DOSYA – 3 / AVRUPA’DA SINIF HAREKETİ NE DURUMDA? Sarı Yeleklilerden emeklilik direnişine, çiftçi eylemlerinden genel grevlere uzanan mücadeleler Fransa’yı bir kez daha Avrupa sınıf hareketinin merkezine taşıdı. Peki bu toplumsal enerji neden kalıcı bir siyasal dönüşüme yol açamıyor?
Hazırlayan: Tuncay Yılmaz
Avrupa, son on beş yılda yalnızca ekonomik krizlerin, pandemi sonrası daralmanın ve jeopolitik gerilimlerin değil, aynı zamanda kapitalizmin yeniden yapılandırılmasının da etkisi altında yeni bir döneme girdi. Neoliberal politikaların derinleşmesi, kamu hizmetlerinin tasfiyesi, emek piyasalarının esnekleştirilmesi, dijitalleşme, militarizasyon ve Avrupa Birliği’nin rekabet odaklı ekonomi politikaları kıtanın hemen her ülkesinde emek-sermaye ilişkilerini yeniden biçimlendiriyor.
Bu dönüşüm, yalnızca çalışma yaşamını değil, toplumsal muhalefetin karakterini de değiştiriyor. İşçi sınıfı yeni sektörlere yayılıyor, göçmen emeği kapitalist üretimin vazgeçilmez bir bileşeni haline geliyor, kadın emeği bakım ekonomisinin merkezine yerleşirken sendikal hareket yeni örgütlenme sorunlarıyla karşı karşıya kalıyor. Aynı dönemde sosyalist hareket, yükselen aşırı sağ, temsil krizleri ve parçalı toplumsal muhalefet karşısında yeni siyasal yanıtlar üretmeye çalışıyor.
Bu sorunun en görünür yanıtı ise Fransa’da aranmalıdır.
Son on yıl boyunca Sarı Yelekliler hareketi, emeklilik reformuna karşı milyonların katıldığı gösteriler, ülke çapındaki genel grevler, enerji ve ulaşım işçilerinin direnişleri, çiftçi eylemleri, banliyö isyanları ve öğrenci protestoları Fransa’yı Avrupa’nın en hareketli toplumsal mücadele alanına dönüştürdü. İlk bakışta birbirinden bağımsız görünen bu eylemler, aslında aynı tarihsel sürecin farklı yüzlerini temsil ediyor. Bunların ortak paydası, sermayenin yeniden yapılanma programına karşı toplumun farklı kesimlerinden yükselen itirazdır.
Fransa bu nedenle yalnızca daha fazla grevin yaşandığı bir ülke değil, aynı zamanda Avrupa’da sınıf mücadelelerinin hangi biçimler altında yeniden üretildiğini gösteren en önemli laboratuvardır.
Yeni sınıf bileşimi ve toplumsal mücadelelerin kesişimi
Bugünün Avrupa’sında sınıf mücadelesi artık yalnızca klasik sanayi işçilerinin fabrika merkezli mücadeleleri üzerinden okunamaz. Kapitalizmin son kırk yıldaki dönüşümü, işçi sınıfının bileşimini de değiştirdi. Hizmet sektörü çalışanları, lojistik emekçileri, bakım işçileri, göçmen işçiler, platform ekonomisinde çalışan güvencesiz emekçiler ve genç kuşaklar yeni sınıf yapısının temel unsurları haline geldi.
Aynı zamanda emek sömürüsü, toplumsal yaşamın diğer temel çelişkileriyle daha açık biçimde kesişiyor. Kadınların görünmeyen bakım emeği, iklim krizinin emekçiler üzerindeki etkileri, göçmenlerin ucuz ve güvencesiz işgücü olarak kullanılması, ırkçılık ve ayrımcılık politikaları sınıf siyasetinin dışında değerlendirilemeyecek başlıklar haline geldi.
Bu nedenle Avrupa’da yükselen yeni mücadele dalgasını anlamak için yalnızca grevlere ve sendikal hareketlere değil; feminist hareketlere, ekoloji mücadelelerine, göçmen hakları savunucularına, gençlik hareketlerine ve antifaşist direnişlere de bakmak gerekiyor. Asıl siyasal soru, bu farklı mücadele alanlarının ortak bir sınıfsal perspektif içinde birleşip birleşemeyeceğidir.
Fransa, tam da bu nedenle önemli bir örnektir. Çünkü ülkedeki mücadeleler bir yandan güçlü bir işçi ve sendikal hareket geleneğini sürdürürken, diğer yandan yeni toplumsal hareketlerin sınıf siyasetiyle nasıl ilişkilendirileceği sorusunu bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.
