fbpx

Neonaziler 80 kişi, antifaşistler bin: “Sosyalist” yönetimin polisi kimin önünü kesti?

Paylaş

Barcelona’da Diada günü neonazi Núcleo Nacional’ın yaklaşık 80 kişilik buluşmasına karşı bini aşkın antifaşist sokağa çıktı, Avinguda Diagonal’i kapattı ve “No pasarán” sloganları attı. Aşırı sağcı grup polis kordonuna alınırken, Salvador Illa’nın PSC hükümetine bağlı Mossos d’Esquadra antifaşistlerin ilerleyişini birkaç kez copla durdurdu ve akşam saatlerinde kitleyi dağıttı. Bir gün önce de Aliança Catalana’ya karşı çıkan antifaşistlere müdahale edilmişti. Kendini sosyalist olarak tanımlayan yönetimin “iki karşıt grup” arasında tarafsızlık olarak sunduğu güvenlik siyaseti, pratikte faşistlerin örgütlü biçimde sokağa çıkabilmesinin önündeki toplumsal engeli polisle durdurdu.

Barcelona’da 11 Eylül Diada’sında sayılar arasındaki fark açıktı.

Bir tarafta İspanyol neonazi örgüt Núcleo Nacional’ın yaklaşık 80 destekçisi vardı.

Diğer tarafta onları sokakta karşılamak üzere toplanan bini aşkın antifaşist.

Núcleo Nacional, Barcelona’nın Eixample bölgesindeki Plaça Mossèn Jacint Verdaguer’de “Catalanidad es Hispanidad” — “Katalanlık İspanyolluktur” sloganıyla buluşma çağrısı yaptı. Buna karşı Organización Juvenil Socialista’nın çağrısıyla başlayan antifaşist mobilizasyona bağımsızlıkçı sol, anarşist ve başka antifaşist çevrelerden yüzlerce kişi katıldı. EFE eylemde yaklaşık bin kişilik bir antifaşist kitlenin bulunduğunu aktarırken Catalan News, karşı gösterinin aşırı sağcı gruptan “çok daha büyük” olduğunu doğruladı.

Antifaşistler Avinguda Diagonal’i kapattı.

Sokakta “No pasarán” — “Geçemeyecekler” ve “Barcelona faşizmin mezarı olacak” sloganları yükseldi.

Ancak antifaşist kitle ile yaklaşık 80 kişilik neonazi grup arasına yalnızca fiziki mesafe girmedi.

Yaklaşık 20 Mossos d’Esquadra çevik kuvvet aracı bölgeye konuşlandırıldı.

Neonaziler kordonda, antifaşistlerin önünde çevik kuvvet

Katalan polisi Núcleo Nacional üyelerini Mallorca ile Roger de Flor sokaklarının kesişiminde kordona aldı ve iki grubun doğrudan karşılaşmasını engellemek üzere çevreyi kapattı. Catalan News, polis tarafından çevrelenen aşırı sağcı grubun bulunduğu alanı ve bundan çok daha kalabalık antifaşist kitlenin Diagonal’i kapattığını sahadan görüntülerle aktardı.

Mossos’un resmi açıklamasına göre amaç, “iki karşıt nitelikteki mobilizasyonun güvenliğini sağlamak” ve doğrudan çatışmayı engellemekti.

Fakat bu formülasyonun sokaktaki maddi sonucu başka oldu.

Antifaşistler Núcleo Nacional’ın bulunduğu alana ilerlemeye çalıştığında polis hatları önlerine çıktı. Mossos, bariyeri aşmaya yönelik girişimlerde cop kullandığını kabul ederek müdahaleyi “noktasal” güç kullanımı olarak tanımladı. Polis ayrıca kendi hatlarına taş, şişe, boya ve piroteknik malzeme atıldığını söyledi.

Akşam boyunca polisle antifaşistler arasında birkaç kez gerilim yaşandı.

