Reuters’a konuşan bazı göçmenler eyaletten ayrılmayı düşündüklerini belirtirken, göçmen örgütleri işyerlerinden gündelik yaşama kadar artan bir güvensizlik atmosferine dikkat çekiyor.

Fakat aşırı sağın güçlenmesine karşı verilecek cevap yalnız onun kullandığı en uç kavramları mahkûm edip daha “düzenli” bir deportasyon siyaseti vaat etmek olamaz.

Çünkü siyasi tartışma sürekli şu sorunun etrafında kurulduğunda:

“Kaç göçmeni gönderebiliriz?”

aşırı sağın temel varsayımı çoktan kabul edilmiş oluyor:

Göçmenlik, önce azaltılması ve kontrol edilmesi gereken bir toplumsal problem olarak kuruluyor.

AfD bu mantığı etnik ve milliyetçi sonucuna götürüyor.

Merkez sağ ise hukuki statüler, işgücü ihtiyacı ve “yararlı göçmen–gitmesi gereken göçmen” ayrımı üzerinden yönetmeye çalışıyor.

Aralarında gerçek ve önemli farklar var.

Ama siyasi tartışmanın merkezi giderek deportasyon olmaya devam ediyor.

Göçmenin hakkı ekonomik faydasına bağlı olamaz

Merz’in AfD’ye verdiği yanıtta başka bir sorun da burada bulunuyor.

Başbakan göçmenlere yönelik kitlesel sürgünün neden yanlış olduğunu anlatırken büyük ölçüde onların Alman ekonomisi için vazgeçilmez olmasını öne çıkardı:

Zanaatkâr lazım.
Hastane personeli lazım.
Bakım çalışanı lazım.
Restoran çalışanı lazım.

Bu gerçek.

Ama bir insanın ülkede yaşayabilme hakkını yalnız ne kadar ekonomik fayda sağladığına bağlamak da göçmenleri eşit siyasi ve toplumsal özneler olarak görmüyor.

Göçmen yalnız çalıştığı sürece kabul edilecek bir işgücü rezervi değildir.

Mülteci yalnız patronun işçi açığını kapattığında “hoş geldin” denilecek biri değildir.

İnsanların temel hakları Alman ekonomisinin onlara ihtiyaç duyup duymamasına göre ölçülemez.

AfD’ye karşı mücadele onun kurduğu zeminde verilemez

Saksonya-Anhalt sonucu Almanya açısından ciddi bir kırılmaya işaret ediyor.

AfD yüzde 43,8’e ulaşırken, onu göç politikasında daha sert önlemler benimseyerek geriletmeye çalışan CDU yüzde 17,2’ye düştü. Merz hükümeti bir yılı aşkın süredir sınır kontrollerini, deportasyonları ve sığınma kısıtlamalarını artırmasına rağmen aşırı sağın yükselişini durduramadı.

Bu tablo en azından şu soruyu zorunlu kılıyor:

Aşırı sağın göçmenleri hedef alan çerçevesini kısmen benimsemek, gerçekten aşırı sağı zayıflatıyor mu; yoksa onun yıllardır söylediği “asıl sorun göç” fikrini normalleştiriyor mu?

Merz bugün Bundestag’da önemli bir sınır çizdi:

İnsanların kökenlerine ve ten renklerine göre topluca ülkeden çıkarılması fikrine “etnik temizlik” dedi.

Ama hemen ardından:

“Daha fazla deportasyon yapmalıyız” dedi.

Gaste Avrupa açısından bugünkü konuşmanın asıl haberi bu iki cümle arasındaki gerilimde.

AfD’nin ırkçı “remigrasyon” projesine karşı çıkmak gerekiyor.

Fakat aşırı sağın yükselişine karşı mücadele, onun göçmenleri toplumsal krizin merkezine koyan siyasal zeminini başka kelimelerle yeniden üretmekle kazanılamaz.

Göçmenlerin haklarını savunmanın ölçüsü onların Alman ekonomisine ne kadar faydalı oldukları değil; eşit insan, işçi ve yurttaş olarak sahip oldukları haklardır.