I. Fransa neden Avrupa’nın mücadele laboratuvarı?
Fransa’da sınıf mücadelesinin bugünkü gücünü yalnızca güncel ekonomik krizlerle açıklamak mümkün değildir. Ülkenin siyasal tarihi, kitlesel seferberliklerin ve sokak siyasetinin meşru kabul edildiği uzun bir mücadele geleneğine dayanır.
1789 Devrimi’nden Paris Komünü’ne, Halk Cephesi deneyiminden 1968 Mayısı’na kadar uzanan tarihsel miras, yalnızca siyasal rejimi değil, toplumsal mücadele kültürünü de şekillendirdi. Grev, kitlesel yürüyüş ve genel direniş Fransa’da demokratik hak arama biçimleri olarak geniş toplumsal meşruiyet kazandı. [1]

II. Dünya Savaşı sonrasında inşa edilen sosyal devlet modeli, güçlü kamu hizmetleri ve kapsamlı sosyal güvenlik sistemiyle Avrupa’nın en gelişmiş refah düzenlerinden birini oluşturdu. Ancak 1980’lerden itibaren hız kazanan neoliberal politikalar, bu modelin aşamalı biçimde tasfiyesini gündeme getirdi.
Özelleştirmeler, kamu harcamalarının sınırlandırılması, çalışma yaşamının esnekleştirilmesi ve sosyal güvenlik sisteminin yeniden yapılandırılması, Fransa’da yalnızca ekonomik değil siyasal bir gerilim alanı yarattı. Her yeni reform girişimi, sokakta karşılığını bulan kitlesel itirazlarla karşılaştı.
1995 genel grevleri, 2006 CPE direnişi, 2010 emeklilik reformuna karşı gösteriler ve son olarak Macron dönemindeki mücadeleler bu tarihsel sürekliliğin parçalarıdır. [2]
Dolayısıyla Fransa’daki mücadeleleri yalnızca ekonomik talepler üzerinden okumak eksik kalacaktır. Bu mücadeleler aynı zamanda sosyal devletin geleceği, kamusal hakların korunması ve demokratik katılımın sınırları üzerine yürüyen siyasal çatışmalardır.
II. Sarı Yelekliler: Vergi isyanından sınıfsal öfkeye
2018 sonbaharında başlayan Sarı Yelekliler hareketi başlangıçta akaryakıt vergilerine karşı spontane bir tepki olarak görüldü. Ancak kısa sürede ortaya çıktı ki, hareketin temelinde yalnızca yakıt fiyatları değil, yıllardır biriken sosyal eşitsizlikler, ücretlerin erimesi, kırsal bölgelerin yoksullaşması ve siyasal temsil krizi bulunuyordu. [3]

Sarı Yelekliler, klasik anlamda sendikalar tarafından örgütlenmiş bir işçi hareketi değildi. Hareket içinde düşük ücretli işçiler, küçük esnaf, taşra kentlerinde yaşayan emekçiler, işsizler, emekliler ve güvencesiz çalışanlar birlikte yer aldı. Bu yönüyle Sarı Yelekliler, neoliberal dönüşümün mağdur ettiği farklı toplumsal kesimlerin ortak öfkesini görünür kıldı. [4]
Ancak bu geniş toplumsal bileşim aynı zamanda hareketin en önemli çelişkisini de oluşturdu. Ortak ekonomik taleplere rağmen siyasal hedefler konusunda birlik sağlanamadı. Sendikaların başlangıçtaki mesafeli yaklaşımı, hareketin kurumsal bir örgütlenmeye kavuşmasını zorlaştırdı. Sol partiler ise bu yeni toplumsal dinamiği anlamakta gecikti. Buna karşılık Marine Le Pen liderliğindeki faşist Rassemblement National Partisi, hareketin yarattığı hoşnutsuzluğu göçmen karşıtı ve milliyetçi söylemlerle kendi siyasal hattına çekmeye çalıştı.
Sarı Yelekliler, Fransa’da sınıf siyasetinin yeni toplumsal biçimler altında yeniden canlanma potansiyeli taşıdığını bir kez daha gösterdi. Ancak aynı zamanda, sınıfsal öfkenin örgütlü bir siyasal alternatife dönüşmesinin ne kadar zor olduğunu da gözler önüne serdi.
