fbpx

Airbus’ta 67 oy farkla “greve devam”: İşçiler Getafe’den Sanayi Bakanlığı’na yürüyor

Paylaş

Airbus España’da temmuzdan beri süren işçi mücadelesi, şirket ve hükümet arabuluculuğunda hazırlanan yeni anlaşma önerisine rağmen kapanmadı. Yaklaşık 3 bin kişinin katıldığı son oylamada süresiz greve devam kararı yalnızca 67 oy farkla çıktı. Grev komitesi, sonucun başa baş olması nedeniyle eylemleri geçici olarak “pause” etti ancak grev çağrısını geri çekmedi. UGT, CGT ve ÚTIL bugün Getafe fabrikasından Sanayi Bakanlığı’na yürüyüş çağrısı yaptı. Izquierda Revolucionaria’nın 11 Eylül’de yayımladığı görüntülerde işçiler, şirketin ve hükümetin baskısına rağmen mücadelenin sürdüğünü söylüyor.

Airbus’ın İspanya’daki fabrikalarında aylardır devam eden işçi mücadelesi yeni bir aşamaya girdi.

Izquierda Revolucionaria’nın 11 Eylül akşamı sosyal medyada yayımladığı ve Gaste Avrupa’nın incelediği görüntüler, Getafe’deki Airbus işçilerinin son gelişmelere rağmen mücadeleyi bitirmediğini gösteriyor. Paylaşımda işçilerin şirket yönetiminin, merkezi hükümetin ve örgütün “sendikal bürokrasi” olarak tanımladığı yapıların grevi sona erdirmeye yönelik baskısını reddettiği belirtiliyor. Bu son niteleme Izquierda Revolucionaria’nın siyasi değerlendirmesi; ancak Airbus’taki çatışmanın son bir haftadaki seyri, grevin geleceği konusunda işçiler, sendikalar, şirket ve hükümet arasında gerçek bir gerilim bulunduğunu doğruluyor.

Bu gerilimin en somut göstergesi ise yalnızca 67 oy.

Airbus España çalışanları 8 Eylül’de süresiz greve devam edip etmemeyi yeniden oyladı. Bütün tesislerin toplamında oy kullanan yaklaşık 3 bin çalışanın yüzde 51,23’ü greve devam, yüzde 48,7’si ise eylemlerin geçici olarak durdurulması yönünde oy verdi.

İki taraf arasındaki fark yalnızca 67 oydu.

Grev bitmedi, fakat fabrikalarda üretim yeniden başladı

Sonucun bu kadar yakın çıkması üzerine UGT, CGT ve ÚTIL’den oluşan grev komitesi alışılmışın dışında bir karar aldı.

Komite grev çağrısını geri çekmedi, ancak çatışmayı geçici olarak “pause” edeceğini açıkladı; fabrika kapılarındaki grev gözcüleri kaldırıldı ve çalışanların büyük bölümü yeniden işbaşı yaptı.

Dolayısıyla Airbus’ta bugün yaşanan durumu “grev sona erdi” diye aktarmak doğru değil.

Süresiz grev hukuken ve örgütsel olarak açık kalırken, fiilî iş bırakma büyük ölçüde askıya alınmış durumda.

Getafe ise mücadeleye devam etme eğiliminin en güçlü olduğu merkezlerden biri oldu.

Buradaki oylamada yüzde 46,2 greve devam, yüzde 45,4 ara verme yönünde oy kullandı; yüzde 8,4 çekimser kaldı. Sevilla’daki San Pablo fabrikasında ise greve devam desteği yüzde 76’ya ulaşarak ülke genelindeki sonucu “devam” lehine çevirdi.

İşçilerin yaşadığı fiziksel, ekonomik ve psikolojik yorgunluk da küçümsenemez.

Airbus işçileri temmuzdan beri aralıklarla, 25 Ağustos’tan itibaren ise süresiz grev kararıyla mücadele ediyor. Cinco Días’a konuşan çalışanlar, haftalarca maaş kaybına rağmen grev kararının bu kadar uzun süre korunmuş olmasının şirkette biriken hoşnutsuzluğun büyüklüğünü gösterdiğini anlatıyor.

Bugün Getafe’den Sanayi Bakanlığı’na

Ancak “pause” kararı sokaktaki mücadeleyi durdurmadı.

UGT, CGT ve ÚTIL, 12 Eylül Cumartesi günü Airbus Getafe fabrikasından İspanya Sanayi ve Turizm Bakanlığı’na kitlesel yürüyüş çağrısını korudu.

Program, yürüyüşün saat 09.00’da Paseo John Lennon’daki Airbus kuzey kapısından başlamasını öngörüyor. İşçiler Getafe üzerinden Las Margaritas’a geçecek, buradan trenle Atocha’ya ulaşacak ve ardından Madrid merkezinden Sanayi Bakanlığı’na yürüyecek. Diğer Airbus tesislerinden çalışanların katılması için de otobüsler organize edildi.

Eylemin sloganı, haftalardır fabrika kapılarında duyulan bir cümle:

“Esto no se para” — “Bu durmaz.”

