fbpx

“Siz bizim evlerimize girmek istiyorsanız, biz de sizin evinize geliyoruz”: Belçika’da aktivistler bakanı 05.30’da uyandırdı

Paylaş

Belçika’da hükümet, belirli koşullarda belgesiz göçmenleri yakalamak amacıyla polisin özel konutlara zorla girmesine izin verecek yasa tasarısını parlamentodan geçirmeye hazırlanıyor. “No ICE in Belgium” kolektifinden altı aktivist ise tasarının öngördüğü saat aralığını bizzat hükümet temsilcisine yaşattı: 9 Eylül sabahı 05.30’da Dışişleri Bakanı Maxime Prévot’nun evinin kapısını çaldılar. Polis gibi giyinen aktivistlerin mesajı açıktı: “Siz bizim evlerimize girmek istiyorsanız, biz de sizin evinize geliyoruz.”

Belçika’nın Namur kentinde 9 Eylül sabahı saat henüz 05.30’du.

Dışişleri Bakanı Maxime Prévot, evinin önünde kendisini bekleyen altı kişilik bir grupla karşılaştı. Gelenler gerçek polis değildi; No ICE in Belgium kolektifinden aktivistlerdi.

Eylemciler polisleri taklit eden kıyafetler giymişti. Ellerindeki politik senaryo da hükümetin üzerinde çalıştığı yasadan alınmıştı.

Kapıda Prévot’ya, tasarının polise tanımayı amaçladığı yetkiye gönderme yaparak sabah saat 05.00 ile 21.00 arasında “ev ziyareti” gerçekleştirebileceklerini söylediler. Eylemin amacı, hükümetin belgesiz göçmenler için soyut ve idari bir prosedür olarak sunduğu şeyin gündelik hayatta ne anlama geldiğini doğrudan göstermekti.

Eylemcilerin cümlesi de bunun üzerine kuruluydu:

“Siz bizim evlerimize girmek istiyorsanız, biz de sizin evinize geliyoruz.”

Prévot kapıyı açtı. Aktivistlerle yaklaşık yarım saat konuştu. O sırada olay yerinde dört gerçek polis de bulunuyordu; müdahale edilmedi ve eylem olay çıkmadan sona erdi.

Ancak kapının önündeki yaklaşık yarım saatlik karşılaşmanın gerisinde, Belçika’nın göç rejimini daha da sertleştirecek çok daha büyük bir tartışma var.

Polis sabah 05.00’te eve girebilecek

Belçika Temsilciler Meclisi’nde görüşülen tasarı, 1980 tarihli Yabancılar Yasası’nı değiştirerek geri gönderme kararlarının uygulanması amacıyla “visites domiciliaires” — konut ziyaretleri adı verilen yeni bir mekanizma oluşturmayı amaçlıyor.

Tasarı hükümet tarafından 3 Haziran 2026’da parlamentoya sunuldu ve dosya halen Temsilciler Meclisi’nde görüşülüyor.

Tasarı kabul edilirse polis, konutta bulunanların rızası olmadan ve gerektiğinde zor kullanarak özel bir konuta girebilecek.

Ancak burada önemli bir ayrımı açık tutmak gerekiyor:

Tasarı polise bütün belgesiz göçmenlerin evlerine sınırsız biçimde girme yetkisi vermiyor.

Mevcut metne göre koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekiyor. Hakkında uygulanabilir bir geri gönderme, sınır dışı veya transfer kararı bulunan; bu kararın uygulanmasına işbirliği göstermediği değerlendirilen ve aynı zamanda “kamu düzeni veya ulusal güvenlik açısından tehlike” oluşturduğu düşünülen kişiler hedefleniyor. Müdahale için ayrıca bir soruşturma hâkiminin önceden izin vermesi gerekiyor.

Fakat yetki yalnız kişinin kendi resmi adresiyle sınırlı değil.

Amnesty International’ın tasarıya ilişkin incelemesine göre polis, hedef alınan kişinin bulunduğuna dair makul gerekçe varsa üçüncü bir kişinin evi de dahil olmak üzere özel bir konuta girebilecek. Uygulama sabah 05.00 ile akşam 21.00 arasında gerçekleştirilebilecek.

No ICE in Belgium’ın Prévot’nun kapısını 05.30’da çalması tam da bu nedenle rastlantı değildi.

Aktivistler hükümetin yasa metninde normalleştirmeye çalıştığı saati siyasi bir sahneye dönüştürdü:

Bir politikacı için sabahın köründe evinin kapısında devlet gücünü temsil eden insanlar görmek rahatsız ediciyse, aynı şey belgesiz bir göçmen için neden yalnızca “geri dönüş prosedürü” olarak anlatılıyor?