III. Emeklilik reformu: Fransa’nın en büyük sınıf seferberliği
2023 yılında Emmanuel Macron hükumetinin emeklilik yaşını 62’den 64’e yükselten reformu, Fransa’da son yılların en büyük toplumsal hareketini tetikledi. Milyonlarca insan aylar boyunca sokaklara çıktı; demiryolları, enerji santralleri, rafineriler, limanlar, belediyeler, eğitim kurumları ve sağlık hizmetleri defalarca greve gitti. Ülke genelinde hayatı durma noktasına getiren bu mücadele, yalnızca emeklilik sistemine ilişkin teknik bir düzenleme değildi. Tartışmanın merkezinde, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan sosyal devlet modelinin geleceği ve sermayenin yeni birikim stratejileri bulunuyordu. [5] [6]

Macron hükumeti reformu, yaşlanan nüfus, artan yaşam beklentisi ve sosyal güvenlik sisteminin finansman sorunlarıyla gerekçelendirdi. Hükumete göre mevcut sistem uzun vadede sürdürülebilir değildi; emeklilik yaşının yükseltilmesi kamu maliyesi açısından zorunlu bir adım olarak görülüyordu. Bu yaklaşım, Avrupa Birliği’nin son yirmi yıldır üye ülkelere önerdiği mali disiplin politikalarıyla da uyumluydu. Avrupa Komisyonu’nun kamu borçlarının azaltılması, bütçe açıklarının kontrol altına alınması ve sosyal harcamaların sınırlandırılmasına yönelik tavsiyeleri, Fransa’daki reform tartışmalarının ulusal sınırları aşan bir çerçevede değerlendirilmesini gerektiriyordu.
Ancak emekçiler açısından mesele farklıydı. Özellikle ağır sanayide, ulaştırmada, temizlik hizmetlerinde ve bakım sektöründe çalışan milyonlarca kişi için iki yıl daha çalışmak, yalnızca emekliliğin ertelenmesi değil; çalışma yaşamındaki eşitsizliklerin daha da derinleşmesi anlamına geliyordu. Fransa’da yüksek gelir grupları ile düşük ücretli emekçilerin ortalama yaşam süresi arasındaki fark, emeklilik yaşının yükseltilmesinin toplumsal etkilerini daha görünür hale getirdi. Fiziksel olarak ağır işlerde çalışan emekçiler, bu reformun yükünü orantısız biçimde üstleneceklerini savundu. [7]
Bu nedenle mücadele kısa sürede “64 yaş” tartışmasının ötesine geçti. Meydanlarda dile getirilen sloganlar, ücretlerden çalışma koşullarına, kamu hizmetlerinden demokrasiye kadar uzanan geniş bir hoşnutsuzluğu yansıtıyordu. Grevlerin en dikkat çekici yanı ise farklı sektörlerin ortak hareket edebilmesiydi. SNCF demiryolu işçileri, RATP toplu taşıma çalışanları, TotalEnergies rafineri işçileri, EDF enerji emekçileri, liman işçileri, öğretmenler, sağlık çalışanları ve belediye işçileri aynı talepler etrafında birleşti. Fransa’da uzun süredir görülmeyen ölçekte bir sendikal koordinasyon sağlandı.
49.3 maddesi ve demokrasi tartışması
Mücadelenin dönüm noktası, hükümetin reformu parlamentoda yeterli desteği bulamayınca Anayasa’nın 49.3 maddesini kullanarak yasayı oylama yapılmaksızın yürürlüğe koyması oldu. Teknik olarak anayasal bir yetki olan bu yöntem, toplumsal meşruiyet açısından büyük bir tartışma yarattı. Muhalefet partileri ve sendikalar, milyonlarca insanın karşı çıktığı bir düzenlemenin parlamenter tartışma olmaksızın kabul edilmesini demokratik temsil krizinin yeni bir göstergesi olarak değerlendirdi. [8] [9]
Sokaklarda yükselen öfke, yalnızca ekonomik değil siyasal bir içerik de kazandı. Cumhuriyet kurumlarına duyulan güvenin zayıflaması, yürütme organının giderek merkezileşmesi ve güvenlik politikalarının sertleşmesi, emeklilik direnişini daha geniş bir demokrasi tartışmasının parçası haline getirdi.
