fbpx

Hacklink panel

Hacklink Panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Backlink paketleri

Hacklink Panel

Hacklink

Hacklink

Hacklink

Hacklink

Hacklink

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink satın al

Hacklink satın al

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Illuminati

Hacklink

Hacklink Panel

Hacklink

Hacklink Panel

Hacklink

Masal oku

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink panel

Masal Oku

Hacklink

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink Panel

Hacklink

Hacklink

Hacklink

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink

Hacklink

Buy Hacklink

Hacklink

Hacklink

Hacklink satın al

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Hacklink panel

Masal Oku

Hacklink panel

Hacklink satın al

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink Panel

Hacklink panel

sakarya escort bayan

marsbahis

deneme bonusu

deneme bonusu

tipobet güncel adres

maritbet

Hacklink panel

test55

Hacklink panel

Hacklink giriş

casibom

sakarya escort

jojobet

jojobet

jojobet

jojobet

deneme bonusu

kralbet

piabet

padişahbet

marsbahis

casibom

casibom

kendin tasarla mousepad

cialis fiyat

viagra 100 mg fiyat

cialis fiyat

meritking

deneme bonusu

meritking

crypto scam

meritking

meritking

madridbet

meritking

doeda

viagra 100 mg

tadalafil 5 mg

viagra fiyat

viagra fiyatı

cialis 100 mg

vega 100 mg

cobra 130 mg

spyhackerz

jojobet

şanlıurfa konteyner

jojobet güncel giriş

Pusulabet

grandpashabet

imajbet

artemisbet giriş

marsbahis

deneme bonusu

jojobet güncel giriş

superbetin

sam pacetti

deneme bonusu

deneme bonusu

vdcasino

vdcasino

1xbet

vdcasino

giftcardmall/mygift

kulisbet

mavibet giriş

mavibet

bets10 sorunsuz giriş

nerobet

deneme bonusu

matbet giriş

jojobet

cialis 20 mg fiyat

perabet

perabet giriş

casibom giriş

nakitbahis

deneme bonusu

deneme bonusu

slot siteleri

deneme bonusu veren siteler

Earn money link shortener

porno

vdcasino giriş

dizipal

dizipal

vdcasino giriş

vdcasino

casibom

Hacking Forum

Pakistanlı çiftçiler Alman tekellerine karşı

Paylaş

Avrupa Gündemi’nde bu hafta Pakistanlı çiftçiler, iki Alman tekeline küresel ısınma kaynaklı sel felaketleri nedeniyle açtığı dava, Fransa’da öğrencilerin yaşadığı sorunlar ve İspanya’daki Küresel İlerici Hareket zirvesine yönelik tartışma var.

Alman tekelleri dünyayı tahrip ediyor. Almanya merkezli Avrupa’nın en büyük enerji üreticilerinden biri olan RWE, tarihsel olarak kömür, özellikle de linyit kullanımı nedeniyle çevre kirliliği ve karbon emisyonları konusunda ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Şirket, Perulu bir çiftçi tarafından da mahkemeye verilmiş ama davayı durdurma kararı alınmıştı. Heidelberg Materials ise dünya genelinde çimento, beton ve agrega üretimi yapan devasa bir yapı malzemeleri şirketi ve yüksek düzeyde sera gazı emisyonu ve çevresel etki ile ilişkilendiriliyor. Şirket Türkiye’de de ortağı olduğu AkçanSA firmasının çevreye verdiği zararla tanınıyor. RWE ve Heidelberg Materials Pakistanlı çiftçiler tarafından mahkemeye verildi. 

Fransa’da öğrencilerin, toplumun en kırılgan ve giderek yoksullaşan kesimlerinden biri olduğu artık yaygın biçimde kabul ediliyor. Barınma, yaşam ve eğitim giderlerinin artmasıyla birlikte üniversite öğrencileri ciddi bir ekonomik baskı altında yaşam mücadelesi veriyor. Avrupa Birliği dışından Fransa’ya gelen öğrenciler için ise bu tablo çok daha ağır. Rue89 Strasbourg haber sitesi, Strazburg Üniversitesi’nde yaşanan ve geçen hafta öğrencilerin eylemine de yol açan sorunları ele alıyor. Sıkıntıların yalnızca bu üniversiteyle sınırlı olmadığını; birkaç istisna dışında Fransa’nın neredeyse tüm üniversitelerinde yaygın şekilde görüldüğünü ortaya koyuyor.

