İsviçre, dünyanın en eşitlikçi ve en müreffeh ülkelerinden biri olarak gösteriliyor. Ancak biz kadınların gündelik yaşamı, araştırmaların ortaya koyduğu verilerle birlikte başka bir gerçeği anlatıyor. Ücret eşitsizliği, görünmeyen bakım emeği ve göçmen kadınların maruz kaldığı çoklu ayrımcılık, eşitliğin hâlâ kâğıt üzerinde kaldığını gösteriyor. Anayasal haklarımızın gerçek hayatta karşılık bulabilmesi ise ancak örgütlü mücadelemizle mümkün.
İsviçre, sosyal devlet yapısı, yüksek refah seviyesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin yasal düzenlemeleriyle dünyanın önde gelen ülkeleri arasında gösteriliyor. Ancak yapılan araştırmalar ve anketler, kadınların ekonomik hayatta hâlâ önemli yapısal eşitsizliklerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Özellikle göçmen kadınlar açısından bu eşitsizlikler çok daha belirgin bir hâl alıyor.
Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi İsviçre’de de patriyarkal sistemin etkileri ekonomik ve sosyal politikalar üzerinde ciddi biçimde hissediliyor. Her ne kadar kadınların iş gücüne katılımını artırmaya yönelik politikalar geliştirilse de uygulamada kadınların ekonomiye tam ve eşit katılımı hâlâ sağlanabilmiş değil. Araştırmalar da bunu açıkça gösteriyor.
Bir göçmen kadın olarak biliyorum ki, kadınların yaşadığı eşitsizlikler söz konusu olduğunda mesele yalnızca ücret farklarından ibaret değil. Göçmen kadınlar iş gücü piyasasında daha kırılgan ve daha güvencesiz alanlara itiliyor. Yapılan çalışmalar, göçmen kadınların çoğunlukla düşük ücretli sektörlerde ve bakım hizmetlerinde istihdam edildiğini gösteriyor. Toplumda kadınlar ikinci plana itilirken, göçmen kadınlar cinsiyetleri ve göçmenlik statüleri nedeniyle çok daha ağır ve çok katmanlı bir eşitsizlikle karşı karşıya kalıyorlar.
Bu nedenle İsviçre’nin kadın politikalarının yalnızca eşitlik söylemiyle sınırlı kalmaması, somut ve kapsayıcı uygulamalarla desteklenmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Kadınların sırtındaki yük: Bakım emeği
Araştırmalar, kadınların iş gücüne katılım oranının yüksek olmasına rağmen önemli bir bölümünün yarı zamanlı çalıştığını gösteriyor. Bunun temel nedenleri arasında çocuk ve yaşlı bakımının büyük ölçüde kadınların sorumluluğunda olması ile yeterli ve erişilebilir çocuk bakım hizmetlerinin yaygın olmaması yer alıyor.

Annelik rolünün toplumsal olarak kadınların öncelikli sorumluluğu olarak görülmesi ve devletin kreş desteğinin yetersiz kalması, kadınların tam zamanlı istihdama katılımını sınırlıyor. Ücret eşitsizliği ile birleşen bu tablo, ekonomik baskının en çok kadınların omuzlarına yüklenmesine neden oluyor.
Ücretsiz bakım emeğinin büyük ölçüde kadınlar tarafından üstlenildiği ise artık yalnızca kadınların gündelik deneyimlerinin değil, araştırmaların da ortaya koyduğu bir gerçek. PWG Home Work Index 2026 raporuna göre ücretsiz ev işleri ve bakım emeğinin yaklaşık yüzde 60’ı kadınlar tarafından gerçekleştiriliyor.
Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, temizlik ve benzeri işler hâlâ büyük ölçüde kadınların sorumluluğu olarak görülüyor. Oysa bu emek görünmez olduğu için değersizleştiriliyor. Bu durum kadınların ücretli istihdamda daha az yer almasına, kariyerlerinde ilerleme fırsatlarının sınırlanmasına ve uzun vadede emeklilik gelirlerinin erkeklere kıyasla daha düşük olmasına yol açıyor.
Eşit işe eşit ücret!
İsviçre’de kadınların eşitlik mücadelesi uzun yıllara dayanıyor. 14 Haziran 1981 tarihinde İsviçre halkı referandumla anayasanın kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğunu belirten eşitlik maddesini kabul etti ve “eşit işe eşit ücret” ilkesi anayasal güvence altına alındı.
Ancak kadınlar, anayasal düzenlemeye rağmen bu hakların hayata geçirilmediğini gördüklerinde sessiz kalmadılar. Anayasal güvence altına alınan haklarını uygulamada da kazanabilmek için 14 Haziran 1991 tarihinde yaklaşık 500 bin kadın “Kadın isterse her şey durur” sloganıyla ülke çapında greve gitti.