Reform geçti, mücadele bitmedi
Hükümet reformu geri çekmedi. Ancak bu durum mücadeleyi başarısız kılmadı. Aksine emeklilik direnişi, Fransa’da sendikaların uzun yıllar sonra ilk kez böylesine geniş bir toplumsal meşruiyet kazanmasını sağladı. Farklı konfederasyonların ortak hareket edebilmesi, milyonlarca insanın grev ve gösterilere katılması ve işçi sınıfının farklı kesimlerinin ortak talepler etrafında birleşmesi, Avrupa’da sınıf mücadelesinin hâlâ güçlü bir mobilizasyon kapasitesine sahip olduğunu gösterdi.
Bununla birlikte direniş, önemli bir siyasal soruyu da yeniden gündeme taşıdı: Milyonların aylar boyunca sürdürdüğü bir toplumsal mücadele neden hükümet değişikliğine ya da farklı bir siyasal programa dönüşemedi? Bu soru yalnızca Fransa için değil, Avrupa’daki bütün sınıf hareketleri açısından temel tartışma başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.
IV. Çiftçi eylemleri: Aynı krizin kırsaldaki yüzü
2024 yılı başında Fransa’nın birçok bölgesinde yolları kapatan traktör konvoyları ve tarım ürünlerinin döküldüğü protestolar, ilk bakışta emeklilik direnişinden farklı bir toplumsal hareket gibi göründü. Oysa dikkatli bakıldığında çiftçi eylemleri de aynı ekonomik yeniden yapılanma sürecinin kırsaldaki yansımasıydı. [10]
Fransa tarımı uzun yıllardır iki farklı dinamiğin baskısı altında bulunuyor. Bir yandan Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası, uluslararası rekabet ve serbest ticaret anlaşmaları üreticileri küresel piyasalara daha fazla bağımlı hale getiriyor; diğer yandan market zincirlerinin fiyat baskısı, artan enerji maliyetleri ve tarımsal girdilerdeki yükseliş küçük üreticilerin gelirlerini aşındırıyor. [11]

Bu nedenle protestolara katılanların önemli bir bölümü büyük tarım şirketleri değil, aile işletmeleri ve küçük üreticilerdi. Talepler; üretim maliyetlerinin düşürülmesi, ürün fiyatlarının güvence altına alınması ve büyük dağıtım şirketlerinin piyasa gücünün sınırlandırılması etrafında şekillendi.
Ancak çiftçi hareketi siyasal açıdan homojen değildi. Büyük tarım işletmelerinin çıkarları ile küçük üreticilerin talepleri her zaman örtüşmedi. Aynı şekilde aşırı sağın kırsaldaki etkisi de bu hareketin tamamını açıklamaya yetmiyordu. Marine Le Pen ve Rassemblement National, Avrupa Birliği karşıtı ve göçmen karşıtı söylemler üzerinden çiftçilerin öfkesini kendi siyasal hattına çekmeye çalışırken; sendikalar ve sol hareket üretim maliyetleri, gıda tekelleri ve neoliberal tarım politikaları üzerinden alternatif bir çerçeve kurmaya çalıştı.
Çiftçi protestoları, Fransa’da sınıfsal hoşnutsuzluğun yalnızca sanayi işçileriyle sınırlı olmadığını; kırsal üreticilerin de neoliberal dönüşümün yarattığı baskılarla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu. Bu yönüyle hareket, emek-sermaye çelişkisinin tarımdaki özgün biçimlerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
V. Fransa sendikal hareketi: Düşük üyelik, yüksek mücadele kapasitesi
Fransa, sendikalaşma oranının Avrupa ortalamasının altında olmasına rağmen kitlesel grevlerin en sık yaşandığı ülkelerden biridir. İlk bakışta çelişkili görünen bu durum, Fransız sendikal hareketinin tarihsel ve siyasal özellikleriyle açıklanabilir. Sendikalar yalnızca üyelerini temsil eden mesleki örgütler değil, aynı zamanda toplumsal muhalefetin önemli bileşenleri olarak hareket etmektedir. [12]
Ülkenin en büyük konfederasyonlarından CGT, tarihsel olarak sınıf mücadelesi eksenli çizgisini korurken, CFDT daha çok sosyal diyalog ve müzakereyi önceleyen bir yaklaşım benimsemektedir. Force Ouvrière (FO), UNSA, FSU ve Solidaires ise farklı sektörlerde etkili olan, zaman zaman birbirinden ayrışan ancak büyük toplumsal krizlerde ortak hareket edebilen yapılardır.

