Kürt siyaseti, dış müdahaleler kadar iç temsil krizlerinin de belirleyici olduğu çok katmanlı bir kuşatmayla karşı karşıya.
Tom Barrack’ın Hewlêr ziyareti sıradan bir diplomatik temas olarak görülmemelidir. Bölgede yaşanan gelişmeler, yaklaşan yeni bir siyasi fırtınanın işaretlerini veriyor. Dört parçada yaşayan Kürtler, yalnızca bölgesel ve uluslararası güçlerin baskısı altında değil; aynı zamanda kendi siyasi temsilcileri arasındaki derin anlaşmazlıkların yarattığı tıkanıklığın da bedelini ödüyor.
Başûr’da derinleşen siyasi tıkanıklık ve hükümet krizi
Başûr Kürdistan’da KDP ile YNK arasındaki kriz artık yalnızca iki parti arasındaki bir anlaşmazlık olmaktan çıkmış durumda. Geçmişte yaşanan silahlı çatışmaların ardından son otuz yılda bir türlü kalıcı bir siyasi uzlaşmanın sağlanamaması ve bugün dahi seçimlerden sonra yeni hükümetin kurulamaması, Kürtlerin elde ettiği kazanımları ciddi biçimde tehlikeye atıyor. Bu durumdan en çok yararlananlar ise Kürdistan üzerindeki nüfuzlarını korumak isteyen bölgesel güçler oluyor.
Somut olarak bakıldığında, YNK üzerindeki etkisini Bağdat ve Şii siyasi çevreler aracılığıyla sürdüren İran da, KDP’yi ekonomik ve siyasi bağımlılık ilişkileriyle kuşatan Ankara da, Kürtlerin uluslararası alanda daha güçlü ve bağımsız bir aktör haline gelmesini istemiyor. Kürt siyasetindeki bu kırılganlığın temelinde ise demokratik siyaset kültürünün yeterince gelişmemesi ve bazı siyasi yapıların komşu devletlerin etkisine açık hale gelmesi yatıyor.
Rojava’da temsil ve meşruiyet tartışmaları
Rojava’da da benzer bir tablo söz konusu. Bölgede önemli siyasi gelişmeler yaşanabilir. Direnişin temelini oluşturan güçler mücadelelerini sürdürürken, esas sorun dış tehditlerden çok Kürt siyasi aktörleri arasındaki meşruiyet ve temsil tartışmalarıdır. Dün birlikte radikal İslamcı yapılara karşı mücadele eden aktörler bugün birbirlerini temsil yetkisi konusunda suçluyor. PYD ile ENKS arasındaki gerilim, Kürtlerin ortak ulusal çıkarlarını geri plana itiyor.
Öte yandan Kuzey Kürdistan merkezli siyasi ve ideolojik güçlerin Rojava üzerindeki belirgin etkisi de yeniden değerlendirilmelidir. Hiç kuşkusuz verilen emek ve ödenen bedeller inkâr edilemez. Ancak Kürtlerin uzun vadeli çıkarları açısından model ihracı anlayışının terk edilmesi ve daha pragmatik bir yaklaşımın benimsenmesi faydalı olacaktır. Çünkü Ankara’nın sürekli kullandığı bahanelerin uluslararası kamuoyu nezdinde etkisiz hale getirilebilmesi için daha kapsayıcı ve çoğulcu bir siyasi zemine ihtiyaç vardır.
Bölgesel güçlerin Kürt siyaseti üzerindeki etkisi
Bugün hem Kürt halkı hem de uluslararası toplum Kürt siyasi hareketlerinden iç sorunlarını çözmelerini bekliyor. Başûr’daki hükümet krizinin sürmesi yalnızca Hewlêr-Bağdat ilişkilerini değil, Kürdistan Bölgesi’nin uluslararası itibarını ve siyasi ağırlığını da zedeliyor. Bu nedenle Tom Barrack’ın girişimleri, Mazlum Abdi’nin sürece dahil edilmeye çalışılması ve ardından Paris’e davet edilmesi tesadüf değildir. Batılı aktörler, Kürtlerin İran ve Türkiye arasındaki hegemonya mücadelesine sıkışıp kalmasından rahatsızlık duyuyor.
