Aşırı sağın yükselişi karşısında PSOE ve Pedro Sánchez hükümeti, Avrupa’nın birçok ülkesine göre daha ilerici bir seçenek olarak öne çıkıyor. Ancak bu durum, sosyal demokrasinin sınıfsal sınırlarını da görünmez kılıyor. İspanya deneyimi, hem aşırı sağ tehlikesine karşı mücadele etmeyi hem de işçi sınıfının bağımsız sosyalist alternatifini savunmayı aynı anda başarmanın neden gerekli olduğunu gösteriyor.
Son yıllarda Avrupa siyasetinde en sık karşılaştığımız tartışmalardan biri şu: Aşırı sağın yükselişi karşısında sosyal demokrat hükümetleri eleştirmek ne kadar doğru? Daha doğrusu, neoliberal sosyal demokrasi ile aşırı sağ arasında sıkışmış görünen toplumlar gerçekten “kötünün iyisine” mahkûm mu?
İspanya bu tartışmanın en güncel ve en öğretici örneklerinden birini sunuyor.
Pedro Sánchez liderliğindeki PSOE hükümeti, Avrupa’nın birçok ülkesindeki muhafazakâr ve aşırı sağcı iktidarlara kıyasla daha ilerici bir profil çiziyor. Asgari ücrette yapılan artışlar, emek piyasasına yönelik bazı düzenlemeler, kadın hakları alanındaki kimi reformlar, Franco mirasıyla hesaplaşmaya dönük adımlar ve Filistin konusunda Avrupa ortalamasının üzerinde bir tutum alınması küçümsenecek gelişmeler değildir.
Bugün İspanya’da iktidarın Partido Popular ve Vox koalisyonuna geçmesi halinde göçmenlere, kadınlara, sendikal haklara, demokratik özgürlüklere ve bölgesel halkların haklarına yönelik çok daha ağır saldırıların gündeme geleceğini görmek için kâhin olmaya gerek yok. Bu nedenle İspanyol solu açısından sağın iktidara gelişini engellemek meşru ve gerekli bir politik hedeftir.
Sosyal demokrasi neden hâlâ cazip görünüyor?
Tam da bu noktada sosyal demokrasinin Avrupa’da neden hâlâ belirli bir toplumsal karşılık bulduğunu anlamak gerekiyor.
Çünkü sosyal demokrat hükümetler, sermaye düzeninin sınırlarını aşmasalar da emekçilerin yaşam koşullarını kısmen iyileştiren bazı reformları hayata geçirebiliyorlar. Özellikle aşırı sağın ve neoliberal muhafazakârlığın saldırıları karşısında bu reformlar geniş kesimler tarafından önemli görülüyor.
Ancak burada kritik soru şudur:
Sağın iktidarını engellemek adına mevcut düzenin sınırlarını aşan hedeflerimizi güncel siyasetin konusu eden yaklaşımlarımızı bir kenara mı bırakacağız?
Ne yazık ki Avrupa’nın önemli bir bölümünde sosyal demokrasi uzun süredir bu ikilemi kendi lehine kullanıyor. Toplumlara sürekli olarak şu mesaj veriliyor: “Benden daha iyisi mümkün değil. Ya ben ya aşırı sağ.”
Oysa siyaset bundan ibaret değil.
İşçi sınıfının sorunları çözülmüş değil
Sánchez hükümetinin olumlu yanlarını teslim etmek gerekir; fakat aynı zamanda onun sınıfsal karakterini de görmek ve emekçi kitlelere göstermek gerekir.
Bugün İspanya’da milyonlarca emekçi hâlâ yüksek kiralar altında yaşam mücadelesi veriyor. Madrid ve Barcelona başta olmak üzere büyük kentlerde konut krizi derinleşiyor. Maaş artışları birçok durumda enflasyon ve yaşam maliyetlerindeki yükselişi telafi etmeye yetmiyor. Genç işsizliği Avrupa ortalamasının üzerinde seyretmeye devam ediyor. Geçici ve güvencesiz çalışma biçimleri tüm iyileştirmelere rağmen yaygınlığını koruyor.
Ekonomik büyüme rakamları ile işçi sınıfının gündelik yaşamı arasındaki mesafe kapanmış değil. Emekçilerin önemli bir bölümü için hayat hâlâ pahalı, güvencesiz ve belirsiz.
Sermayenin sınırlarına dokunmayan bir yönetim
Daha da önemlisi, Sánchez hükümeti sermayenin temel çıkarlarına dokunmuyor.
