Ortadoğu, savaşların, krizlerin ve bitmek bilmeyen çıkar çatışmalarının merkezi olarak anılıyor. Yeraltı zenginlikleriyle, dünyanın gözü üzerinde olan bu topraklar, bir yandan diktatörlerin, şeriat rejimlerinin ve cihadistlerin katliamlarıyla; diğer yandan dış müdahalelerin yol açtığı kaosla Avrupa kamuoyunda “umutsuz bir vaka” olarak tasvir ediliyor. Sanki bu savaşlar “uzaylıların” eseri! Sanki Avrupa devletlerinin, emperyalist ülkelerin bu savaşların çıkmasında hiçbir etkileri, çıkarları yok!
Bu kaosun tam ortasında, Rojava Kadın Devrimi adeta bir mucize gibi yeşerdi. Ataerkil düzene, otoriter rejimlere ve kapitalist moderniteye meydan okuyan bu devrim, sadece Kürt kadınları için değil, Suriye, Ortadoğu ve hatta dünyanın tüm kadınları için bir umut çığlığı oldu. Dünya genelinde yükselen kadın düşmanlığına Rojava’dan verilen bu cevap sadece eşit bir yaşam fikrini savunmakla kalmadı; bunun adım adım kuran bir toplumsal model sundu.
Rojava: Kadınların Mücadelesinden Doğan Bir Devrim
Rojava Kadın Devrimi, bir savaşın ortasında kadınların sadece hayatta kalmaya çalışan kurbanlar olmadığını; mücadele eden, liderlik yapan ve toplumu yeniden şekillendiren bireyler olabileceğini gösterdi. Erkek egemen zihniyetin “korunması gereken kadın” ve “namus” algısını yıkarak, kadınların hem kendilerini hem de toplumlarını koruyabileceğini dünyaya kanıtladı. Kadın Savunma Birlikleri (YPJ), bu devrimin sadece askeri bir başarı olmadığını; toplumsal cinsiyet eşitliği adına radikal bir dönüşümü temsil ettiğini gözler önüne serdi.
YPJ’nin ve diğer toplumsal yapıların çabaları, kadınları sadece cephede silahlı birer savaşçı değil; aynı zamanda toplumsal barışı inşa eden bireyler olarak konumlandırdı. Bu, Ortadoğu coğrafyasında radikal bir meydan okumadır. Kadınlar Rojava’da, kendi öz-savunma mekanizmalarını geliştirerek erkek egemen yapıya direndi.
Rojavalı kadınların mücadelesi ve sesi feminist hareket için ilham verici bir model oldu. Kadınların hem ekonomik hem siyasi alanda eşit ve etkin bir rol oynadığı bu öz-yönetim modeli, şimdi bir şeriatçı kabusla karşı karşıya olan Suriyeli tüm kadınlar için ilham ve güç verici olabilir.
Ortadoğu: Kaosun Bedelini Kadınlar Ödüyor
Ortadoğu, kapitalist devletlerin ekonomik hegemonyalarını sürdürmek için savaşları teşvik ettiği bir satranç tahtası haline geldi. Petrol yataklarının bulunduğu bu stratejik topraklarda, “demokrasi getirme” iddialarıyla yapılan müdahaleler aslında sadece kaynakların ele geçirilmesi ve jeopolitik kontrol amacı taşıyor. Afganistan’dan Irak’a, Libya’dan Suriye’ye kadar çıkartılan her savaş, kadınları, çocukları ve LGBTİ+ları en ağır şekilde vurdu.
Afganistan, bu gerçeği en acı biçimde öne çıkaran örneklerden biri. Taliban öncesi dönemde kadınların eğitim ve çalışma haklarında elde edilen kazanımlar, şeriat rejiminin geri gelişiyle tamamen yok edildi. Bugün Afganistan’da kız çocukların okula gitmesi yasaklanmış durumda. Kadınların kamusal alandaki varlığı tamamen silinirken, dünyanın bu konuda etkili bir tepki göstermediğini görüyoruz. Kadınların “kaderine terk edilmesi” hem küresel kapitalist sistemin hem de şeriatçı zihniyetlerin ortak bir çıkar alanında buluştuğunu kanıtlar nitelikte.
Kokmuş Et Tuzlanmaz
Bu yakın deneyimler gözümüzün önündeyken şu soruyu sormak gerekiyor: Düne kadar şeriat çığırtkanlığı yapan, kontrolündeki İdlib’i şeriat usullerine göre yöneten HTŞ çetesi şimdi neden “ılımlı islamcı” olarak pazarlanıyor? IŞİD veya HTŞ gibi yapıların, Taliban’dan farklı olmayacağı çok açık. Bu zihniyetlerin iktidarı ele geçirdiği yerlerde kadınlar toplumsal yaşamdan dışlanıyor, şiddet meşrulaştırılıyor ve kölelik bile yeniden meşru görülüyor. Ezidi kadınları köleleştirip pazarlarda satan HTŞ zihniyetinden başkası değildi. Şeriat rejimleri altında kadınların maruz kaldıkları durumları tarih boyunca defalarca gördük: “Namus” adı altındaki kadın cinayetlerinden zorla evliliğe, eğitim haklarının elinden alınmasından çocuk yaşta anneliğe kadar birçok trajedi, bu ideolojilerin sonucudur.
Rojava Kadın Devrimi, tam da bu yıkıcı tabloya bir cevap niteliği taşıyor. “Kader” diyerek kabullenmemizi bekledikleri bu durum, Rojava’da yıkıldı. Kadınlar, bir kez daha hayatın pasif izleyicileri değil, şekillendiricileri oldu.
Şimdi bu örnek tüm Suriye’de kadınlar için bir model haline getirilebilir. Ama bu kendiliğinden olmayacak elbette, tıpkı Roava’da olduğu gibi örgütlenerek ve mücadele ederek olabilir. Evet olabilir, çünkü aynı coğrafyada bu oldu, oluyor hala!
Bir Tehdit Olarak Devrim
Ne var ki bu umut, erkek egemen akıl ve dünyanın kimi güçleri için bir tehdit anlamına geliyor. Ortadoğu’daki çıkar oyunları, Rojava’da yaşanan toplumsal dönüşümü baltalamaya çalışıyor. Kapitalist devletler, ekonomik krizlerini “dış düşman” yaratmadan aşamıyor. Rojava’daki model, hem otoriter rejimler hem de kapitalist sistemlerin dayattığı bireyci yapılara meydan okuyor. Bu yüzden, devrimi savunmak sadece kadınlar için değil; daha eşit, adil ve barış dolu bir dünya isteyen herkes için bir sorumluluk.
Rojava Kadın Devrimi’nin çağrısı açık: Eşitlik, özgürlük ve dayanışma temelli bir dünya mümkün. Yeter ki, bu umudu yaşatacak iradeyi gösterelim.
15.12.2024



