fbpx

Amed’de uyuşturucu sokakta, mücadele mahallede: Operasyonlar neden yetmiyor?

Paylaş

Mezopotamya Ajansı’nın yayımladığı gizli kamera görüntüleri, Amed’in Rezan ve Sûr ilçelerinde uyuşturucu ticaretinin sokaklara ve metruk yapılara kadar yayıldığını gösteriyor. Mayıs ayında 2 bin 670 personelle yapılan dev operasyonda 288 kişi gözaltına alınmasına rağmen satışın görünürlüğünü koruması, sorunun yalnız “torbacı yakalamakla” çözülemeyeceğini ortaya koyuyor. Saha araştırmaları çocuklukta başlayan madde kullanımına, eğitimden kopuşa, işsizliğe ve tedaviye erişimdeki boşluklara işaret ederken; gençler, belediyeler ve mahalle örgütleri uyuşturucuya karşı kendi mücadele ağlarını kuruyor.

Mezopotamya Ajansı’nın 8 Eylül’de yayımladığı görüntüler Amed’de uzun süredir konuşulan uyuşturucu sorununu bu kez doğrudan sokağın içinden gösterdi.

Gaste Avrupa’nın incelediği yaklaşık üç dakikalık videoda yüzleri gizlenmiş kişiler, apartman araları ve metruk alanlarda kısa süreli buluşmalar gerçekleştiriyor; elden ele para veya küçük nesnelerin geçtiği izlenimini veren görüntüler yer alıyor. Görüntünün kendisi tek başına alışveriş yapılan maddenin ne olduğunu kanıtlamıyor. Ancak Mezopotamya Ajansı, kayıtların uyuşturucu soruşturmalarının dosyalarına giren, Rezan ve Sûr’da farklı tarihlerde gizli kamerayla çekilmiş görüntüler olduğunu belirtiyor. Ajansa göre dosyalarda bazı çocukların da uyuşturucu ticaretinde aracı olarak kullanıldığı görülüyor.

Ortaya çıkan tablo yalnız birkaç sokak satıcısının faaliyetinden ibaret değil.

Amed’de birkaç yıldır bağımlılık, uyuşturucu ticareti, çocukların suça sürüklenmesi ve mahallelerde oluşan çeteleşme aynı tartışmanın parçaları haline geliyor.

Mayıs ayında 2 bin 670 personelle operasyon yapıldı

Devletin kentte uyuşturucuya karşı operasyon yapmadığını söylemek doğru olmaz.

14 Mayıs 2026’da Diyarbakır merkezli 23 ilde “Narko Kapan – Diyarbakır” operasyonu gerçekleştirildi. Diyarbakır Valiliği operasyonun yaklaşık dört aylık teknik ve fiziki çalışmanın ardından yapıldığını; 302 adrese eş zamanlı baskın düzenlendiğini açıkladı.

Operasyona 2 bin 670 personel, 495 ekip, bir helikopter, bir drone ve dört narkotik köpeği katıldı. Sonuçta 288 kişi gözaltına alındı. Soruşturma kapsamında 405 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildiği de Anadolu Ajansı tarafından aktarıldı.

Operasyonlar daha sonra da devam etti. Örneğin 27 Ağustos’ta Kayapınar’da bir araçta 1 kilo 60 gram metamfetamin, Bağlar’daki iki adreste ise 1 kilo 350 gram skunk bulundu; üç şüpheli tutuklandı.

Ancak bugünkü görüntüler tam da burada önemli bir soruyu ortaya çıkarıyor:

Yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, binlerce kolluk personelinin seferber edildiği operasyonlardan sonra uyuşturucu ticareti neden hâlâ mahalle aralarında bu kadar görünür biçimde devam ediyor?

Sorunu yalnız yakalanan kişi sayısıyla ölçmek bu nedenle eksik kalıyor.

Bağlar’da her altı gençten biri madde denediğini söylüyor

Uyuşturucunun toplumsal boyutuna ilişkin en kapsamlı verilerden biri SAMER Saha Araştırmaları Merkezi’nin çalışmalarından geliyor.

SAMER’in Aralık 2025’te yayımladığı araştırmada Bağlar, Ergani ve Silvan’daki 37 mahallede 15–29 yaşları arasındaki 1.514 gençle yüz yüze görüşüldü. Yalnız Bağlar’da 12 mahallede 600 genç araştırmaya katıldı.