El Nacional’ın canlı aktarımına göre saat 17.30 civarında Mossos ilerleyen antifaşist kolu durdurdu. 19.25’e gelindiğinde Núcleo Nacional taraftarları, hedefledikleri Plaça Verdaguer’de etkinliği gerçekleştiremeden bölgeden ayrılmıştı. Saat 20.09 civarında ise polis antifaşist gösteriyi coplarla dağıttı.

Bu nedenle olayın sonucu iki ayrı biçimde okunabilir.

Polis açısından:

“İki karşıt grubun çatışması engellendi.”

Antifaşist hareket açısından ise:

Yaklaşık 80 neonazinin karşısına binden fazla kişi çıktı; faşist buluşmayı fiilen meydandan uzaklaştıran toplumsal güç, polis tarafından durduruldu.

ARA’nın aktardığına göre Coordinadora Antifeixista de Barcelona’dan bir eylemci sonuçta “kazandıklarını”, çünkü Núcleo Nacional’ın planladığı mitingi Verdaguer Meydanı’nda yapamadığını söyledi. Aşırı sağcı grup yaklaşık yüz metre ötedeki Mallorca–Roger de Flor kesişiminde kalmak zorunda kaldı.

“İki karşıt grup” gerçekten eşit mi?

Burada politik mesele yalnız polis taktiği değil.

Mossos’un olayları tanımlarken kullandığı “iki antagonistik grup” kavramı, devletin faşistlerle antifaşistleri aynı düzleme yerleştiren güvenlik mantığını ortaya koyuyor.

Bir tarafta sıradan bir farklı siyasi görüşün temsilcileri bulunmuyordu.

Núcleo Nacional, İspanyol basınında açık biçimde neonazi ve beyaz üstünlükçü bir yapılanma olarak tanımlanıyor. Örgütün liderleri, “İspanyol halkının ırksal olarak ikame edilmesine” karşı mücadeleden söz ediyor ve “Büyük İkame” teorisini siyasi programının parçalarından biri haline getiriyor. Temmuz ayında grup parti siyasetine geçişini de ilan etti.

Örgüt 2023’te Madrid’de PSOE merkezinin önündeki aşırı sağcı protestolardan büyüdü ve daha sonra sokak mobilizasyonlarıyla farklı kentlere yayılmaya başladı.

Yani mesele:

“Bir sağcı miting ile bir solcu miting karşı karşıya geldi.”

değil.

Beyaz üstünlükçü ve göçmen karşıtı bir örgütün kamusal alanda örgütlenmesine karşı, onu sokakta durdurmayı amaçlayan kitlesel bir antifaşist mobilizasyon söz konusu.

Devletin ikisini yalnızca “karşıt gösteriler” olarak görmesi ise politik bir tercih olmaktan çıkmıyor.

Polis Sánchez’a değil Illa hükümetine bağlı

Burada siyasi sorumluluğu doğru tarif etmek önemli.

Mossos d’Esquadra doğrudan Madrid’deki Pedro Sánchez hükümetinin polisi değil.

Polis gücü Katalonya Özerk Yönetimi Generalitat’a bağlı.

Generalitat’ın başında PSC lideri Salvador Illa bulunuyor. Güvenlik ve Mossos’tan sorumlu İçişleri ve Kamu Güvenliği Bakanlığı’nın başındaki isim ise Núria Parlon. Parlon aynı zamanda PSC ulusal yönetiminde Güvenlik ve Birlikte Yaşam alanından sorumlu.

Dolayısıyla 11 Eylül’deki polis müdahalesinin doğrudan siyasi sorumluluk hattı:

Mossos → Núria Parlon → Salvador Illa’nın PSC hükümeti.

Ancak PSC’yi Pedro Sánchez’ın PSOE’sinden bütünüyle bağımsız bir siyasi dünya gibi göstermek de gerçeği yansıtmaz.

PSOE ve PSC’nin resmi ilişki belgeleri iki partiyi 1978’den beri devam eden ortak sosyalist siyasi projenin parçaları olarak tanımlıyor; ilişkilerini “federal ve kardeşçe” olarak tarif ediyor ve ortak siyasi stratejiler için koordinasyon mekanizmaları öngörüyor.

