İsviçre’nin siyasi nedenlerle Türkiye’ye dönmeleri halinde takip, gözaltı veya tutuklama riski bulunan Kürt sığınmacılara yönelik iltica politikası yeniden tartışma konusu. SRF Investigativ’in araştırmasına göre, İsviçre’den sınır dışı edilen en az 12 Türkiye vatandaşı, ülkeye döndükten sonra siyasi suçlamalarla gözaltına alındı veya tutuklandı. Buna rağmen İsviçre, Türkiye’ye geri göndermeleri sürdürüyor.
İsviçre’de iltica başvurusu reddedilen Türkiye vatandaşlarının geri gönderilmelerinin ardından Türkiye’de tutuklanması, İsviçre’nin iltica politikasına ilişkin ciddi soru işaretleri yaratıyor. SRF Investigativ’in 4 Aralık 2025 tarihli araştırmasına göre, son aylarda en az 12 benzer vaka tespit edildi.
Söz konusu kişilerin tamamı, Türkiye’de siyasi faaliyetleri nedeniyle haklarında soruşturma veya dava bulunduğunu belirterek İsviçre’den koruma talep etti. Aralarında “Cumhurbaşkanına hakaret”, “terör propagandası” ve siyasi örgütlerle bağlantılı olmak gibi suçlamalarla karşı karşıya olanlar bulunuyor.
Araştırmada yer alan vakalarda ortak nokta ise İsviçre’deki iltica başvurularının reddedilmesinin ardından Türkiye’ye gönderilen kişilerin dönüşte gözaltına alınması veya tutuklanması.
İsviçre mahkemesi tehdidi yeterince kanıtlanmış görmedi
SRF’nin “Alan” adıyla aktardığı bir Kürt sığınmacı, iki yıl önce siyasi faaliyetleri nedeniyle Türkiye’de hakkında soruşturma yürütüldüğünü gösteren belgelerle İsviçre’ye iltica başvurusunda bulundu.
Alan, Kürt siyasi hareketi içerisindeki faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye dönmesi halinde tutuklanacağından korktuğunu belirtti. Ancak İsviçre makamları ve ardından Federal İdare Mahkemesi, onun siyasi faaliyetlerini iltica hakkı doğuracak düzeyde görmedi.
Mahkeme, Türkiye’de hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin bazı belgelerin güvenilir olmadığını veya sahte olabileceğini değerlendirdi. Alan’ın Türk makamları tarafından daha önce rahatsız edilmiş veya kötü muamele görmüş olabileceği kabul edilse bile bunun tek başına iltica için yeterli olmadığı sonucuna varıldı.
Alan, Eylül 2025’in başında İsviçre’den Türkiye’ye gönderildi. SRF’nin aktardığına göre, Türkiye’ye indiğinde doğrudan gözaltına alındı. Yaklaşık üç aydır cezaevinde bulunan Alan, “terör örgütüne yardım etmek” suçlamasıyla yargılanıyor.
Ailesi, siyasi faaliyetleri nedeniyle en az sekiz ila on yıl hapis cezası alma ihtimalinden endişe ediyor.
En az 12 benzer vaka
Alan’ın yaşadıkları münferit bir olay değil.
İsviçre Mülteci Konseyi (SFH) ile Demokratik Hukukçular İsviçre’nin (Demokratische Jurist Schweiz) derlediği bilgilere göre, son dönemde Türkiye’den gelen en az 12 sığınmacı, İsviçre’den sınır dışı edilmelerinin ardından Türkiye’de gözaltına alındı veya tutuklandı.
SFH medya sorumlusu Eliane Engeler, durumun giderek daha fazla endişe verici hale geldiğini belirtiyor. Engeler’e göre, Türkiye’ye geri gönderilen ve siyasi nedenlerle aranan sığınmacıların dönüşlerinin ardından tutuklanmaları artık daha sık görülüyor.
Bazı kişilerin haftalar, hatta aylar boyunca cezaevinde tutulduğu belirtiliyor.
SFH, İsviçre’nin Türkiye’den gelen sığınmacılara yönelik iltica uygulamasının giderek daha kısıtlayıcı hale geldiğini savunuyor. Kuruma göre, siyasi muhaliflerin Türkiye’de karşı karşıya kaldığı baskılar dikkate alındığında, bir kişinin bireysel olarak ciddi biçimde tehdit altında olduğunu kanıtlaması giderek zorlaşıyor.
Yardım kuruluşları geri göndermelerin durdurulmasını istedi
SFH ve Demokratik Hukukçular İsviçre, Ekim 2025’in ortasında İsviçre Devlet Göç Sekreterliği’ne (SEM) bir mektup göndererek Türkiye’ye yönelik geri göndermelerin geçici olarak durdurulmasını ve mevcut iltica uygulamasının yeniden incelenmesini talep etti.
