İsviçre’nin Bern kentinde, Sri Lanka’ya sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya bulunan P. ailesi için dayanışma eylemi düzenlendi. JUSO Bern’in çağrısıyla 2 Ekim’de gerçekleştirilen eylemde, iki yaşındaki çocuklarıyla birlikte sınır dışı edilmek istenen ailenin yaşadıkları anlatıldı. Eylemciler, sınır dışı kararının durdurulmasını ve ailenin İsviçre’de güvenli bir yaşam sürmesine izin verilmesini talep etti.
JUSO Bern’in çağrısıyla 2 Ekim 2026 Cuma günü Bern’deki Waisenhausplatz’da bir araya gelen insan hakları savunucuları ve dayanışmacılar, Sri Lankalı P. ailesinin sınır dışı edilmesine karşı basın açıklaması gerçekleştirdi. Ailenin önümüzdeki hafta önce Romanya’ya, ardından Sri Lanka’ya gönderilmesinin planlandığı belirtilerek acil dayanışma çağrısında bulunuldu.
Eylemde ilk olarak organizasyon adına açıklanan basın metni okundu. Ardından söz alan Frau P., ailesinin yıllardır yaşadığı belirsizliği, karşılaştıkları sınır dışı girişimlerini ve İsviçre’de kalabilmek için verdikleri mücadeleyi anlattı. İsviçre hükümetinden sınır dışı kararını durdurmasını isteyen Frau P., toplumdan ve insan hakları örgütlerinden dayanışma talep etti.
Siyasi baskıdan kaçış, yedi yıllık belirsizlik
Eylemde okunan açıklamada, P. ailesinin yaşadıkları sürekli korku, belirsizlik ve güvencesizlik içinde geçen bir yaşam mücadelesi olarak anlatıldı.
Açıklamaya göre Diya ve Ravi, Sri Lanka’daki siyasi baskı ve zulümden kaçarak ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Sri Lanka’daki Tamil azınlığına mensup olan aile, ülkelerinde hem siyasi nedenlerle hem de etnik kimliklerinden dolayı ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirtiyor.
Diya ve Ravi hakkında dört yıl önce yeniden tutuklama kararı çıkarıldığı, ülkelerine dönmeleri halinde siyasi takibat ve ağır insan hakları ihlalleriyle karşılaşabilecekleri ifade edildi.

Sri Lanka’dan ayrıldıktan sonra Romanya’ya sığınan aile, burada yedi yıl boyunca son derece güvencesiz koşullarda yaşadı. Eylemde okunan açıklamada, oturum izni alabilmek için yıllarca mücadele ettikleri, bu süreçte yedi kez sınır dışı edilme tehdidiyle karşılaştıkları belirtildi.
Açıklamada, ailenin Romanya’da herhangi bir devlet desteği olmaksızın, zaman zaman açlık sınırında yaşamak zorunda kaldığı anlatıldı. Ailenin iki yaşındaki kızları Alina’nın Haziran 2024’e kadar en temel sağlık hizmetlerine ve aşılara dahi erişemediği ifade edildi.
İsviçre’ye sığınma umutları Dublin uygulamasıyla karşılaştı
Romanya’daki oturum başvurularının 2024 yılı sonunda kesin olarak reddedilmesi ve sınır dışı baskısının artması üzerine aile, küçük kızlarıyla birlikte İsviçre’ye sığındı.
Açıklamada, Cenevre’de yaşayan Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği yetkililerinin aileye İsviçre’ye başvurmalarını önerdiği aktarıldı. Aile, İsviçre’de güvenli ve insan onuruna uygun bir yaşam kurabileceklerini umut ediyordu.