İngiltere merkezli Guardian’dan seçtiğimiz yazı ise Barselona’da düzenlenen sosyal demokrat ve merkez sol liderleri buluşturan “Küresel İlerici Hareket” toplantısını ele alıyor. Gazetenin yazarı Owen Jones, “Asıl soru, sosyal demokratların başarısız bir ekonomik modelden kararlı bir şekilde kopmaya ve bu modelin ötesine geçenlerle ortak bir amaç uğruna birleşmeye istekli olup olmadıklarıdır” diyor.


Alman karbon emisyonu devleri yargılanıyor

German Foreign Policy
Almanya

Pakistan’daki çiftçiler, karbon emisyonlarının yol açtığı ölümcül sonuçlar nedeniyle iki Alman şirketi olan RWE ve Heidelberg Materials’ı dava ediyor. Heidelberg Bölge Mahkemesi’nde açılan dava (“İklim Maliyeti Davası Pakistan”), 2022 selleri nedeniyle 39 Pakistanlı çiftçinin uğradığı kayıpların kısmi tazminatını talep ediyor.

Pakistan tarihinin en kötü selleri olan bu sel felaketi, 1700’den fazla can kaybına, yaklaşık 33 milyon insanın yerinden edilmesine ve ülke ekonomisine toplam 30 milyar ABD doları zarara neden oldu. Bu seller, iklim değişikliğinin bir sonucu olarak kabul ediliyor. RWE ve Heidelberg Materials, birlikte tarihsel endüstriyel sera gazı emisyonlarının neredeyse yüzde 70’inden sorumlu olan dünya çapındaki 100’den fazla şirket arasında yer alıyor. Dava, zarara neden olanların ödeme yapması gerektiği yasal ilkesine dayanıyor. Benzer bir dava, 2015 yılında Perulu bir çiftçi tarafından RWE aleyhine açılmıştı. Dava nihayetinde reddedilmiş olsa da ilgili Alman mahkemesi, prensip olarak şirketlerin iklimle ilgili bazı zararlardan sorumlu tutulabileceğine karar vermişti.

Pakistan’dan 39 çiftçi, iki Alman şirketi olan RWE ve Heidelberg Materials’ı dava ediyor. Dava, şirketlerin yüksek sera gazı emisyonlarıyla ilgili. Dava dilekçesinde, bu emisyonların 2022 yazında Güney Asya ülkesini vuran felaket ve ölümcül sellere katkıda bulunduğu belirtiliyor. Geçen aralık ayında Heidelberg Bölge Mahkemesinde açılan dava, çoğu iki tam hasat kaybeden 39 çiftçinin uğradığı kayıplar için kısmi tazminat talep ediyor.

Çiftçileri temsil eden Avrupa Anayasa ve İnsan Hakları Merkezi’ne (ECCHR) göre, iki şirket, Almanya’daki en büyük üç karbondioksit emisyoncusundan ikisi oldukları için seçildi. Dava dilekçesinde, Almanya’daki iki şirketin yaydığı sera gazlarının etkilerinin, coğrafi yakınlık olmamasına rağmen, binlerce kilometre uzakta bile hissedildiği belirtiliyor. Ayrıca davacılar, şirketlerin sera gazı emisyonlarından kaynaklanacağını bildikleri zararı en aza indirme konusunda yasal bir yükümlülükleri olduğunu savunuyorlar. Dava şu anda inceleniyor.

2022 yazının yağmurları, Pakistan’ın üçte birini aylarca sular altında bırakarak ülkenin kayıtlı tarihindeki en kötü sellere yol açtı. Seller sonucunda yaklaşık 1700 kişi hayatını kaybetti; tahmini 33 milyon kişi yerinden edildi. Devlet afet yönetim ajansına göre, 12 bin kilometreden fazla yol, 390 köprü ve 1 milyon 800 binden fazla ev yıkıldı. Ayrıca, yaklaşık 925 bin hayvanın öldüğü bildirildi.