2023 emeklilik reformu süreci, uzun yıllardır görülmeyen ölçüde geniş bir sendikal birlik yarattı. Farklı konfederasyonların ortak eylem takvimi oluşturması, milyonlarca emekçinin aynı günlerde greve çıkmasını mümkün kıldı. Bu birlik, reformu durdurmaya yetmese de sendikal hareketin toplumsal meşruiyetini güçlendirdi. [6]
Bununla birlikte Fransız sendikalarının önemli sorunları da devam ediyor. Sanayide yaşanan dönüşüm, güvencesiz çalışmanın yaygınlaşması, platform ekonomisinin büyümesi ve genç işçilerin örgütlenmesindeki zorluklar sendikal hareketin önündeki temel engeller arasında yer alıyor. Göçmen işçiler, taşeron çalışanlar ve dijital platform emekçileri gibi yeni işçi kesimlerini örgütleme konusunda henüz istenilen düzeye ulaşılmış değil.
Fransa deneyimi, sendikaların yalnızca üye sayısıyla değil, toplumsal meşruiyetleri ve eylem kapasitesiyle de değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Ancak aynı deneyim, sendikal mücadelenin tek başına siyasal dönüşüm yaratmakta yetersiz kaldığını da ortaya koyuyor.
VI. Sosyalist hareket ve siyasal temsil sorunu: Yeni Halk Cephesi deneyimi ve yeni toplumsal blok arayışı
Fransa’da son yıllarda yaşanan kitlesel mücadeleler, sosyalist ve ilerici hareket açısından büyük bir potansiyel ortaya çıkardı. Emeklilik reformuna karşı milyonların katıldığı direniş, Sarı Yelekliler hareketinin açığa çıkardığı toplumsal öfke, enerji ve ulaşım sektörlerindeki grevler, gençlik hareketleri, feminist mücadeleler, ekoloji hareketi ve göçmen hakları savunuculuğu, neoliberal yeniden yapılanmaya karşı farklı toplumsal kesimlerden yükselen ortak bir itiraz alanı yarattı.
Ancak temel sorun, bu farklı mücadele alanlarının kalıcı bir siyasal programa ve toplumsal ittifaka dönüşüp dönüşemeyeceği oldu.
2024 erken genel seçimleri öncesinde kurulan Yeni Halk Cephesi (Nouveau Front Populaire – NFP) bu arayışın en önemli siyasal deneylerinden biri olarak ortaya çıktı. Boyun Eğmeyen Fransa (LFI), Sosyalist Parti (PS), Fransız Komünist Partisi (PCF) ve Yeşiller’in (Les Écologistes) bir araya geldiği bu ittifak, yalnızca parlamenter bir seçim koalisyonu değildi. Aynı zamanda sendikal hareketlerin, feminist örgütlerin, antifaşist inisiyatiflerin, ekoloji savunucularının ve göçmen hakları hareketlerinin uzun süredir taşıdığı taleplerin siyasal alanda karşılık bulma arayışıydı. [13]

NFP’nin programında asgari ücretin yükseltilmesi, emeklilik reformunun geri alınması, kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, servet vergisi, ekolojik dönüşüm ve göçmen haklarının korunması gibi başlıkların yer alması, işçi sınıfının ekonomik talepleriyle yeni toplumsal hareketlerin gündemlerini ortak bir çerçevede birleştirme girişimiydi. [14]
Bu açıdan Yeni Halk Cephesi, Avrupa solunun uzun zamandır karşı karşıya olduğu temel soruya yanıt arıyordu:
21. yüzyılda işçi sınıfı siyaseti yalnızca fabrika ve sendika ekseninde mi kurulacaktır, yoksa emek sömürüsüyle patriyarka, ırkçılık, iklim krizi ve göçmen emeğinin sömürüsü arasındaki bağlantıları kuran daha geniş bir toplumsal blok mu oluşturacaktır?
Fransa deneyimi, bu ikinci yönelimin zorunluluğunu gösteriyor.
Bugünün işçi sınıfı artık yalnızca klasik sanayi işçilerinden oluşmuyor. Hizmet sektöründe çalışan milyonlarca emekçi, bakım işçileri, göçmen işçiler, platform çalışanları, genç güvencesizler ve kadın emeğinin yoğunlaştığı sektörler sınıf yapısının önemli bileşenleri haline geldi. Dolayısıyla sosyalist siyasetin önündeki görev, geçmişin örgütlenme biçimlerini tekrar etmek değil; kapitalizmin bugünkü toplumsal ilişkileri içinde yeni bir sınıf bileşimi yaratabilmektir.