Ancak bu beklentileri gerçekleşmedi. İsviçre Göç Sekreterliği (SEM), Dublin Düzenlemesi’ni gerekçe göstererek iltica başvurusunu esas yönünden incelemedi. SEM, ailenin iltica başvurusundan Romanya’nın sorumlu olduğunu belirterek geri gönderilmelerine karar verdi.
Eylemde okunan açıklamada bu kararın, Romanya’nın aileye oturum hakkı vermeyi kesin olarak reddetmiş olması ve ailenin buradan Sri Lanka’ya gönderilme riskiyle karşı karşıya bulunması dikkate alınmadan verildiği savunuldu.
Açıklamada, ailenin Romanya’ya geri gönderilmesinin yalnızca başka bir Avrupa ülkesine nakledilmeleri anlamına gelmediği, sonuçta Sri Lanka’ya sınır dışı edilmelerine yol açabilecek bir sürecin başlangıcı olduğu vurgulandı.
Sınır dışı girişimlerinde polis şiddeti iddiaları
Ortak açıklamanın en dikkat çekici bölümlerinden birini, ailenin İsviçre’de karşılaştığı sınır dışı girişimleri oluşturdu.
Açıklamaya göre aile, Ağustos ve Eylül 2025’te iki kez sınır dışı edilmek istendi. Her iki girişimde de polis sabahın erken saatlerinde aileyi almaya geldi. Ailenin bu girişimlere direndiği, ikinci girişim sırasında dokuz polis memurunun görev aldığı belirtildi.
Açıklamada, Sri Lanka’da yıllarca cezaevinde tutulmuş ve işkenceye maruz kalmış olan Ravi’nin bu girişimler sırasında ağır psikolojik sıkıntılar yaşadığı anlatıldı. İkinci sınır dışı girişiminde yaşananların ardından Ravi’nin kendisine zarar vermeye çalıştığı ve hayatta kalmasının büyük ölçüde tesadüfe bağlı olduğu ifade edildi.
Üçüncü sınır dışı girişimi ise 24 Şubat 2026 tarihinde gerçekleşti.
Eylemde okunan metne göre bu kez 12 polis memuru sabah saatlerinde aileyi almaya geldi. Henüz uykuda olan küçük Alina’nın yatağından alındığı, anne ve babasının birbirinden ayrıldığı, Ravi’nin ayrı bir odaya götürüldüğü ve burada uzun süre son derece acı verici bir pozisyonda tutulduğu ileri sürüldü.
Açıklamada, aile üyelerinin elleri kelepçelenerek zorla götürüldüğü, küçük çocuğun anne ve babasından ayrılmasının ciddi psikolojik sonuçlara yol açabileceği vurgulandı.
Bu girişimin ardından Diya, Ravi ve Alina’nın birbirlerinden ayrılarak İsviçre’deki farklı merkezlere götürüldükleri belirtildi.
Aile, bütün bu uygulamaların yalnızca sınır dışı edilme korkusunu artırmadığını, özellikle iki yaşındaki çocuklarının ruhsal sağlığı üzerinde de ağır etkiler yarattığını ifade ediyor.
İki yaşındaki çocuğun geleceği tehlikede
Eylemde okunan açıklamada, Alina’nın yaşadıklarına özel olarak dikkat çekildi.
Açıklamada, sınır dışı işlemleri sırasında çocukların korunmasına ilişkin uluslararası yükümlülüklerin gözetilmesi gerektiği hatırlatıldı. Alina’nın ailesinden ayrılma, yetimhane benzeri bir kuruma yerleştirilme ve hatta insan ticareti mağduru olma ihtimaliyle karşı karşıya kalabileceği yönündeki endişeler dile getirildi.

Ailenin açıklamasına göre Sri Lanka’ya gönderilmeleri durumunda anne ve babanın tutuklanması riski bulunuyor. Bu durumda Alina’nın ailesinden koparılabileceği ve son derece güvencesiz koşullarda yaşamaya zorlanabileceği belirtiliyor.
Eylemde, İsviçre’nin taraf olduğu uluslararası çocuk hakları sözleşmelerinin çocukların üstün yararını koruma yükümlülüğü getirdiği hatırlatıldı.
Hukuki mücadele ve dayanışma çağrısı
Aile, sınır dışı edilmelerini engellemek için İsviçre’deki hukuki yolları kullanmaya devam ediyor. Yaptıkları başvuruların reddedilmesine rağmen mücadelelerini sürdüren aile, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvurdu.
Eylemde okunan açıklamada, ailenin sınır dışı edilmesinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği savunuldu. Söz konusu madde, işkenceyi ve insanlık dışı ya da aşağılayıcı muameleyi yasaklıyor.
Açıklamada, İsviçre’nin bir kişiyi yaşamının veya fiziksel bütünlüğünün ciddi tehlike altında olacağı bir ülkeye göndermeme yükümlülüğüne dikkat çekildi.
Diya ve Ravi’nin yıllardır sürdürdükleri mücadelenin yalnızca kendi aileleriyle sınırlı olmadığı, Avrupa’daki sığınma politikalarının insan hakları bakımından yarattığı sorunları da görünür kıldığı ifade edildi.
Eylemciler, aile için bir imza kampanyası başlatıldığını ve toplanan imzaların İsviçre Federal Konseyi’ne iletileceğini duyurdu. İmza kampanyasıyla sınır dışı kararının durdurulması ve ailenin durumunun yeniden değerlendirilmesi talep ediliyor.
Sınırları değil, insanları korumak
Ortak açıklamanın sonunda, Avrupa’da ve İsviçre’de giderek sertleşen sığınma politikaları eleştirildi. Açıklamada, sınır dışı uygulamalarının insan hakları ve uluslararası sözleşmelerle uyumlu olması gerektiği vurgulandı.
Bertolt Brecht’in, artan baskılar karşısında dayanışmanın önemine işaret eden sözlerine gönderme yapılarak benzer dayanışma eylemlerinin yaygınlaştırılması istendi.
Açıklamada, sığınma politikalarının temel amacının sınırların korunması değil, insanların korunması olması gerektiği ifade edildi.
Eylemde son olarak söz alan Frau P., ailesinin yaşadığı korku ve belirsizliğin sona ermesini istediklerini belirterek İsviçre hükümetine sınır dışı kararını durdurma çağrısını yineledi. İsviçre toplumundan ve insan hakları savunucularından aileleriyle dayanışma göstermelerini isteyen Frau P., iki yaşındaki kızlarıyla birlikte güvenli bir yaşam sürmek istediklerini anlattı.