Bağlar’daki gençlerin yüzde 16,2’si hayatında en az bir kez uyuşturucu veya uyarıcı madde denediğini söyledi. Madde deneyenlerin yüzde 70,1’i ise uyuşturucuyla ilk kez 12–17 yaşlarında tanıştığını belirtti. Araştırmada madde kullanımının 5–11 yaş grubuna kadar indiği vakalar da bulunuyor.

Daha çarpıcı veri sosyal çevrede ortaya çıkıyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 42’si kendisinin veya yakın çevresindeki en az bir kişinin uyuşturucu kullandığını bildirdi. Başka bir ifadeyle sorun yalnız kullanıcı olarak tanımlanan gençleri değil; aileleri, arkadaş çevresini ve mahallenin önemli bölümünü doğrudan etkiliyor.

Burada bir veri ayrımını da yapmak gerekiyor. Mezopotamya Ajansı’nın bugünkü haberinde ve SAMER Genel Koordinatörü Yüksel Genç’in Ağustos 2026’daki değerlendirmesinde oran yaklaşık yüzde 18 olarak aktarılıyor. Ancak SAMER’in yayımlanmış ayrıntılı Bağlar tablosunda “hayatında en az bir kez deneme” oranı yüzde 16,2. Fark, araştırmanın aktarım biçimi ve soruların tanımı nedeniyle oluşuyor olabilir. Bu nedenle “Amed’in yüzde 18’i uyuşturucu kullanıyor” gibi genelleyici bir cümle kurmak doğru olmaz.

Ama hangi oran esas alınırsa alınsın saha verisinin işaret ettiği yön aynı:

Madde kullanımı erken yaşa iniyor ve mahallenin gündelik hayatına yerleşiyor.

Metruk bina, karanlık park, işsiz gençlik

SAMER’in araştırması bağımlılığı yalnız bireysel davranışlarla açıklamıyor.

Bağlar, Ergani ve Silvan’da eğitimden kopuş, ekonomik güvencesizlik, sosyal destek yetersizliği ve güvenli kamusal alan eksikliği ortak risk alanları olarak belirleniyor. Araştırmacılar parkların, sokak aralarının ve metruk yapıların bazı mahallelerde uyuşturucu kullanım ve satış noktalarına dönüştüğünü kaydediyor.

Bağlar mahalleleri tek tek incelendiğinde tablo daha da somutlaşıyor.

SAMER’in Ağustos 2026’da yayımladığı mahalle raporuna göre Körhat’ta aleni madde alışverişi ve çeteleşme, Kaynartepe’de sokak aralarında satış ve kullanım, Selahattin Eyyubi’de başka mahallelerden madde temini, Bağcılar’da parkta satış ve çocuklarda sentetik hap kullanımı, Fatih’te ise sokakta açık kullanım saha gözlemlerine yansıyor. Muradiye için raporda, kolluk yoğunluğuna rağmen satışın devam ettiği özellikle belirtiliyor.

Bu noktada video ile saha araştırmasının birbirini tamamlayan iki ayrı veri olduğunu görüyoruz.

Kamera satışın nasıl gerçekleştiğini gösteriyor.

Araştırma ise o satışın hangi toplumsal zeminde yaşayabildiğini gösteriyor.

Sorun yalnız Amed merkezinde değil

SAMER’in 20 Ağustos 2026’da yayımlanan daha geniş raporu Diyarbakır’ın Bağlar, Bismil, Silvan ve Ergani ilçeleriyle Mardin’in Derik ilçesinde toplam 2 bin 394 gençten toplanan saha verilerini bir araya getiriyor.

Bismil’de Temmuz 2026’da görüşülen 519 genç üzerinden yapılan araştırmada gençlerin yüzde 67’sinin okula devam edemediği, sigortasızlık oranının yüzde 54,6 olduğu belirtiliyor. Bazı mahallelerde maddeyle tanışma yaşının 8–9’a kadar düştüğü, yalnızca yüzde 47’sinin kendisini güvende hissettiği aktarılıyor.

Silvan’daki çalışmada ise görüşmecilerin yüzde 83,8’i uyuşturucu kullanımının kentte yaygın olduğunu düşünüyor. Raporda Kale Mahallesi için ortaya konulan tablo son derece çarpıcı:

işsizlik → madde → suç → sosyal çözülme → yalnızlaşma → yeniden madde.

SAMER bunu bir “çöküş döngüsü” olarak tanımlıyor.

Yani mesele yalnız birkaç “kötü arkadaş”, birkaç satıcı veya birkaç kullanıcının seçimi üzerinden açıklanamaz.

Uyuşturucu piyasası kendisine işsizliğin, eğitimden kopuşun, güvencesizliğin ve boşaltılmış kamusal alanların bulunduğu bir toplumsal zemin buluyor.