“Birkaç dakika için bu yasanın yaratacağı şeyi yaşasın”

Eylemciler L’Avenir’e yaptıkları açıklamada amaçlarını, Prévot’ya yasa tasarısının göçmenler ve onları barındıran insanlar üzerinde yaratacağı durumu birkaç dakikalığına yaşatmak olarak açıkladı.

Bu nedenle eylem klasik bir bina önü basın açıklamasından farklıydı.

Aktivistler pankartla bakanlığın önüne gitmedi.

Yasanın müdahale etmek istediği mekâna — eve — gittiler.

Devlet “gerekirse evinize geleceğiz” diyorsa hareket de siyasi sorumluluğu taşıyanlara:

“O halde bunun ne demek olduğunu siz de görün”

dedi.

No ICE in Belgium’ın kendi açıklamalarında da mücadele yalnız bu tasarıya karşı hukuki itiraz olarak tanımlanmıyor. Kolektif, deportasyonlara ve sürgün edilen insanların kriminalize edilmesine karşı mahallelerde, kentlerde ve belediyelerde sürekli bir dayanışma ağı oluşturmayı hedeflediğini söylüyor.

İnsan hakları kurumları da tasarıya karşı

Tasarıya yönelik itiraz yalnız aktivistlerden gelmiyor.

Belçika’nın federal göç merkezi Myria, Haziran 2026’da parlamentoya sunduğu güncellenmiş görüşünde mevcut güvencelerin hâlâ yetersiz olduğunu açıkladı.

Myria’ya göre özel konuta zorla giriş, özel ve aile hayatının korunması ile konut dokunulmazlığına ciddi bir müdahale oluşturuyor. Kurum, tasarıda savunmasız kişiler için yeterli güvence bulunmadığını, etkili itiraz hakkı konusunda boşluklar olduğunu ve böyle ağır bir müdahalenin gerçekten gerekli olduğunun yeterince ortaya konulmadığını belirtiyor.

Eleştirinin önemli noktalarından biri de devletin göç idaresi için ceza hukukuna özgü zorlayıcı bir mekanizma kullanması.

Myria, tasarının ceza hukukundaki ev araması benzeri güçlü bir aracı göç hukukuna taşıdığını, fakat ceza yargılamasında kişiyi koruyan bütün usul güvencelerini aynı biçimde beraberinde getirmediğini savunuyor.

Amnesty International Belçika da benzer itirazlarda bulunuyor.

Kuruluş özellikle soruşturma hâkiminin rolünün problemli olduğunu; talebin savcılık üzerinden değil doğrudan Yabancılar Dairesi tarafından hâkime götürülmesinin yargının göç politikasının uygulanmasında araçsallaştırılması riskini doğurduğunu belirtiyor.

Belçika Danıştayı da önceki değerlendirmelerinde tasarı konusunda temel haklara ilişkin ciddi eleştirilerde bulunmuştu. İnsan Hakları Ligi’nin aktardığına göre Danıştay 2025’te ilk taslağın “temelden yeniden gözden geçirilmesi” gerektiğini belirtmiş; Mayıs 2026’daki yeni görüşünde ise önceki temel hukuki eleştirilerini geri çekmemişti.

Hükümet: “Herkesin evine girilmeyecek”

Prévot ise kapısına gelen aktivistlere mevcut tasarı ile 2018’de tartışılan önceki düzenlemenin aynı olmadığını söyledi.

Bakan, yeni metnin ciddi suç, radikalleşme, aşırıcılık veya terörizm gibi durumlarda kamu düzeni ya da ulusal güvenlik için tehlikeli kabul edilen belirli kişileri hedeflediğini savundu. Ayrıca hâkim izni ve diğer yolların tüketilmiş olması gibi güvencelere dikkat çekti.

Burada politik çatışmanın merkezindeki mesele tam olarak ortaya çıkıyor.

Hükümet diyor ki:

Yetki istisnai olacak, hâkim denetimi bulunacak ve yalnız belirli kişiler için uygulanacak.

Karşı çıkanlar ise soruyor:

Devlete göç statüsü nedeniyle insanların evlerine zorla girme yetkisi bir kez verildiğinde bunun sınırı nerede kalacak?

Üstelik “kamu düzeni için tehdit” gibi kavramların uygulamada ne kadar geniş yorumlanabileceği de tartışmanın parçası.