Ülkenin bazı illerinde seller toprağı ve yeraltı sularını kirletti ve bir yıllık hasadı tamamen yok etti; Pakistan ekonomisine verilen toplam zararın en az 30 milyar ABD doları olduğu tahmin ediliyor. Dava hakkında haber yapan bir internet sitesine göre, Pakistan, iklim krizinin serbest bıraktığı yıkıcı güçlerin yoğunlaştığı ve ülkede sık sık felaketlere yol açan bir “küresel sıcak nokta” haline geliyor.

Yasal süreç, 39 çiftçinin iki Alman şirketine tazminat ödemesi talep etme niyetlerini resmen bildirdiği 28 Ekim 2025 tarihinde başlatıldı. Başlangıçta diyalog ve arabuluculuk talep ettiler. Şirketlerin reddetmesinin ardından çiftçiler, 22 Aralık 2025 tarihinde Heidelberg Bölge Mahkemesinde dava açtılar. Çiftçiler, taleplerini basit ama önemli bir yasal ilkeye dayandırıyorlar: Zarara neden olanlar bunun bedelini ödemeli.

Alman mahkemelerinin yetkili olup olmadığı sorusuna gelince, davacılar, mayıs 2025’te bir Alman mahkemesinin büyük CO2 emisyoncularının yurtdışında iklimle ilgili zararlardan sorumlu tutulabileceğine karar verdiği “Saúl Luciano Lliuya v. RWE” davasında belirlenen emsal karara atıfta bulunuyorlar. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, dava Alman Medeni Kanunu’nun (BGB) iki maddesine atıfta bulunuyor: 906. madde ve başka bir kişiye kasten veya ihmal sonucu verilen zararlar veya yaralanmalardan kaynaklanan sorumlulukla ilgili 823. madde.

Pakistan küresel karbon emisyonlarına yüzde birden az katkıda bulunurken, davalı RWE, Avrupa’nın en büyük elektrik üreticilerinden biri ve Heidelberg Materials, dünyanın en büyük çimento üreticilerinden biri; en büyük karbon emisyonu yapan şirketler arasında yer alıyor. İki şirket, iklim değişikliğine önemli ölçüde neden olan şirketleri tanımlamak için kullanılan bir terim olan “karbon devleri” kategorisine giriyor. Bu terim, İklim Sorumluluk Enstitüsü’nün (Climate Accountability Institute) yaptığı çalışmalarla ortaya atıldı ve bu çalışmalar, 100’den fazla şirketin dünya çapındaki tarihi endüstriyel sera gazı emisyonlarının neredeyse yüzde 70’inden sorumlu olduğunu ortaya koydu. RWE ve Heidelberg Materials bunlardan ikisi.

“İklim Maliyeti Davası Pakistan”a göre, RWE, 1965’ten beri küresel endüstriyel emisyonların en az yüzde 0.68’inden, Heidelberg Materials ise yüzde 0.12’sinden sorumlu. Web sitesi ayrıca, emisyonlarının neden olduğu zararı bilmelerine rağmen, RWE ve Heidelberg Materials’ın emisyonları azaltmak için çok az şey yapmakla kalmayıp, aynı zamanda on yıllarca yasal olarak bağlayıcı iklim koruma düzenlemelerini zayıflatmaya çalıştığını belirtiyor.