Zorunlu göçten bugünün mahallelerine

SAMER raporunun en önemli taraflarından biri de bugünkü tabloyu kentin tarihinden koparmaması.

Araştırma özellikle 1990’lı yıllarda yaşanan çatışmalar ve zorunlu yerinden edilmelerin Diyarbakır’da hızlı nüfus artışını tetiklediğini; ancak bu nüfus hareketinin yeterli konut, eğitim, istihdam ve sosyal hizmet yatırımlarıyla karşılanmadığını vurguluyor.

Sonuçta yoksulluk, kayıt dışı çalışma ve kamusal hizmet eksiklikleri bazı mahallelerde kuşaktan kuşağa taşındı. Rapora göre güvenlik merkezli yönetim yaklaşımının sosyal politika kapasitesinin önüne geçmesi de gençlerin yaşamında büyük boşluklar yarattı.

Bu nedenle uyuşturucuyu yalnız “ahlaki çürüme” diye tarif etmek de sorunu gizliyor.

Bir genç okuldan kopmuşsa, düzenli işi yoksa, mahallesinde ücretsiz spor veya kültür alanı bulunmuyorsa, psikolojik desteğe ulaşamıyorsa ve uyuşturucuya birkaç sokak öteden ulaşabiliyorsa, ortada yalnız bireysel iradeyle açıklanamayacak maddi bir düzen vardır.

Tedavi var ama erişim ve devamlılık sorunu sürüyor

Kentin tedavi ve danışmanlık altyapısının tamamen olmadığı da söylenemez.

Diyarbakır Valiliği, kentte AMATEM ve ÇEMATEM’in yanı sıra BADEM’in faaliyet gösterdiğini belirtiyor. BADEM’in 2025 yılında 290 kişiye danışmanlık verdiği, danışanlar ve aileleriyle 1.740 görüşme yaptığı ve yaklaşık 5 bin kişiye eğitim ulaştırdığı açıklandı.

Fakat SAMER araştırmalarında madde kullanan gençlerin çok büyük bölümünün hiç profesyonel destek almadığı görülüyor. Araştırma tedavi sonrasında yeniden madde kullanımına dönen vakalara ve düzenli sosyal takip eksikliğine de dikkat çekiyor.

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi de Ocak 2025’te Madde Bağımlılığı Danışmanlık ve Eğitim Merkezi kurdu; merkez Nisan ayında danışan kabul etmeye başladı. Belediye Ağustos 2026’da mobil ekiplerle mahallelerde doğrudan ailelere ulaşacağını ve kadınlar için yataklı tedavi merkezi hazırladığını açıkladı. Büyükşehir ve 14 ilçe belediyesi ayrıca kent çapında tedavi ve rehabilitasyon kapasitesini büyütmek üzere çalışma yürütüyor.

Bütün bunlar önemli.

Ancak bağımlılıkla mücadele kişiyi birkaç hafta tedavi edip aynı mahalleye, aynı işsizliğe, aynı çeteye ve aynı kamusal boşluğa geri göndermekle tamamlanmıyor.

Mahalleler kendi mücadele ağlarını kuruyor

Amed’de son aylardaki en önemli gelişme ise sorunun yalnız kurumların gündeminde kalmaması.

Şiyar Be Uyuşturucu ile Mücadele Platformu, 6 Temmuz’da “Rabin – Kalkın” hamlesini başlattı. Kampanya Kayapınar, Sûr ve Bağlar’daki mahalle toplantılarıyla genişledi; sendikalar, kadın örgütleri, belediyeler, taraftar grupları, sanatçılar ve yurttaşlar farklı eylemlerle sürece katıldı.

KuçeAmed taraftar grubu da Ağustos başında Batıkent’te uyuşturucuya karşı nöbet çadırı kurdu. 7 Ağustos’ta burada yaşanan gerginliğin ardından altı genç gözaltına alındı ve üçü “polise mukavemet” suçlamasıyla tutuklandı.

Olayın tarafları farklı anlatımlar ortaya koydu.

Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü, grubun “kimlik kontrolü ve cezalandırma” girişiminde bulunduğunu ve iki kişiyi darbettiğini ileri sürdü. KuçeAmed ise bu anlatımı reddederek gençlere önce saldırıldığını ve yasa dışı kimlik kontrolü yapılmadığını savundu.

Tutuklanan üç genç 29 Ağustos’ta tahliye edildi.