Bu noktada feminist hareket ve ekoloji hareketi özellikle belirleyici bir rol oynuyor. Kadınların ücretli ve ücretsiz emeği arasındaki ilişki, bakım ekonomisinin krizi, iklim değişikliğinin emekçiler üzerindeki etkileri ve enerji dönüşümünün sınıfsal sonuçları artık sınıf siyasetinin dışında değerlendirilebilecek başlıklar değildir.
Benzer biçimde göçmen hareketleri de Fransa’daki sınıf siyasetinin temel bileşenlerinden biridir. İnşaat, lojistik, temizlik, bakım, tarım ve hizmet sektörlerinde çalışan milyonlarca göçmen işçi, kapitalist ekonominin vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak aşırı sağın göçmenleri toplumsal sorunların nedeni olarak gösteren propagandası karşısında sosyalist hareketin görevi, göçmen emeği ile yerli emekçiler arasındaki ortak sınıfsal çıkarları görünür kılmaktır.
Bununla birlikte sosyalist hareketin önünde ciddi sorunlar bulunmaktadır. Birincisi, sendikal mücadele ile siyasal temsil arasında hâlâ önemli bir mesafe vardır. 2023 emeklilik direnişi sırasında sendikalar milyonları harekete geçirebilmiş, ancak bu enerji kalıcı bir siyasal dönüşüme taşınamamıştır.
İkincisi, sol hareket içindeki stratejik farklılıklar devam etmektedir. LFI’nin popüler solcu ve radikal cumhuriyetçi çizgisi, PCF’nin sınıf eksenli geleneksel yaklaşımı, Yeşillerin ekososyalist dönüşüm vurgusu ve Sosyalist Parti’nin merkez sol mirası arasında ortak bir siyasal yön oluşturmak kolay değildir.
Üçüncüsü, toplumsal hareketlerin kendisi de örgütlenme sorunuyla karşı karşıyadır. Spontane kitlesel patlamalar büyük toplumsal enerji yaratabilmekte ancak bu enerjiyi kalıcı kurumlara, mahalle örgütlenmelerine, işyeri dayanışmalarına ve siyasal yapılara dönüştürmek zor olmaktadır.
Bu nedenle Fransa deneyiminin temel dersi şudur:
Sorun artık emekçilerin mücadele edip etmediği değildir. Sorun, farklı mücadele alanlarının ortak bir toplumsal güç ve siyasal program haline gelip gelemeyeceğidir.
Yeni Halk Cephesi bu yönde önemli bir deneyim sundu; ancak henüz tamamlanmamış bir arayış olarak duruyor. Sosyalist hareketin geleceği, işçi sınıfının ekonomik talepleriyle feminist, ekolojik, antirassist ve göçmen hakları mücadelelerini birbirinin alternatifi olarak değil, aynı kapitalist düzenin farklı çelişkilerine karşı ortak bir mücadele alanı olarak kurabilme kapasitesine bağlı olacaktır.
Fransa’da bugün yaşanan mücadeleler, Avrupa sosyalist hareketi açısından yalnızca bir seçim stratejisi değil, yeni bir tarihsel blok kurma meselesidir.
VII. Macron, sermaye ve aşırı sağ: Hegemonya mücadelesi
Fransa’daki sınıf mücadelelerini anlamak için yalnızca işçi hareketine değil, sermayenin yeniden yapılanma stratejilerine de bakmak gerekiyor. Emmanuel Macron’un iktidarı, büyük ölçüde Fransa sermayesinin uluslararası rekabet gücünü artırmayı hedefleyen neoliberal reform programının siyasal temsilcisi olarak şekillendi.
İşveren örgütü MEDEF’in uzun yıllardır savunduğu emeklilik reformu, çalışma yaşamının esnekleştirilmesi, kamu harcamalarının sınırlandırılması ve şirketler üzerindeki mali yüklerin azaltılması gibi talepler, Macron döneminde önemli ölçüde hayata geçirildi. Hükümet, bu politikaları Fransa ekonomisinin rekabet gücü ve kamu maliyesinin sürdürülebilirliği açısından zorunlu reformlar olarak sundu. [15]

Ancak aynı süreç, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirirken siyasal temsil krizini de büyüttü. Bu boşluğu doldurmaya çalışan en önemli aktörlerden biri ise Marine Le Pen liderliğindeki Rassemblement National oldu.
Aşırı sağ, ücretlerin düşmesi, işsizliğin artması, sanayisizleşme ve kamu hizmetlerindeki gerileme gibi gerçek ekonomik sorunları göçmen karşıtlığı ve milliyetçi söylemler üzerinden açıklamaya çalıştı. Böylece sınıfsal hoşnutsuzluğu sermayeye değil, göçmenlere ve Avrupa Birliği’ne yönlendiren bir siyasal strateji geliştirdi.