Ancak SRF Investigativ’in araştırmasına göre bu girişim şimdiye kadar İsviçre’nin uygulamasında belirgin bir değişiklik yaratmadı.
Ekim ayındaki mektup ve yazışmaların ardından Federal İdare Mahkemesi, siyasi kovuşturma gerekçesiyle iltica talebinde bulunan Türkiye vatandaşı Kürtlerin en az 25 sınır dışı edilme kararını daha onayladı.
Mahkeme, SRF’nin soruları üzerine tek tek kararları yorumlamayacağını bildirdi.
SEM: “Her vaka ayrı ayrı inceleniyor”
İsviçre Devlet Göç Sekreterliği ise eleştirileri tamamen reddetmek yerine, Türkiye’den gelen sığınmacıların durumlarının tek tek incelendiğini belirtiyor.
SEM, özellikle Türkiye’den sunulan yakalama veya gözaltı emirleri gibi belgelerin sahteciliğe açık olduğunu savunuyor. Kuruma göre bu belgelerin nispeten kolay elde edilebilmesi nedeniyle, belgelerin hangi amaçla düzenlendiği ve kişinin Türkiye’ye döndüğünde gerçekten tutuklanma ihtimalinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendiriliyor.
SEM, Türk belgelerinin otomatik olarak sahte kabul edilmediğini de vurguluyor.
Bunun yanında İsviçre makamları, kişinin Türkiye’de maruz kaldığı kovuşturmanın İsviçre hukukunda da meşru bir suç oluşturup oluşturmayacağını değerlendiriyor. Eğer kovuşturmanın meşru bir ceza soruşturmasına dayanabileceği düşünülüyorsa, kişinin siyasi kimliği veya faaliyetleri nedeniyle daha ağır bir muameleye maruz kalıp kalmadığı, yani hukuki açıdan “Politmalus” olarak değerlendirilebilecek bir durumun bulunup bulunmadığı inceleniyor.
SEM, Türkiye’deki gelişmeler doğrultusunda iltica uygulamasının gerektiğinde değiştirilebileceğini, ancak bu konuda Federal İdare Mahkemesi’nin içtihatlarına bağlı olduğunu belirtiyor.
“Muhalifler susturuluyor”
İsviçre Mülteci Konseyi ise meselenin yalnızca birkaç bireysel vakadan ibaret olmadığı görüşünde.
Kurum, Türkiye’de özellikle Kürt siyasi hareketiyle bağlantılı kişilere yönelik soruşturma ve davaların, İsviçre’nin iltica değerlendirmelerinde daha ciddi biçimde dikkate alınması gerektiğini savunuyor.
Buradaki temel sorun, İsviçre makamlarının bir kişinin siyasi faaliyetini “yeterince yüksek düzeyde” görmemesi ile Türkiye makamlarının aynı kişiyi siyasi faaliyetleri nedeniyle suçlu olarak değerlendirmesi arasındaki çelişki.
Bir başka ifadeyle, İsviçre’de iltica hakkı doğuracak kadar ciddi görülmeyen siyasi faaliyetler, Türkiye’ye dönüşün ardından tutuklama ve hapis cezasına yol açabiliyor.
Geri gönderilenlerin geleceği belirsiz
SFH ve hukukçuların başvurusunda yer alan 12 kişinin geleceği ise halen belirsiz. Bazı kişilerin avukatları, İsviçre’nin insani nedenlerle vize vermesini talep ediyor.
Ancak bu taleplerin kabul edilip edilmeyeceği henüz bilinmiyor.
SRF’nin aktardığı vakalardan bir diğerinde ise Alan’ın kardeşi “Miro” da Türkiye’de Kürt kimliği ve siyasi faaliyetleri nedeniyle hakkında dava bulunduğunu belirtiyor. Miro bu nedenle İsviçre’den iltica talebinde bulundu. Başvurusu ilk aşamada reddedildi ancak hukuki süreç henüz tamamlanmış değil.
Miro’nun sözleri, Türkiye’ye geri gönderilme korkusunun sığınmacılar açısından ne anlama geldiğini ortaya koyuyor: “Kâbuslar görüyorum. Türkiye’ye geri dönemem.”
İsviçre’nin Türkiye’ye geri gönderdiği bazı Kürt sığınmacıların dönüşlerinin hemen ardından gözaltına alınması ve tutuklanması, “geri gönderme sonrası güvenlik” sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Özellikle siyasi faaliyetleri nedeniyle Türkiye’de soruşturma altında bulunan kişiler açısından, iltica başvurularının değerlendirilmesinde yalnızca belgelerin güvenilirliğinin değil, Türkiye’deki siyasi baskı ortamının ve muhaliflere yönelik uygulamaların da ne ölçüde dikkate alındığı tartışma konusu olmaya devam ediyor.