Burada toplumsal mücadelenin sınırını da açık kurmak gerekiyor: uyuşturucuyla mücadele, mahallede kişilerin keyfi biçimde cezalandırılması veya kimlik kontrolüne tabi tutulması anlamına gelemez.

Ama aynı şekilde uyuşturucuya karşı örgütlenen mahallelinin yalnızca polisi bekleyen pasif seyircilere dönüştürülmesi de çözüm değil.

Mahalle toplantıları, gençlik çalışmaları, bağımlılara ulaşan dayanışma ağları, kamusal alanların geri alınması ve suç ağlarının açık biçimde teşhir edilmesi toplumsal mücadelenin meşru alanıdır.

“Özel savaş” tartışması: İddia ile kanıtı ayırmak gerekiyor

Amed’deki Kürt siyasi hareketi ve Şiyar Be çevresindeki birçok örgüt uyuşturucunun yaygınlaşmasını uzun süredir “özel savaş politikalarının” bir parçası olarak değerlendiriyor. DEM Parti ve DBP yöneticileri, gençlerin uyuşturucu ve çeteleşme yoluyla toplumsal ve siyasal yaşamdan koparıldığını savunuyor.

Bu politik değerlendirmeyi haberden silmek doğru değil; çünkü kentte uyuşturucuya karşı örgütlenen hareketin meseleyi nasıl kavradığını açıklıyor.

Ama olgu ile iddiayı birbirinden ayırmak da gerekiyor.

Bugün elimizdeki veriler uyuşturucunun bizzat devlet kurumları tarafından dağıtıldığı veya belirli çetelerin bilinçli biçimde devlet tarafından yönetildiğini kanıtlamıyor. Böyle bir bağlantı kurulacaksa şirket, kişi, kolluk veya kamu görevlisi düzeyinde somut delil gerekir.

Buna karşılık kanıtlanabilen başka bir gerçek var:

Devasa narkotik operasyonlarına rağmen satış sürüyor; uyuşturucu çocuk yaşlara iniyor; bazı yoksul mahallelerde metruk yapılar ve parklar uyuşturucu alanına dönüşüyor; tedavi ve sosyal destek yetersiz kalıyor.

Dolayısıyla “devlet uyuşturucu dağıtıyor” demeden de devletin siyasi sorumluluğunu tartışmak için fazlasıyla veri var.

Soru şudur:

Bir devlet güvenlik aygıtıyla bu kadar güçlü biçimde var olduğu mahallelerde neden gençliğin eğitim, istihdam, kültür, sağlık ve güvenli kamusal alan ihtiyacını aynı güçle karşılamıyor?

Uyuşturucuya karşı mücadele torbacıyla başlayabilir, torbacıyla bitemez

Amed’deki görüntüler rahatsız edici.

Ama görüntünün asıl anlattığı şey birkaç kişinin el değiştirdiği küçük paketler değil.

Arka planda çocuklukta başlayan bağımlılık, genç işsizliği, okuldan kopuş, metruk mahalleler, çeteleşme, yetersiz rehabilitasyon ve onlarca yıllık toplumsal kırılma var.

Uyuşturucu satıcısı yakalanmalı. Suç ağları ortaya çıkarılmalı. Çocukları kullananlar ve onların arkasındaki ekonomik yapılar soruşturulmalı.

Fakat yalnız sokaktaki en alt halkaları cezaevine doldurarak uyuşturucu ekonomisi ortadan kalkmıyor.

Mayıs ayındaki 288 gözaltının ardından bugün yine aynı sokaklarda satış görüntülerinin ortaya çıkması bunun en açık kanıtlarından biri.

Gerçek mücadele; maddeye ulaşmayı zorlaştırırken gençlerin hayata ulaşmasını kolaylaştırmak zorunda.

Ücretsiz ve erişilebilir tedavi.
Tedavi sonrası uzun süreli sosyal destek.
Güvenceli iş.
Okula dönüş.
Mahallelerde spor, sanat ve kültür alanları.
Metruk yapıların kamusal kullanıma açılması.
Suç ağlarının ve olası kamu bağlantılarının bağımsız biçimde soruşturulması.
Ve kararların yukarıdan değil, gençlerin, kadınların, ailelerin ve mahalle örgütlerinin katıldığı bir mücadeleyle kurulması.

Çünkü Amed’de bugün uyuşturucu yalnız sokakta satılmıyor.

Bir kuşağın geleceğinin boş bırakıldığı yerde kök salıyor.

Ve tam da bu nedenle mücadele yalnız narkotik ekiplerinin değil, o geleceği geri isteyen toplumun mücadelesi olmak zorunda.