İsviçre Parlamentosu, ev içi şiddetle mücadelede son yılların en önemli yasal değişikliklerini gündemine aldı. Psikolojik şiddetin “zorlayıcı kontrol” kavramıyla tanımlanması, mağdur destek mekanizmalarının güçlendirilmesi ve koruma hizmetlerinin yaygınlaştırılması yönündeki adımlar kadın örgütleri tarafından önemli bir ilerleme olarak değerlendirilirken, uygulama ve kaynak yetersizliği konusundaki tartışmalar sürüyor.
Bern – İsviçre Federal Parlamentosu, ev içi şiddetle mücadele alanında dikkat çekici değişikliklere imza atıyor. Haziran ayında Ulusal Konsey’de (Nationalrat) kabul edilen düzenlemeler, yalnızca fiziksel şiddeti değil, psikolojik baskı ve denetim mekanizmalarını da hukuki olarak tanımlamayı hedefliyor. Aynı dönemde mağdur destek hizmetlerinin genişletilmesine yönelik yasa değişiklikleri de parlamentodan geçti.
Bu gelişmeler, İsviçre’nin İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleri ve son yıllarda artan kadın cinayetleri tartışmalarıyla birlikte değerlendiriliyor.
Psikolojik şiddet ilk kez açık biçimde tanımlanıyor
Ulusal Konsey, ev içi şiddet kapsamında “zorlayıcı kontrol” (Zwangskontrolle) kavramının Ceza Kanunu ve Medeni Kanun’a dahil edilmesini öngören önergeyi 128’e karşı 65 oyla kabul etti. Düzenleme şimdi Eyaletler Konseyi’nin (Ständerat) gündemine gelecek.
Önerinin mimarlarından FDP’li milletvekili Jacqueline de Quattro’ya göre ev içi şiddet çoğu zaman yumrukla değil, kontrolle başlıyor. Partnerin telefonunu denetlemek, arkadaş çevresini sınırlamak, kıyafetlerine müdahale etmek, sistematik aşağılamak veya sosyal izolasyona zorlamak gibi davranışlar şiddetin ilk aşamalarını oluşturuyor.
Kabul edilen öneri yasalaşırsa, bir kişinin psikolojik baskı yoluyla özerkliğini ortadan kaldıran ve onu sürekli denetim altında tutan davranışlar cezai yaptırım konusu olabilecek.
Hükümet temkinli yaklaşıyor
Federal Hükümet ise öneriye mesafeli yaklaşıyor.
Adalet Bakanı Beat Jans, zorlayıcı kontrolün gerçek bir sorun olduğunu kabul etmekle birlikte, kavramın hukuken tanımlanmasının ve suç unsurlarının belirlenmesinin güçlükler taşıdığını savundu. Hükümet, yeni suç tanımları yerine önleme ve koruma mekanizmalarının güçlendirilmesine öncelik verilmesini öneriyor.
Buna karşın kadın örgütleri ve mağdur destek kuruluşları, mevcut hukukun psikolojik şiddeti görünmez kıldığını ve birçok kadın cinayeti ile ağır şiddet vakasının öncesinde uzun süreli kontrol ve baskı süreçlerinin bulunduğunu belirtiyor.
Mağdur desteğinde yeni yükümlülükler geliyor
Parlamentonun kabul ettiği bir diğer önemli değişiklik ise Mağdur Yardımı Yasası’nın revizyonu oldu.
Yeni düzenleme ile şiddet mağdurlarının adli tıbbi hizmetlere erişiminin güvence altına alınması, acil koruma ve barınma hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve kantonlar arasında mevcut eşitsizliklerin azaltılması hedefleniyor. Ulusal Konsey tasarıyı 139’a karşı 55 oyla kabul etti.
Yasa değişikliğinin en dikkat çekici maddelerinden biri, kantonlara yeterli sayıda sığınma evi ve koruma merkezi sağlama yükümlülüğü getirmesi oldu. Muhafazakâr sağ partilerin itirazlarına rağmen bu hüküm parlamentoda korundu.
