fbpx

Sandıkta yüzde 62,93, dört ay sonra kayyum, yedi yıl cezaevi: Selçuk Mızraklı tahliye edildi

Paylaş

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne 490 bini aşkın oyla seçilen, göreve başlamasından dört ay sonra yerine kayyum atanan Selçuk Mızraklı, yaklaşık yedi yıllık cezaevi sürecinin ardından Edirne’den çıktı. Tahliye yeni bir yargı kararıyla değil, cezasının infaz süresinin tamamlanmasıyla gerçekleşti. Mızraklı cezaevi kapısındaki ilk konuşmasında Selahattin Demirtaş’ın özgürlüğünü istedi; barış sürecinde hukuk, demokratikleşme ve şeffaflık çağrısı yaptı.

Edirne Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nin kapısı 8 Eylül öğle saatlerinde açıldı. Gaste Avrupa’ya ulaşan görüntüler, eski Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı’nın yaklaşık yedi yılın ardından cezaevinden çıkış anlarını gösteriyor.

Mızraklı’yı cezaevi önünde ailesi, DEM Parti yöneticileri, milletvekilleri ve destekçileri karşıladı. Alkışlar ve sarılmaların ardından gazetecilerin karşısına geçen Mızraklı’nın ilk siyasi mesajlarından biri, aynı cezaevinde yıllarca birlikte kaldığı eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş için oldu.

“Burada olması gereken benden önce, bu halkın sevgilisi sevgili Selahattin Demirtaş’tır” diyen Mızraklı, Edirne Cezaevi’ne yeniden gelmek istediğini ancak bu kez içerideki arkadaşlarını karşılamak için gelmek istediğini söyledi.

Ancak Mızraklı’nın bugün o kapıdan çıkmasına giden hikâye yalnız bir tahliye haberi değil.

2019’da Diyarbakır’da sandıktan çıkan iradenin kayyumla ortadan kaldırılması, tartışmalı tanık ifadeleriyle yürütülen bir ceza davası ve yaklaşık yedi yıllık hapis süreci aynı dosyada birleşiyor.

Diyarbakır yüzde 62,93 ile seçti

Selçuk Mızraklı, 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde HDP’nin Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi adayı olarak 490 bin 571 oy ve yüzde 62,93 destekle seçildi. AKP’nin adayı ve önceki kayyum Cumali Atilla yüzde 30,99’da kaldı.

Seçim sonucu aradaki farkı tartışmasız hale getiriyordu.

Ancak Mızraklı’nın belediye başkanlığı yalnız birkaç ay sürdü.

19 Ağustos 2019’da İçişleri Bakanlığı Mızraklı’yı görevden aldı ve Diyarbakır Valisi Hasan Basri Güzeloğlu’nu belediyeye kayyum olarak atadı. Aynı gün Mardin’de Ahmet Türk ve Van’da Bedia Özgökçe Ertan da görevden alınmıştı. Diyarbakır Barosu, kayyum kararının ardından belediye meclisinin toplanmasına izin verilmediğini, gösteri ve basın açıklamalarının engellendiğini ve protestolara polis müdahalelerinin gerçekleştiğini kayda geçirdi.

Mızraklı ise yaklaşık iki ay sonra, 21 Ekim’de gözaltına alındı ve ertesi gün tutuklandı.

Sandıkta kullanılan yüz binlerce oyun ardından Diyarbakır’ın seçilmiş belediye başkanı önce makamından, ardından özgürlüğünden oldu.

Davanın merkezinde tartışmalı tanık ifadeleri vardı

Mızraklı hakkında açılan davada en tartışmalı başlıklardan biri Hicran Berna Ayverdi’nin tanıklığı oldu.

Ayverdi, Mızraklı’nın hekim olarak çalıştığı dönemde yaralı bir PKK mensubunu kayıt dışı ameliyat ettiğini ve kendisinin de o tarihlerde aynı hastanede çalıştığını ileri sürdü.

Savunma ise SGK kayıtlarının Ayverdi’nin söz konusu dönemde hastanede çalışmadığını gösterdiğini belirtti.

Bu itiraza rağmen Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi tanık anlatımını güvenilir kabul etti. Mahkeme, Ayverdi’nin Mızraklı’ya iftira atmasını gerektiren bir neden tespit edilmediğini gerekçe gösterdi.

Mızraklı, 9 Mart 2020’de “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 9 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edildi.

Fakat dosya burada kapanmadı.

Yargıtay cezayı bozdu, aynı ceza yeniden verildi

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Aralık 2022’de hükmü “eksik inceleme ve yetersiz gerekçe” nedeniyle bozdu.

Buna rağmen Mızraklı tahliye edilmedi.

Yeniden yargılama sürerken dosyaya bu kez Ümit Akbıyık isimli başka bir açık tanığın beyanları eklendi. Akbıyık, Mızraklı’nın belediye başkanlığı döneminde bir film festivalinin giderlerini belediyeden karşıladığı ve çeşitli faaliyetlere destek verdiği yönünde iddialarda bulundu. Savunma, bu yeni dosyanın Mızraklı’nın tahliyesini engellemek amacıyla hazırlandığını söyledi.

Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi 29 Kasım 2023’te Mızraklı’ya yeniden aynı cezayı, 9 yıl 4 ay 15 gün hapsi verdi.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu kez 9 Ekim 2024’te kararı onadı ve hüküm kesinleşti.

Dolayısıyla 8 Eylül’de gerçekleşen tahliye bir beraat, af veya mahkemenin önceki hükmünden geri dönmesi değil.