Bu durum, Avrupa’nın birçok ülkesinde gözlenen daha geniş bir eğilimin parçasıdır. İşçi sınıfının yaşadığı ekonomik sorunlar kendiliğinden ilerici ya da sosyalist siyasal sonuçlar üretmiyor. Bu hoşnutsuzluk, güçlü bir sınıf siyaseti tarafından örgütlenemediğinde, milliyetçi ve popülist hareketler tarafından da mobilize edilebilmekte.
Fransa’nın son yıllardaki deneyimi bu çelişkiyi bütün açıklığıyla göstermektedir.
VIII. Fransa Avrupa’ya ne söylüyor?
Fransa son on yılda Avrupa’nın en yoğun sınıf mücadelelerine sahne oldu. Sarı Yelekliler, emeklilik direnişi, genel grevler, enerji ve ulaşım işçilerinin eylemleri, çiftçi protestoları ve öğrencilerin katıldığı kitlesel gösteriler, neoliberal yeniden yapılanmanın karşısında güçlü bir toplumsal direnç bulunduğunu ortaya koydu.
Bu mücadeleler, Avrupa’da işçi sınıfının geri çekildiği yönündeki değerlendirmeleri boşa çıkarıyor. Fransa deneyimi, emekçilerin ekonomik ve sosyal haklarına yönelik saldırılar karşısında milyonlarca insanı harekete geçirebilecek bir mücadele kapasitesinin hâlâ var olduğunu gösteriyor.
Ancak aynı deneyim, direniş ile siyasal dönüşüm arasındaki mesafenin de sürdüğünü ortaya koyuyor. Sendikalar geniş toplumsal meşruiyet üretebilse de bu enerji kalıcı bir siyasal programa dönüşmekte zorlanıyor. Sosyalist ve komünist hareket önemli mücadele deneyimleri biriktirse de parçalı yapılarını aşan ortak bir strateji oluşturabilmiş değil.
Bu noktada Fransa’nın temel sorusu yalnızca “daha güçlü bir sol parti nasıl kurulur?” sorusu değildir. Daha derin soru şudur: 21. yüzyıl kapitalizmi karşısında yeni bir toplumsal blok nasıl kurulacaktır?

Çünkü bugünün işçi sınıfı, geçmişin toplumsal yapısından farklıdır. Sanayi işçileri hâlâ önemli bir güç olmaya devam ederken; sağlık emekçileri, öğretmenler, bakım işçileri, göçmen emekçiler, genç güvencesizler, kadın hareketleri ve iklim aktivistleri de yeni sınıf siyasetinin temel bileşenleri haline gelmiştir.
Sosyalist hareketin önündeki görev, bu mücadeleleri birbirine rakip alanlar olarak görmek değil; ortak bir kapitalizm eleştirisi ve ortak bir dönüşüm programı içinde birleştirebilmektir. Feminist hareketin patriyarkal emek rejimine yönelik eleştirisi, ekoloji hareketinin kapitalist büyüme modeline itirazı, göçmen hareketlerinin eşitlik ve hak talepleri ile işçi hareketinin ücret, çalışma koşulları ve sosyal hak mücadeleleri aynı toplumsal sistemin farklı sonuçlarına karşı gelişmektedir.
Fransa’daki Yeni Halk Cephesi deneyimi bu açıdan önemli bir arayışı temsil etmektedir. Farklı sol gelenekleri, ekoloji hareketini ve toplumsal muhalefetin çeşitli bileşenlerini ortak bir siyasal zeminde buluşturma girişimi, Avrupa solunun geleceği açısından dikkat çekici bir deneyimdir. Ancak bu deneyimin kalıcı bir toplumsal güce dönüşmesi, yalnızca seçim ittifaklarıyla değil; işyerlerinde, mahallelerde ve toplumsal hareketler içinde sürekli örgütlenen bir dayanışma ağı yaratılmasıyla mümkün olacaktır.
Buna karşılık aşırı sağ, aynı toplumsal hoşnutsuzluk alanlarına farklı bir yanıt üretmektedir. Ekonomik eşitsizlikleri ve sosyal güvencesizliği sermaye ilişkileri üzerinden açıklamak yerine göçmen karşıtlığı, milliyetçilik ve kimlik siyaseti üzerinden yeniden çerçevelemektedir.