Bu haber hazırlanırken yürüyüş için bağımsız ve güvenilir bir katılım sayısı henüz yayımlanmamıştı. Bu nedenle bugünkü eylemin büyüklüğüne ilişkin sayı vermek için sahadan gelecek doğrulanmış veriyi beklemek gerekiyor.

Fakat gösterinin kendisi yalnız sembolik değil.

İşçiler doğrudan Sanayi Bakanlığı’nın kapısına gidiyorlar.

Çünkü hükümet artık çatışmanın dışındaki bir gözlemci değil.

Bakanlığın masasından çıkan anlaşma işçilerin önüne geliyor

4 Eylül’de Sanayi Bakanı Jordi Hereu’nun müdahalesiyle Airbus yönetimi ve bazı sendikalar arasında yeni bir “anlayış önerisi” hazırlandı.

Teklifte ücretlerin gerçek enflasyona göre güncellenmesi, işçilerin pandemi sonrası kaybettiklerini söyledikleri satın alma gücünün dört yılda yüzde 7,95 oranında geri kazanılması ve mevcut uzaktan çalışma düzeninin yüzde 40 düzeyinde korunması gibi maddeler bulunuyor. Teklifin Airbus España’daki 14 bin 500’ü aşkın çalışanın katılacağı bağlayıcı bir referanduma götürülmesi planlanıyor.

Ancak görüşmelerin nasıl yürütüldüğü de çatışmanın başlıklarından biri haline geldi.

Airbus ilk açıklamasında ATP, CCOO, SIPA ve UGT ile bir ön mutabakata ulaştığını bildirdi. UGT ise herhangi bir anlaşma veya ön anlaşmaya imza atmadığını, yalnızca ortaya çıkacak teklifin işçilere sunulması gerektiğini söyledi.

CGT ve ÚTIL görüşmelerde yer almadı. CGT, greve katılan temsilciliklerin müzakere sürecinin dışında bırakıldığı gerekçesiyle hem şirketin hem de Sanayi Bakanlığı’nın tutumuna karşı hukuki girişimde bulundu.

Bu nedenle Airbus dosyasında yalnız “teklif iyi mi kötü mü?” tartışması yok.

Bir başka soru da şudur:

İşçilerin haftalardır yürüttüğü grevin geleceğine ilişkin anlaşmayı kim müzakere edecek ve son sözü kim söyleyecek?

“Son sözü işçiler söylesin”

Bu soru Airbus mücadelesinin başından beri ortaya çıkıyor.

25 Ağustos’ta süresiz grev başlarken Getafe’de taşınan pankartlardan biri açıkça şöyle diyordu:

“Bu bizim grevimiz; burada işçiler karar verir, sendikalar uygular.”

O dönemde işçiler şirketin son teklifini yetersiz bulmuş ve tam süreli süresiz greve geçme yönünde oy kullanmıştı.

Temmuz ayında da benzer bir tablo ortaya çıkmıştı.

Airbus ile CCOO arasında hazırlanan ilk ön anlaşma, işçilerin oylamasında yeterli desteği alamadı. Bundan bir gün önce Getafe sokaklarında gerçekleştirilen yürüyüşe kaynaklara göre yaklaşık 4 bin ila 5 bin işçi katılmıştı.

Bugünkü güvensizliğin bir bölümü de buradan geliyor.

Yeni referandumda çalışanların yalnızca anlaşmanın “temelleri ve ana taahhütleri” hakkında oy kullanacağı, ayrıntılı nihai metnin ise daha sonra şekilleneceği belirtiliyor.

Cinco Días’a konuşan bazı Getafe işçileri bu nedenle kendilerinden ayrıntılarını tamamen görmedikleri bir anlaşmaya onay vermelerinin istendiğini söylüyor.

Mücadeleyi telework başlattı, mesele telework’ten ibaret değil

Airbus’taki çatışmanın ilk kıvılcımı şirketin uzaktan çalışma düzenini tek taraflı olarak daraltma girişimi oldu.

İşçiler haftada iki günlük uzaktan çalışma hakkının bir güne indirilmesine karşı çıktı. Fakat çatışma kısa sürede çok daha geniş talepler etrafında yayıldı.

İşçiler:

  • pandemi döneminden bu yana kaybedildiğini söyledikleri satın alma gücünün geri kazanılmasını,
  • uzaktan çalışmanın haftalık sürenin yüzde 40’ı düzeyinde korunmasını,
  • hastalık/iş göremezlik dönemindeki hakların korunmasını,
  • iş-özel yaşam dengesine ilişkin kazanımların geri alınmamasını,
  • Airbus’ın uzay faaliyetlerinin Thales ve Leonardo ile birleştirilmesini öngören süreçte çalışanların mevcut toplu sözleşme haklarının güvence altına alınmasını

talep ediyor.

Yani Airbus yönetiminin karşısındaki hareket yalnız “haftada bir gün daha evden çalışmak isteyen beyaz yakalılar”dan ibaret değil.

Ücret, çalışma zamanı, sosyal haklar, iş güvencesi ve şirketin gelecekteki yeniden yapılanmasında işçilerin hangi koşullarda çalışacağı aynı çatışmanın parçaları.