Mızraklı, kendisi hakkında belirlenen infaz süresini tamamladığı için cezaevinden çıktı.

Bu ayrım önemli.

Çünkü bugün açılan cezaevi kapısı, yedi yıl boyunca sürdürülen yargı sürecinin hukuki ve siyasi tartışmalarını ortadan kaldırmış değil.

“Kumpaslarla kesilen cezalara karşı başımız dik çıktık”

Mızraklı da cezaevi kapısındaki konuşmasında dosyanın kendisi açısından kapanmadığını açıkça ifade etti.

Hakkındaki yargılamaları “usulsüz”, “kumpas” ve “hukuk dışı” olarak niteleyen Mızraklı, cezaevinden “başımız dik” çıktıklarını söyledi.

Ardından 2015 sonrasındaki Türkiye tablosuna işaret etti:

“Kaybettiğimiz şey hukuk ve demokrasidir.”

Mızraklı, demokratikleşmenin yalnız Ankara merkezli bir mesele olmadığını, “yerellerden Ankara’ya” doğru örülmesi gerektiğini söyledi.

Bu sözlerin Diyarbakır’da kayyumla görevden alınmış bir belediye başkanından gelmesi ayrıca anlam taşıyor.

Çünkü Mızraklı’nın kişisel cezaevi hikâyesi, aynı zamanda Türkiye’nin son on yılında seçilmiş Kürt belediye başkanlarının görevden alınması ve belediyelerin merkezi idare tarafından atanan kayyumlarla yönetilmesi siyasetinin parçalarından biri.

Demirtaş’la beş yıl aynı koğuşta kaldı

Mızraklı, 2022’de kendi talebiyle Kayseri’den Edirne’ye nakledildi ve burada Selahattin Demirtaş’la yaklaşık beş yıl aynı koğuşu paylaştı.

Tahliye tarihini kamuoyuna birkaç gün önce Demirtaş duyurmuştu.

Demirtaş, cezaevinden gönderdiği mesajda Mızraklı için:

“Son beş yıldır ben ona emanettim, o bana emanetti. Artık size emanettir.”

ifadelerini kullandı.

Mızraklı da dışarıdaki ilk konuşmasında aynı dayanışmaya karşılık verdi.

Gazetecilerin Demirtaş’tan mesaj getirip getirmediği sorusuna şu yanıtı verdi:

“Ne olursa olsun demokrasi, ne olursa olsun barış, ne olursa olsun çözüm.”

“Barışın kalıcı olması için samimiyet gerekiyor”

Mızraklı’nın konuşmasının diğer önemli bölümü Türkiye’de yürütülen Kürt meselesi ve barış tartışmalarına ilişkindi.

Türkiye’nin “kritik bir süreçten” geçtiğini belirten Mızraklı, sürecin provokasyonlara açık olduğunu ve bu nedenle dikkatli ancak hızlı ilerletilmesi gerektiğini söyledi.

Barışın yalnız silahların susmasıyla sınırlanamayacağını vurguladı:

“Hafızası olan, geçmişi olan, telafi edilmesi gereken başlıkları olan bir süreçten söz ediyoruz.”

Mızraklı’ya göre kalıcı bir barış için hukuka dönüş, demokratikleşme ve toplumdaki güvensizliği ortadan kaldıracak adımlar gerekiyor. Sürecin kapalı kapılar arkasında yürütülmesine yönelik eleştirisini de “şeffaflaşma” talebiyle ifade etti.

Mızraklı, toplumun yapılan görüşmelerin nereye vardığını bilmesi gerektiğini savundu.

Bu vurgu, cezaevinden çıkan bir siyasetçinin özgürlük mesajının ötesinde; yürüyen sürecin toplumsallaştırılması ve demokratik güvenceye bağlanması çağrısıydı.

Dört aylık belediye başkanlığına karşı yedi yıl

Selçuk Mızraklı’nın hikâyesindeki çarpıcı karşılaştırmayı cezaevinde kalan Demirtaş da tahliyeden önce hatırlattı:

Mızraklı, halkın oyuyla seçildiği Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni yalnız yaklaşık dört ay yönetebildi.

Ardından yaklaşık yedi yılını cezaevinde geçirdi.

Bu nedenle 8 Eylül’de Edirne Cezaevi’nin önünde yaşanan sahne yalnız bir mahkûmun cezasını tamamlayarak serbest kalması olarak okunamaz.

2019’da Diyarbakır’da sandığa giden yüz binlerce insanın iradesinin devlet kararıyla yerinden edilmesiyle başlayan bir siyasi sürecin simgesel anlarından biri de sona erdi.

Fakat kayyum düzeni, siyasi davalar ve cezaevinde tutulan Kürt siyasetçiler meselesi devam ediyor.

Mızraklı da cezaevi kapısında tam olarak buraya işaret etti:

Kendisi dışarıdaydı.

Ancak arkasındaki duvarların içinde Demirtaş ve başka siyasi tutuklular bulunmaya devam ediyordu.

Bu yüzden Edirne’den çıkarken verdiği mesaj bir “özgürlüğe kavuştum” cümlesinden çok daha fazlasıydı:

“Çok kısa zamanda bu kapının önüne tekrar gelmek istiyorum. İçeri girmek için değil, içerideki yoldaşlarımızı almak için.”

Bugün Selçuk Mızraklı o kapıdan çıktı.

Şimdi geriye, bir seçilmiş belediye başkanının dört aylık görevine karşı neden yaklaşık yedi yıl cezaevinde kaldığı ve aynı siyasi düzenin hangi parçalarının hâlâ yerinde durduğu sorusu kalıyor.