Bu nedenle Barcelona’da ortaya çıkan tablo yalnız yerel polis yönetimiyle ilgili teknik bir mesele değil.

İspanya ve Katalonya’da kendisini “sosyalist” olarak tanımlayan siyasal geleneğin faşizmin yükselişi karşısında hangi devlet refleksini ürettiği sorusunu gündeme getiriyor.

Bir gün önce aynı Barcelona’da yine antifaşistler coplandı

Üstelik 11 Eylül olayı tek başına yaşanmadı.

Yalnızca bir gün önce, 10 Eylül’de, Barcelona’daki Fossar de les Moreres çevresinde Katalan aşırı sağ partisi Aliança Catalana lideri Sílvia Orriols’un etkinliğine karşı büyük bir antifaşist gösteri düzenlendi.

ARA’ya göre yaklaşık 3 bin antifaşist, yaklaşık 300 aşırı sağcı destekçinin karşısında toplandı. Mossos yine polis hattı kurdu ve antifaşistlerin alana ulaşmasını engelledi. Üç kişi gözaltına alındı.

Görüntülerde çevik kuvvetin antifaşistlere copla müdahale ettiği görüldü.

Göstericiler polise şu sloganla cevap verdi:

“Polis olmadan bir hiçsiniz.”

Ertesi gün aynı mekanizma Núcleo Nacional’ın karşısında yeniden ortaya çıktı.

Dolayısıyla iki gün içerisinde Barcelona’da iki ayrı aşırı sağ mobilizasyonun karşısına kitlesel antifaşist hareket çıktı; iki durumda da polis antifaşistlerin aşırı sağın bulunduğu alana ulaşmasını engelledi.

Bu artık yalnız tesadüfi bir güvenlik operasyonu olarak okunamaz.

“Demokrasi faşiste de gösteri hakkı verir” meselesi

Liberal devlet düzeninin cevabı bilindik:

Núcleo Nacional yasal bir gösteri düzenliyorsa devlet onun güvenliğini sağlamak zorundadır.

Bu, mevcut hukuk düzeninin mantığı açısından anlaşılır.

Ancak Gaste Avrupa açısından sorulması gereken soru burada başlıyor:

Faşizme karşı demokratik mücadele yalnız faşistlerin yasaları ihlal etmesini beklemek anlamına mı geliyor?

Bir örgüt göçmenlerin ülkeden kitlesel biçimde çıkarılmasını savunuyor, beyaz üstünlükçü teorileri yayıyor ve kendisini sokakta örgütlü bir güç olarak kurmaya çalışıyorsa, devletin görevi yalnız onun toplantı hakkını polis kalkanlarıyla garanti altına almak mıdır?

Yoksa faşizmin toplumsal örgütlenmesine karşı çıkan insanların mücadelesi de demokrasinin kurucu bir parçası mıdır?

Barcelona’da 11 Eylül günü bu tartışma teorik değildi.

Yaklaşık 80 neonazi sokağa çıktı.

Onların karşısına binden fazla insan çıktı.

Toplumun ortaya koyduğu güç dengesi açık biçimde antifaşistler lehineydi.

Ancak polis hattı bu toplumsal güç dengesini askıya aldı.

Faşizm yalnız sandıkta büyümüyor

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi çoğu zaman seçim sonuçlarıyla ölçülüyor.

AfD yüzde kaç aldı?

Vox kaç milletvekili çıkardı?

Le Pen ikinci tura kaldı mı?

Ama faşist ve aşırı sağcı hareketlerin iktidar kapasitesi yalnız sandıktan doğmuyor.

Sokağa çıkabilme, örgütlenebilme, mekan kazanabilme ve kendi söylemini normal siyasal tartışmanın bir parçasına dönüştürebilme kapasitesi en az seçim sonucu kadar önemli.

Núcleo Nacional’ın Barcelona’ya girişi de bunun parçası.