Dış aktörlerin Kürt birliği arayışı ve sınırlılıkları
Ancak denize düşenin yılana sarılması misali, Kürt halkı da dört parçada siyasi temsilcilerinin zaman zaman kolonyalist devletlerin politikalarının aracı haline gelmesinden büyük rahatsızlık duyuyor. Kürt siyasi hareketleri ideolojik, sosyolojik ve siyasi farklılıklarını demokratik ve pragmatik yöntemlerle çözemezse, önce halktaki umutsuzluk büyüyecek, ardından siyasal çözülme kaçınılmaz hale gelecektir.
Batılı liderlerin sabrı da sonsuz değildir. Görev sürelerinin sonuna yaklaşan Trump ve Macron gibi liderler, kendi kamuoylarına yarın şu cevabı verebilirler: “Kürtleri bir araya getirmek için elimizden geleni yaptık, ancak onları ikna edemedik.”
İç demokrasi ve ulusal uzlaşma ihtiyacı
KDP ile YNK arasındaki anlaşmazlığın yalnızca hükümet programından kaynaklanmadığı artık biliniyor. Program konusunda önemli ilerlemeler sağlandığı ifade ediliyor. Asıl sorun, yüksek düzeyli makamların ve özellikle Bağdat’taki kritik pozisyonların paylaşımında yaşanıyor. Bu alanlarda ise bölgesel güçlerin etkisinin hissedildiği sır değil.
Bu noktada Başkan Mesud Barzani’nin rolü belirleyici olabilir. Her iki partide de zaman zaman dar parti çıkarlarını ulusal çıkarların önüne koyan aktörler bulunuyor. Mesud Barzani’nin tecrübesi, siyasi ağırlığı ve uzlaştırıcı yaklaşımı, krizin aşılmasında önemli bir rol oynayabilir.
Yeni hükümetin kurulabilmesi için halkın iradesini temsil eden Kürdistan Parlamentosu’nun yeniden etkin hale getirilmesi şarttır. Bunun yolu da siyasi partilerin ortak bir mutabakata varmasından, Parlamento Başkanlık Divanı’nın seçilmesinden ve yasama faaliyetlerinin yeniden başlamasından geçiyor.
Bölgesel dengeler hızla değişiyor. İran’ın bölgesel nüfuzu zayıflarken, Türkiye’nin neo-Osmanlı olarak tanımlanan yayılmacı etkisi hem Batı’da hem de bölgedeki bazı aktörlerde rahatsızlık yaratıyor. Batılı çevreler, bu eksenin gelecekte Kuzey Kürdistan’daki gelişmeleri de kendi stratejik hedefleri doğrultusunda kullanabilme ihtimalini dikkatle izliyor.
Kürtler iç sorunlarını çözemezlerse, yalnızca bölgesel güçlerin rekabet alanına dönüşmekle kalmayacak; aynı zamanda yeni hegemonya projelerinin pasif unsurlarından biri haline gelebileceklerdir. Böyle bir durumda Arap ve Fars kamuoylarında zaten çeşitli önyargıların hedefi olan Kürtler, bölgedeki tüm sorunların sorumlusu olarak gösterilme riskiyle de karşı karşıya kalacaktır.
Kürt siyasetinin gerçek gücü dış desteklerde değil, iç demokraside, iç barışta ve ulusal uzlaşmada yatmaktadır. Kürt partileri ancak bu zemini güçlendirebildikleri ölçüde hem kendi halklarının güvenini yeniden kazanabilir hem de uluslararası alanda kaybettikleri itibarı geri elde edebilirler. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni bir hegemonya değil; ortak akıl, demokratik uzlaşı ve ulusal sorumluluktur.
( Yazi IA tarafindan sadece duzeltişmiştir)