Bu nedenle Avrupa’daki sınıf mücadelesinin geleceği yalnızca ekonomik mücadelelerin gücüne değil, bu mücadelelerin hangi siyasal anlam çerçevesinde örgütleneceğine bağlıdır.
Fransa’nın bugünkü deneyimi, Avrupa sosyalist hareketine iki temel ders vermektedir:
Birincisi; işçi sınıfı hâlâ güçlü bir tarihsel mücadele kapasitesine sahiptir.
İkincisi; bu mücadele kapasitesi, ancak yeni toplumsal kesimleri kapsayan, feminist, ekolojik ve antirassist perspektifleri sınıf siyasetinin parçası haline getiren daha geniş bir toplumsal blok yaratılabildiğinde siyasal dönüşüm gücüne ulaşabilir.
Fransa bu nedenle yalnızca Avrupa’nın mücadele laboratuvarı değildir. Aynı zamanda geleceğin sınıf siyasetinin hangi temeller üzerinde kurulacağına dair önemli bir tartışma alanıdır.
Dipnotlar
[1] Fransa Ulusal Meclisi. Histoire et patrimoine — Tarihsel mücadele ve cumhuriyet geleneğine ilişkin kurumsal arşiv ve başvuru sayfası. Bağlantı
[2] Vie publique. Retraites : les différentes réformes de 1993 à 2023 — 1990’lardan 2023 reformuna uzanan emeklilik reformları kronolojisi. Bağlantı
[3] Vie publique. Rapor: 17 Kasım 2018’de başlayan Sarı Yelekliler hareketi — Sarı Yelekliler hareketinin başlangıç tarihini belgeleyen kamu raporu. Bağlantı
[4] CNRS Sciences humaines & sociales. Devenir des gilets jaunes — Hareketin toplumsal ve bölgesel bileşimine ilişkin araştırma tanıtımı. Bağlantı
[5] Vie publique. 2023 emeklilik reformu kronolojisi — Yasal emeklilik yaşının 62’den 64’e yükseltilmesi dahil 2023 reformunun resmi özeti. Bağlantı
[6] CFDT / Intersyndicale. Retraites : ce n’est pas fini ! — 2023’teki on iki sektörler arası eylem günü ve milyonlarca kişinin katılımına ilişkin ortak açıklama. Bağlantı
[7] INSEE. Les écarts d’espérance de vie entre cadres et ouvriers — 2020-2022 verileriyle mesleki sınıfa göre yaşam süresi eşitsizlikleri. Bağlantı
[8] Légifrance. Constitution du 4 octobre 1958, article 49 — Hükümetin sorumluluğunu bağlama usulünü düzenleyen anayasa maddesi. Bağlantı
[9] Conseil constitutionnel. Décision n° 2023-849 DC — 2023 tarihli sosyal güvenlik finansmanı düzeltme yasasına ilişkin anayasal denetim kararı. Bağlantı
[10] Fransa Tarım Bakanlığı. Çiftçiler lehine önlemlerin takibi — 2024’teki çiftçi seferberliğinin ardından ilan edilen tedbirlerin resmi özeti. Bağlantı
[11] Avrupa Komisyonu. Common Agricultural Policy — AB Ortak Tarım Politikası ve tarımsal destek çerçevesi. Bağlantı
[12] OECD / AIAS. France: main indicators and characteristics of collective bargaining — Fransa’da 2019 için yüzde 10,1 sendika yoğunluğu ve yüksek toplu sözleşme kapsamına ilişkin ülke profili. Bağlantı
[13] Fransa İçişleri Bakanlığı. 2024 milletvekili seçimleri — 2024 erken genel seçimlerinin resmi seçim portalı. Bağlantı
[14] Nouveau Front Populaire. Programme du Nouveau Front Populaire — Asgari ücret, emeklilik reformu, kamu hizmetleri ve ekolojik dönüşüm başlıklarını içeren ortak program. Bağlantı
[15] MEDEF. Une réforme indispensable pour sauvegarder notre système de retraites — MEDEF’in 2023 emeklilik reformuna ilişkin destek açıklaması. Bağlantı
DOSYA 1: Avrupa’da sınıf hareketi ne durumda? – Giriş
DOSYA 2: Portekiz: Grevlerden genel greve uzanan mücadele
* Bir sonraki yazı: Almanya – Avrupa’nın sanayi devi neden artık eskisi kadar sessiz değil? Demiryolu işçilerinden metal sektörüne, limanlardan otomotive uzanan mücadeleler, Avrupa’nın en büyük ekonomisinde sınıf dengelerini nasıl değiştiriyor?