Kadın örgütleri: Sorun yasalardan daha büyük
Kadın hareketi temsilcileri ve sığınma evi ağları, parlamentodaki değişiklikleri olumlu bulmakla birlikte bunların tek başına yeterli olmayacağını vurguluyor.
Federal Hükümet tarafından 2025 yılında yayımlanan bir rapor, İsviçre genelindeki kadın sığınma evleri ve acil koruma merkezlerinin artan talebi karşılamakta zorlandığını ortaya koydu. Rapora göre mevcut kapasite birçok bölgede yetersiz kalıyor; aşırı doluluk, personel eksikliği ve uzun bekleme süreleri ciddi sorunlar yaratıyor.
Kadın örgütleri özellikle göçmen kadınların karşı karşıya olduğu ek sorunlara dikkat çekiyor. Oturum izni, ekonomik bağımlılık, dil engelleri ve sosyal izolasyon nedeniyle birçok kadın şiddet ortamından çıkmakta zorlanıyor.
İstanbul Sözleşmesi’nin etkisi
Parlamentodaki son değişiklikler aynı zamanda İsviçre’nin İstanbul Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülükleriyle de bağlantılı.
Mart 2026’da Avrupa Konseyi’nin bağımsız uzmanlar grubu GREVIO, İsviçre’ye ikinci değerlendirme ziyaretini gerçekleştirdi. Uzmanlar, kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetle mücadelede kaydedilen ilerlemeleri incelerken, mağdurların korunması, destek hizmetleri ve faillerin cezalandırılması konularındaki eksiklikleri de değerlendirmeye aldı.
Federal Hükümetin Avrupa Konseyi’ne sunduğu son rapor da sorunun boyutunu ortaya koyuyor. Polis kayıtlarına göre 2024 yılında İsviçre’de 21 bin 127 ev içi şiddet vakası kaydedildi. Bu sayı bir önceki yıla göre yüzde 6 artış anlamına geliyor. Mağdurların yaklaşık yüzde 70’ini kadınlar oluştururken, çocuklar da ev içi şiddetten en fazla etkilenen gruplar arasında yer alıyor. Raporda ayrıca İsviçre’de ortalama her iki haftada bir kadının ev içi veya toplumsal cinsiyete dayalı şiddet sonucu yaşamını yitirdiği belirtildi.
Şiddete karşı ülke çapında kampanya
İsviçre’de son dönemde yalnızca yasal düzenlemeler değil, önleme çalışmaları da genişletiliyor.
Federal hükümet, kantonlar ve çok sayıda sivil toplum kuruluşunun desteğiyle yürütülen “Eşitlik Şiddeti Önler” kampanyası 2026 yılında ikinci aşamasına geçti. Kampanya, ev içi şiddet, cinsel şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusunda farkındalık yaratmayı amaçlıyor. Bu kapsamda ülke genelinde ücretsiz ve anonim destek sağlayan 142 numaralı yardım hattı da hizmete açıldı.
Yasaların ötesinde toplumsal mücadele
İsviçre Parlamentosu’nda kabul edilen son düzenlemeler, ev içi şiddetin yalnızca bireysel davranışlardan kaynaklanan bir güvenlik sorunu değil; toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri, ekonomik bağımlılık ilişkileri ve iktidar mekanizmalarıyla bağlantılı yapısal bir sorun olarak görülmeye başlandığını gösteriyor.
Bununla birlikte feminist örgütler, kadın sığınma evleri ve insan hakları kuruluşları, gerçek değişimin yalnızca yeni yasa maddeleriyle değil; daha fazla kamu kaynağı, daha güçlü koruma mekanizmaları, göçmen kadınları kapsayan sosyal politikalar ve toplumsal farkındalık çalışmalarıyla mümkün olabileceğini vurguluyor.
Parlamentodaki son oylamalar bu nedenle yalnızca hukuki bir reform değil, İsviçre’de ev içi şiddetin nasıl tanımlanacağına ve toplumun bu sorunla nasıl yüzleşeceğine ilişkin daha geniş bir tartışmanın da parçası olarak görülüyor.