1918 Genel Grevi’nden sonra İsviçre tarihinin en büyük kitlesel grevlerinden biri olarak kabul edilen bu grev, kadınların haklarının yalnızca yasalarla değil mücadeleyle kazanılacağının da en güçlü göstergelerinden biri oldu.
Hâlâ eşit değiliz, hâlâ öfkeliyiz
Aradan geçen otuz beş yıla rağmen anayasal güvence altına alınan haklarımız hâlâ günlük yaşamımızda tam anlamıyla karşılık bulmuş değil.
Bu nedenle kadınlar 14 Haziran 2026’da da meydanlardaydı. Çünkü eşitlik mücadelesi yalnızca geçmişte kazanılmış hakların korunmasını değil, o hakların yaşamın her alanında uygulanmasını sağlamayı amaçlayan devam eden bir mücadeledir.

Biz kadınlar için eşitlik yalnızca anayasal bir madde değildir. Eşitlik; insanca çalışma koşulları, ekonomik bağımsızlık, görünmeyen emeğimizin tanınması ve hayatlarımız üzerinde söz sahibi olabilmemiz demektir.
Kadınlar ekonomik sıkıntı içinde
UBS ve GFS Bern tarafından hazırlanan Frauenperspektiven 20261 araştırmasına göre İsviçre’de kadınların yüzde 63’ü farklı düzeylerde maddi sıkıntı yaşıyor. Katılımcıların yüzde 15’i ağır, yüzde 24’ü orta ve yüzde 23’ü hafif düzeyde ekonomik sıkıntı içinde olduğunu ifade etmiş.
Sağlık sigortası primleri, kira giderleri, kreş ücretleri ve vergiler kadınların bütçesi üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor.

Dünyanın en zengin ülkelerinden biri olarak gösterilen İsviçre’de bu tablo bize refahın toplumun tüm kesimlerine eşit biçimde dağılmadığını gösteriyor. Özellikle düşük ücretli sektörlerde çalışan ve bakım emeğinin yükünü omuzlayan kadınlar ile göçmen kadınlar bu ekonomik baskıyı çok daha yoğun hissediyor.
Erkekler daha fazla kazanıyor
PWG Home Work Index 2026 raporuna göre İsviçre’de kadınlar ile erkekler arasındaki ücret farkı yüzde 17,4 düzeyinde2. Çeşitli araştırmalar, kadınların yaklaşık yüzde 62’sinin geçim kaygısı yaşadığını ortaya koyuyor.
Ücret eşitsizliği, ücretsiz bakım emeği ve kadınların yarı zamanlı çalışmaya yönelmek zorunda kalması birlikte değerlendirildiğinde ekonomik politikaların toplumsal cinsiyet açısından hâlâ ciddi eşitsizlikler ürettiği görülüyor.
Görünmeyen emek sesini yükseltiyor

Araştırmalar ve anketler, İsviçre’de kadınların ekonomik yaşama katılımında önemli ilerlemeler sağlanmış olmasına rağmen ücret eşitsizliği, ücretsiz bakım emeği, yarı zamanlı çalışma ve özellikle göçmen kadınların yoğunlaştığı düşük ücretli sektörler nedeniyle yapısal sorunların devam ettiğini açıkça ortaya koyuyor.
Kadınların ekonomik eşitliğinin sağlanabilmesi için yalnızca anayasal ve yasal düzenlemelerin var olması yeterli değil. Çocuk bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ücret eşitsizliğine göz yumulmaması, bakım emeğinin daha adil paylaşılması ve göçmen kadınların nitelikli istihdama erişimini güçlendirecek somut sosyal politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor.
Ancak biliyoruz ki, haklarımız bize kendiliğinden verilmedi ve verilmeyecek. İsviçre’de kadınların eşitlik mücadelesinin tarihi de bunun en somut kanıtı.

Bugün de evde, kamusal alanda ve iş yerlerinde görünmeyen emeği omuzlayan biz kadınların sesimizi yükseltmekten başka bir seçeneğimiz yok. Çünkü eşit işe eşit ücret talebimizden, görünmeyen bakım emeğimizin tanınması talebinden ve patriyarkal angaryalara karşı mücadelemizden vazgeçmeye niyetimiz yok.
Tam da bu yüzden hep birlikte söylemeye devam edeceğiz:
“Görünmeyen emek, sesini yükselt!”
Aynur Turan*, Aarau Göçmen Kadın Dayanışması
- https://www.gfsbern.ch/de/news/ubs-frauenperspektiven-2026/?utm_source=chatgpt.com ↩︎
- İsviçre Federal İstatistik Ofisi (BFS) ↩︎