Enerji tekelleri, büyük bankalar ve finans çevreleri ekonomik sistem üzerindeki belirleyici konumlarını koruyorlar. Kriz dönemlerinde kamusal kaynaklardan yararlanan büyük şirketlerin mülkiyet yapıları tartışma konusu bile yapılmıyor. Kamulaştırma, ekonomik demokrasi veya üretimin toplumsal denetimi gibi başlıklar hükümetin ufkunda yer almıyor.
Bu nedenle PSOE’nin politikaları emekçiler lehine bazı düzeltmeler içerse de kapitalist üretim ilişkilerinin sınırları içinde kalıyor.
Sosyal demokrasi, kapitalizmi yönetmeye çalışıyor; onu aşmayı değil.
Militarizasyon ve Atlantik ekseni
Dış politikada ise tablo daha da belirgin.
PSOE hükümeti Avrupa Birliği’nin mevcut ekonomik ve siyasal çerçevesini sorgulamıyor. Brüksel’in stratejik yönelimleri ile uyumlu hareket ediyor. Daha da önemlisi NATO üyeliğini ve Atlantik eksenini stratejik tercih olarak benimsiyor.
Son yıllarda askeri harcamalardaki ciddi artış bunun en somut göstergelerinden biri oldu.
Konut sorununun büyüdüğü, sağlık ve eğitim sistemlerinin daha fazla kaynağa ihtiyaç duyduğu bir dönemde milyarlarca euronun silahlanmaya ayrılması tesadüf değildir. Bu tercih yalnızca bir bütçe tercihi değil, aynı zamanda siyasal ve sınıfsal bir tercihtir.
Bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi İspanya’da da militarizasyon normalleştiriliyor. Savaş hazırlıkları “güvenlik” söylemiyle meşrulaştırılıyor. NATO’nun talepleri kamuoyuna kaçınılmaz yükümlülükler gibi sunuluyor.
Oysa işçi sınıfının çıkarları ile silah tekellerinin çıkarları aynı değildir.
Emekçilerin ihtiyacı daha fazla savaş bütçesi değil, daha fazla sosyal konut, daha güçlü sağlık hizmetleri, daha nitelikli eğitim ve insanca yaşayabilecekleri ücretlerdir.
PSOE ile Vox arasına sıkışmak
Tam da bu nedenle sosyalistler açısından mesele Sánchez hükümetine karşı soyut bir muhalefet geliştirmeye ya da mevcut hükümete eleştirisiz destek vermeye indirgenemez.
Görev, iki tehlikeyi aynı anda görebilmektir.
Birinci tehlike, Avrupa’nın birçok ülkesinde güç kazanan aşırı sağdır. Irkçılığı, göçmen düşmanlığını, kadın haklarına yönelik saldırıları ve otoriter devlet anlayışını temsil eden bu çizginin iktidara gelmesi emekçiler açısından ciddi bir gerileme anlamına gelecektir.
İkinci tehlike ise toplumsal muhalefetin ufkunun neoliberal sosyal demokrasi ile sınırlandırılmasıdır. Eğer siyaset yalnızca PSOE ile Vox arasında bir tercihe indirgenirse, işçi sınıfının bağımsız politik hattı görünmez hale gelir. Sosyalizm fikri kamusal tartışmanın dışına itilir. Düzen muhalefeti, düzenin sınırlarını aşamayan bir yönetim alternatifi olmaktan öteye geçemez.
Kötünün iyisi gerekli olabilir ancak yeterli değildir
Bu nedenle “kötünün iyisi” siyaseti kalıcı bir strateji haline gelemez.
Evet, aşırı sağın iktidarını engellemek gerekir.
Evet, demokratik kazanımları savunmak gerekir.
Ama aynı zamanda emekçilerin kurtuluşunun neoliberal sosyal demokrasinin sınırları içinde gerçekleşmeyeceğini de söylemek gerekir.
Bugün İspanya’da ve benzer ikilimin yaşandığı tüm coğrafyalarda ihtiyaç duyulan şey, sosyal demokrat hükümetlerin / partilerin olumlu adımlarını desteklerken onların sınıfsal sınırlarını görünür kılan; aşırı sağa karşı mücadele ederken sosyalist alternatifi güçlendirmeyi hedefleyen emek eksenli bağımsız bir sol siyaseti büyütmektir..
Çünkü tarih bize defalarca göstermiştir:
Kötünün iyisi bazen gerekli olabilir.
Ama kötülüğün kaynağını ortadan kaldırmak için hiçbir zaman yeterli değildir.