39 Pakistanlı çiftçi tarafından açılan dava, Alman mahkemesine getirilen ilk dava değil. 2015 yılında Perulu çiftçi Saul Luciano Lliuya, benzer iddialarla RWE’ye dava açmıştı. Ancak ilgili Alman mahkemesi davayı 2015 yılında reddetti. Bununla birlikte, şirketlerin prensip olarak karbon emisyonlarından kaynaklanan belirli iklimle ilgili zararlardan sorumlu tutulabileceğine karar verdi. Bu, Pakistanlı çiftçilerin mevcut davasının yolunu açtı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Hukuk Direktörü Miriam Saage-Maaß, bu tür kararların Almanya’yı iklim davaları için “belli ölçüde” elverişli bir yargı alanı haline getirdiğini açıklıyor; ancak aynı zamanda uluslararası iklim davalarının dünya çapında giderek daha fazla kovuşturulduğuna da dikkat çekiyor. Dahası, 2012 yılının başlarında, Pakistan’ın güneyindeki Karaçi metropolündeki bir tekstil fabrikasında çıkan yangında 250’den fazla işçinin ölümünün ardından, mallarının büyük bir kısmını bu fabrikadan tedarik eden Alman şirketi KiK aleyhine dava açıldı. Davada, şirketin temel yangın ve bina güvenliği standartlarını sağlamadığı iddia edildi. Dava usulsüzlük gerekçesiyle reddedilmesine rağmen, KiK nihayetinde mağdurlara tazminat ödedi. Bu dava ayrıca küresel tedarik zincirlerinde hesap verebilirliğin oluşturulması konusunda bir tartışma başlattı.

Çeviren: Semra Çelik


Yabancı öğrenciler artırılan harçlar altında boğuluyor

Thibault Vetter
Rue89strasbourg/Fransa

Strazburg Üniversitesi’ne kayıt yaptırmak için Avrupa Birliği dışından gelen öğrencilerden talep edilen 3 bin 941 avroluk harcın tamamını hâlâ ödeyemeyen öğrenciler bulunuyor. Çoğu zaman çok yoksul ülkelerden gelen bu gençler için söz konusu miktar devasa boyutta. Akademik yılın sonuna yaklaşılırken, bu durumdan etkilenen beş öğrenci yaşadıkları zorlukları anlattı.

Fotoğraf: Rue89Strasbourg
Fotoğraf: Rue89Strasbourg

“Çok stresliyim. Durumum felaket” diyor Emmanuel (öğrencilerin isimleri değiştirilmiştir). “Kayıt harcını ödeyebilmek için kiramı geciktirdim.” Batı Afrika’daki bir ülkeden, ailesinin birikimleri sayesinde Strazburg’a okumaya gelen Emmanuel, nisan ayı itibarıyla kayıtlarını tamamlayamadıkları için okuldan silinme riskiyle karşı karşıya olan 37 öğrenciden biri. Fransız öğrenciler 254 avro öderken, AB dışından gelen öğrencilerden 3 bin 941 avro talep ediliyor…

“Yıllardır buraya kabul edilmek için tüm gücümle çalıştım,” diyen Emmanuel şöyle devam ediyor: “Gündüz derslere giriyorum, akşam ders çalışıyorum. Elimden geleni yapıyorum. Ama yabancı olduğum için hiçbir burs ya da maddi destek almıyorum. Geçici iş bulma ajansına kayıtlıyım. Şimdi üniversite beni kayıttan silmekle tehdit ediyor. Bu olursa oturma iznimi kaybedebilirim ve sınır dışı edilme riskiyle karşı karşıya kalırım.”

Bazı öğrenciler için borç yükü giderek artıyor. Jules da hem kayıt harcını hem de ülkesinde çektiği krediyi aynı anda ödemeye çalışıyor. Fransa Öğrenci Merkezi, yabancı öğrencilerin Fransa’da bir yıl yaşayabileceklerini kanıtlamak için hesaplarında 7 bin 850 avro bulundurmasını şart koşuyor. Ancak bu miktar gerçek masrafları karşılamaya yetmiyor. Yüksek Lisans Öğrencisi Jules, “Bir restoranda bulaşık yıkayarak hem yemek masrafımı karşılıyor hem de borcumu ödüyorum” diyor.

Oumar ise yaşanan durumu şöyle özetliyor: “Tanıdıklarıma Strazburg’a gelmemelerini söylüyorum. Bu artırılmış harç meselesi burada büyük bir sorun. Diğer şehirlerdeki arkadaşlarıma göre böyle bir sorun yok.”