Örgüt ocak ayında Katalonya’da etkinlik düzenlemeye çalıştığında yüzlerce antifaşist yine karşısına çıkmış, Mossos yine antifaşistlere müdahale etmişti.

Haziran ayında Barcelona’da yaklaşık 800 antifaşist, Núcleo Nacional’ın yüz civarındaki destekçisine karşı yeniden sokağa çıktı. Polis iki tarafı ayırdı ve yine antifaşistlere müdahale etti.

Eylül’de ise aynı hikâye üçüncü kez tekrarlandı.

Núcleo Nacional’ın sayısı büyümedi.

Ama devletin onu her defasında “yasal gösteri yapan bir grup” olarak koruyabileceğine dair güvence devam etti.

“Sosyalist” yönetimin sınırı

Salvador Illa 10 Eylül’de Diada mesajında Katalonya’yı kimsenin diğerinden “daha Katalan” olmadığı, herkesin dahil olduğu bir ülke olarak tarif etmişti.

Bir gün sonra, etnik milliyetçi ve beyaz üstünlükçü bir örgütün sokak buluşmasına karşı bin kişi harekete geçtiğinde, Illa hükümetinin polisinin ilk refleksi ise “iki tarafı ayırmak” oldu.

Buradaki çelişki gözden kaçırılamaz.

Aşırı sağa karşı güzel demokratik cümleler kurmak kolay.

Gerçek sınav, aşırı sağ kamusal alanda örgütlenmeye başladığında geliyor.

O zaman soru şu:

Devlet onu yalnız başka bir siyasi görüş gibi mi koruyacak, yoksa faşizmin örgütlenmesinin toplum için yarattığı tehdidi tanıyacak mı?

PSC hükümeti 11 Eylül’de ilk seçeneği uyguladı.

Ve sonuçta ortaya şu tablo çıktı:

80 civarında neonazi polis kordonunun içinde.

Binden fazla antifaşist polis hattının dışında.

Sokak faşistlerden daha kalabalıktı

Burada bütün haber polis müdahalesine indirgenmemeli.

Çünkü 11 Eylül’ün asıl politik sonucu aynı zamanda başka bir yerde.

Núcleo Nacional, Barcelona’nın merkezinde görünür bir güç gösterisi yapmak istedi.

Bunun karşısına ise kendi kitlesinin on katından fazla antifaşist çıktı.

Diagonal kapatıldı.

“No pasarán” sloganları yükseldi.

Neonazi örgüt planladığı meydanı kullanamadı ve kısa süre sonra alandan ayrıldı.

Bu nedenle antifaşist hareketin “kazandık” demesi yalnız propaganda değil; somut bir olguya dayanıyor.

Núcleo Nacional’ın hedeflediği politik görüntü:

“Barcelona’da rahatça toplanabilen güçlü bir neonazi hareket.”

olmadı.

Ortaya çıkan görüntü şuydu:

Yaklaşık 80 neonazi, onları çevreleyen polis ve birkaç sokak ötede faşizme karşı alanı dolduran binden fazla insan.

Gaste Avrupa açısından 11 Eylül’ün en önemli sonucu da burada.

Faşizmin karşısında yalnız hükümetlerin anayasal vaatları yok.

Sokağa çıkmaya hazır örgütlü bir toplumsal güç de var.

Ama Barcelona aynı zamanda şu uyarıyı yaptı:

Kendisine “sosyalist” diyen bir hükümetin yönetiminde bile devlet aygıtı faşizmle antifaşizmi “iki karşıt grup” olarak eşitleyebiliyor ve faşistlerin önündeki toplumsal engelin karşısına çevik kuvvet çıkarabiliyor.

Bu nedenle mücadele yalnız Núcleo Nacional’a karşı değil.

Faşizmi sıradan bir siyasi seçenek haline getiren, onun örgütlenmesini normalleştiren ve karşısındaki toplumsal direnişi “güvenlik sorunu”na indirgeyen siyasetle de hesaplaşmak zorunda.

Barcelona’nın sokaktan verdiği cevap ise çok daha yalındı:

No pasarán. Geçemeyecekler.