Airbus büyürken işçiler kaybettiklerini geri istiyor

Bu mücadele küçülen ve iflasın eşiğindeki bir şirket içerisinde yaşanmıyor.

Airbus’ın resmi finansal sonuçlarına göre şirket 2026’nın ilk yarısında gelirlerini bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 12 artırarak 33,2 milyar avroya çıkardı.

Net kâr ise yüzde 47 artışla 2,24 milyar avroya ulaştı.

Airbus Defence and Space’ın aldığı yeni siparişlerin değeri de bir yılda 5,1 milyar avrodan 9,3 milyar avroya yükseldi; artış yüzde 83 oldu. Şirket yönetimi ilk yarı sonuçlarını güçlü ticari uçak teslimatları ile Defence and Space bölümündeki performansa bağladı.

Bu rakamlar doğrudan Airbus España’daki her ücret talebinin otomatik olarak kabul edilmesi gerektiğini kanıtlamaz.

Ama işçilerin mücadelesinin maddi bağlamını gösterir.

Şirket üretimi ve gelirleri artırırken, işçiler:

“Biz neden kaybettiğimiz satın alma gücünü geri almak için haftalarca greve çıkmak zorundayız?”

diye soruyor.

Airbus yönetimi ise grevin üretim, müşterilere verilen taahhütler ve şirketin İspanya’daki geleceği üzerinde “kritik” bir durum yarattığını savunuyor ve anlaşma çağrısı yapıyor.

Buradaki sınıfsal çatışma da tam olarak bu iki bakış arasında.

Şirket için öncelik üretimin ve teslimatların devamlılığı.

İşçiler için ise üretimi mümkün kılan insanların hangi ücretle, hangi koşullarda ve hangi haklarla çalışacağı.

“Bürokrasi” tartışması: Eleştiri sendikalara değil, işçinin yerine karar verilmesine

Izquierda Revolucionaria’nın paylaştığı görüntülerde kullanılan en sert ifadelerden biri “sendikal bürokrasi”.

Bu ifade bütün sendikaları tek bir blok olarak tanımlamak için kullanılırsa Airbus’taki gerçek tabloyu basitleştirir.

Çünkü bugün yürüyüş çağrısını yapanların kendileri de sendikalar: UGT, CGT ve ÚTIL. CCOO, SIPA ve ATP ise son anlaşma önerisine farklı derecelerde destek veriyor.

Gerçek çatışma “işçiler sendikalara karşı” kadar basit değil.

Daha temel tartışma şu:

Sendikalar işçilerin aldığı kararları mı temsil edecek, yoksa işçiler adına yukarıdan kurulmuş anlaşmalar mı belirleyici olacak?

Izquierda Revolucionaria da 11 Eylül’de yayımladığı değerlendirmede Airbus grevini bu nedenle “işçi onurunun örneği” olarak tanımlıyor ve hareketin en güçlü yanlarından birinin fabrika toplantıları ve doğrudan oylamalar olduğunu savunuyor.

Bu politik değerlendirmeye katılmak zorunlu değil.

Ama son iki ayın kronolojisi bir olguyu gösteriyor:

Airbus işçileri kendilerine sunulan anlaşmaları yalnız sendika merkezlerinin kararına bırakmadı; tekrar tekrar oyladı, reddetti, greve çıktı ve yeniden oyladı.

67 oy bir zayıflığın da gücün de göstergesi

Son oylamanın sonucu romantikleştirilemez.

Yüzde 51,23’e karşı yüzde 48,7, işçilerin önemli ölçüde bölündüğünü gösteriyor.

Haftalar süren ücret kaybının ardından yorgunluk gerçek.

Yaklaşık 14 bin 500 çalışanı bulunan şirkette son oylamaya yaklaşık 3 bin kişinin katılmış olması da temsil tartışmasını ortadan kaldırmıyor.

Fakat aynı sonuç başka bir şeyi de gösteriyor:

Haftalarca süren greve, gelir kaybına ve önlerine konulan yeni anlaşma önerisine rağmen, oy kullananların çoğunluğu mücadeleyi tamamen kapatmaya razı olmadı.

67 oy farkının politik anlamı burada.

Bu, Airbus işçilerinin yekpare olduğu anlamına gelmiyor.

Tam tersine, hareket şimdi en zor aşamalarından birinde: şirketin teklifi masada, referandum geliyor, fabrikalar yeniden çalışıyor ve grev komitesi fiilî iş bırakmayı geçici olarak geri çekmiş durumda.

Ama mücadele hâlâ kapanmış değil.

12 Eylül yürüyüşünün anlamı da bu nedenle yalnız Sanayi Bakanlığı’nın önüne gitmek değil.

İşçiler, kararın şirket yönetiminde, bakanlık odalarında ya da kendi adlarına hareket eden sendika yöneticilerinde bitmediğini yeniden göstermeye çalışıyor.

Airbus’ın Getafe kapılarında haftalardır tekrarlanan cümle hâlâ masada:

“Esto no se para.”

Bu durmadı. Son sözü işçiler söylemek istiyor.