Bu durumun nedeni, “Fransa’ya Hoş Geldiniz” adlı kararname. Bu düzenleme, AB dışından gelen öğrenciler için kayıt ücretlerini ciddi şekilde artırıyor. Birçok üniversite bu uygulamaya karşı çıkarak muafiyet tanıyor. Ancak muafiyet oranı toplam öğrenci sayısının yüzde 10’unu geçemiyor. Strazburg Üniversitesi’nde yabancı öğrencilerin oranı yüzde 25’e yaklaştığı için bu sınır daha hızlı doluyor. Bu nedenle üniversite, yalnızca yüksek lisans için gelen AB dışı öğrencilere bu ücretleri uygulamaya karar verdi. 2025-2026 döneminde bu sayı 310 kişiyi buluyor.

Devasa bir yük

3 bin 941 avro, özellikle Afrika ve Mağrip ülkelerinden gelen öğrenciler için devasa bir miktar. Bu, yaklaşık 2,6 milyon CFA (Batı ve Orta Afrika) frangına denk geliyor. Örneğin Senegal’de ortalama brüt maaşın yaklaşık 21 aylık karşılığı. Daha yoksul ülkelerde bu süre daha da uzuyor.

Bu harçlar; kira, gıda ve enerji gibi yaşam giderlerine ekleniyor. Bu giderleri Fransız öğrenciler bile çoğu zaman burslara rağmen karşılamakta zorlanıyor. Strazburg’daki öğrenci derneği Afges, “AB dışından gelen öğrenciler, dayanışma amaçlı üç sosyal marketin yarısından fazlasını oluşturuyor” diyor.

“Yarısını ödedim, 2 bin avro kaldı,” diyen Emmanuel çaresizliğini şöyle dile getiriyor: “Bu parayı nasıl bulacağımı bilmiyorum. Uçak bileti, kayıt ücretleri ve yaşam masrafları derken birikimler hızla tükeniyor. Bu noktaya gelmek için çok şey feda ettim.”

Mart sonunda öğrencilere gönderilen yazıda üniversite yönetimi sert bir dil kullandı: “Tüm hatırlatmalara rağmen harçlarınızı ödemediniz. Bu nedenle yüksek lisans kaydınızın iptal edilmesini talep ettim.”

Daha sonra üniversite yönetimi geri adım atarak 16-17 Nisan tarihlerinde öğrencilerle görüşmeler yaptı ve ödeme planı sunmalarını istedi. Lao bu görüşmeden kaygılı ayrıldığını söylüyor: “Kesinlikle uyabileceğimiz bir ödeme planı istediler, yoksa kaydımız silinecek. Ama aynı zamanda ödemediğim kiram var, yemek yemem gerekiyor. Haftada 15 saat çalışıyorum, yazın tam zamanlı çalışırsam eylülde borcumu kapatabilirim. Umarım kabul ederler.”

Lao, gelecek yıl bu harçları tekrar ödemek zorunda kalma ihtimalinden de endişeli. Bu nedenle Montpellier, Caenya da Clermont-Ferrand gibi üniversitelere başvurmayı düşünüyor.

16 Nisan’da 10 örgütten oluşan bir sendikalar arası platform üniversite yönetimi önünde eylem yaptı. Talepleri bu harçların kaldırılması, borcunu ödeyemeyen öğrencilerin muaf tutulması ve ödeme yapanlara geri ödeme yapılması. Eğitim Sendikası (FSU) temsilcisi Pascal Maillard, “Hesapladık: Bu 47 öğrenciyi muaf tutmak üniversite bütçesinin sadece yüzde 0,028’ine denk geliyor. Ama öğrenciler için hayati bir mesele” dedi.

Sendikalar, Strazburg Üniversitesi’nin yüzde 10’luk muafiyet sınırını aşmasını talep ediyor. Montpellier Paul-Valéry Üniversitesi’nin bunu düzenli olarak yaptığına dikkat çekiliyor. Ancak 20 Nisan’da Yükseköğretim Bakanı Philippe Baptiste, muafiyet koşullarını daha da sıkılaştırmak istediğini açıkladı. Bu açıklama sendikalar ve öğrenci örgütleri tarafından tepkiyle karşılandı. Afges, “Bugün 310 öğrenci bu muafiyetten yararlanamıyor. Yarın bu sayı 10 bini aşabilir” uyarısında bulundu.