Les Engagés 2018’de karşıydı, şimdi hükümet ortağı

No ICE in Belgium’ın özellikle Maxime Prévot’yu seçmesinin bir nedeni daha var.

Prévot’nun partisi Les Engagés, bugünkü adıyla var olmadan önce cdH adıyla siyaset yapıyordu. Parti 2018’de Michel hükümetinin benzer “konut ziyaretleri” tasarısına karşı çıkmıştı.

Bugün ise Les Engagés, federal hükümet koalisyonunun ortağı ve yeni düzenlemeyi destekliyor.

Kolektif bu değişikliği doğrudan hedef alıyor ve partiden desteğini çekmesini talep ediyor.

Prévot ise iki yasa tasarısının aynı olmadığını, bugünkü metne daha sıkı sınırlar ve yargısal denetim getirildiğini savunuyor.

Bu tartışma Belçika siyasetinde göç rejiminin son yıllardaki yönünü de gösteriyor.

Aşırı sağın yıllardır kurduğu “kaçak göçmenleri daha hızlı bulun, yakalayın ve gönderin” ekseni giderek yalnız aşırı sağ partilerin söylemi olmaktan çıkıyor; devletin idari ve polisiye araçları üzerinden merkez siyasetin programına yerleşiyor.

Direniş yalnız Prévot’nun kapısında değil

No ICE in Belgium’ın kampanyası bir bakanın evine yapılan tek seferlik sembolik eylemden ibaret değil.

Kolektife göre Belçika genelinde belediyelerin tasarıya karşı tavır alması için aylardır yerel kampanyalar yürütülüyor.

Haziran itibarıyla Brüksel’deki 19 belediyenin 14’ünün tasarıya karşı pozisyon aldığı; Valonya’da da 28 belediyenin karşı çıktığı belirtiliyor. Leuven’de ise binden fazla imza toplanarak belediye meclisine müdahale edildi.

Kolektif ayrıca bölgesel parlamentolara sunulmak üzere imza kampanyaları yürütüyor ve mahallelerde göçmenlerle dayanışma grupları kurulması çağrısı yapıyor.

2018’de benzer bir tasarıya karşı mücadelede yaklaşık yüz belediyenin kendisini “misafirperver belediye” ilan ettiği kampanya da bugünkü hareket için tarihsel referans oluşturuyor.

Yani 9 Eylül sabahındaki görüntü yalnız altı aktivistin sıra dışı protestosu değil.

Arkasında yeniden örgütlenmeye çalışan bir deportasyon karşıtı dayanışma hareketi bulunuyor.

Bir ev yalnız dört duvar değil

Göç rejimi çoğu zaman bürokratik kelimelerle konuşuyor:

“Geri dönüş kararı.”

“Düzensiz ikamet.”

“Uzaklaştırma tedbiri.”

“Konut ziyareti.”

Fakat bu kavramların maddi karşılığı başka.

Sabah saat beşte kapının çalınması.

Polisin içeri girmesi.

Bir insanın yaşadığı yerden alınması.

Ailesinden, arkadaşlarından veya kendisini barındıran insanlardan koparılması.

Gözaltı.

Ve ardından deportasyon.

Tam da bu nedenle “visite domiciliaire” — “ev ziyareti” ifadesi siyaseten steril bir kelime.

Tasarıdaki yetki gerçekleştiğinde söz konusu olan sıradan bir ziyaret değil; kişinin rızası olmadan, gerektiğinde zor kullanılarak gerçekleştirilebilecek bir devlet müdahalesi.

No ICE in Belgium’ın eylemi bu bürokratik dili tersyüz etti.

Devletin belgesiz göçmenler üzerinde kullanmayı planladığı mekanizmayı bir sabahlığına siyasi karar vericinin kapısına taşıdı.

Ve o anda yasa tasarısının bütün hukuki paragrafları tek bir cümleye dönüştü:

“Siz bizim evlerimize girmek istiyorsanız, biz de sizin evinize geliyoruz.”

Belçika Parlamentosu tasarıyı henüz kabul etmiş değil. Dosya hâlâ Meclis’te.

Bu nedenle mücadele de bitmiş değil.

Gaste Avrupa açısından 9 Eylül’deki eylemin gücü tam burada:

Deportasyon politikası bir kez daha yalnız hakkında karar verilen göçmenlerin meselesi olmaktan çıkarılıp, insanların birlikte müdahale edebileceği siyasi bir çatışmaya dönüştürüldü.

Hükümet evlerin kapısını devlet için açmak istiyor.

Karşısındaki hareket ise başka bir şeyi örgütlemeye çalışıyor:

O kapıların önünde dayanışmayı.