Son olarak şu tespit yapılıyor: “Devletin üniversitelere yönelik kronik yetersiz finansmanı, zaten nefes alamaz hale gelmiş öğrencilerin cebine yüklenerek telafi edilemez.”

Çeviren: Ali Rıza Yıldırım


Uluslararası sağın CPAC’ı var. Sol sonunda kendi cevabını buldu mu?

Owen Jones
The Guardian/İngiltere

İlericiler, otoriterliğin yükselen dalgasını durdurabilir mi? Bu hafta sonu, bu sorunun cevabını bulmak için binlerce kişi Barselona’da bir araya geldi. Etkinlik, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in desteklediği iddialı bir girişim olan ilk “Küresel İlerici Hareket” idi ve Brezilya’dan Lula, Meksika’dan Claudia Sheinbaum, Kolombiya’dan Gustavo Petro ve Güney Afrika’dan Cyril Ramaphosa’nın yanı sıra çok sayıda aktivist ve sivil toplum örgütünün katılımıyla etkileyici bir kadroya sahne oldu.

Tartışma panellerinde ve konuşmalarda hedefler eksik değildi: Donald Trump, faşizm, savaş, şirketlerin gücü ve İsrail’in soykırımı.

Ancak dikkat çeken, kimlerin orada olmadığıydı. Avrupa liderleri büyük ölçüde yoktu. İspanya, anlamlı bir şekilde ilerici bir yönetim tarafından yönetilen tek büyük Avrupa ülkesi olduğu için bu kaçınılmazdı. Keir Starmer’ın katılmaması –yardımcısı David Lammy gelmiş olsa da– pek de şaşırtıcı değildi. Nitekim, Starmer ile Sánchez gibi bir lider arasındaki siyasi mesafe çarpıcıdır. Bir zamanlar kendi ülkesi dışında pek tanınmayan İspanyol başbakanın, İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı açıkça muhalefet etmesi ve İran savaşını kesin bir dille kınaması, hem Avrupa kamuoyunda hem de küresel güneydeki hükümetler arasında kendisine saygı kazandırdı.

Sánchez’in, zor durumda olan Avrupa’nın sosyal demokrat geleneğine geri dönüş yolu sunup sunmayacağı ise başka bir sorudur. Konferanstaki konuşması, meslektaşları tarafından uzun zamandır terk edilmiş temaları yankıladı: milyarderleri, spekülatörleri ve “tekno-oligarkları” kınama ve “neoliberal ortodoksluğun” 2008’de öldüğüne dair açık sözlü bir beyan. Starmer’ın “biz ilericiler iktidara geldiğimizde, elitlere hizmet etmek için değil, onları yerlerine oturtmak için” diye ilan ettiğini hayal etmek zor.

Batı’nın krizi, sosyal demokrasinin uzun soluklu kendi kendini yok ediş süreci göz ardı edilmeden anlaşılamaz. 1990’larda merkez sol partilerin çoğu neoliberalizmi benimsedi – özelleştirme, deregülasyon ve zenginlere uygulanan düşük vergiler. Finansal çöküşün ardından pek çoğu kemer sıkma politikalarını dayattı ya da uygulamasına izin vererek kendi siyasi temellerini oydu. Bunun sonuçlarından biri aşırı sağın yükselişi oldu; bazı durumlarda ise bunun yerine radikal solun yükselişi yaşandı.

2008’den sonra, İspanya’daki Sosyalist Parti – şu anda Sánchez’in liderlik ettiği merkez sol, sosyal demokrat parti – emekli maaşlarını dondurma, kamu sektörü maaşlarını kesme, yatırımları kısma ve diğer popüler olmayan önlemleri benimsemiş olması nedeniyle çöküşe mahkum gibi görünüyordu. Sonunda, isyancı sol parti Podemos tarafından yerlerinden edilmek yerine, güçlerini birleştirdiler. 2018’den beri Sánchez, radikal solun küçük ortak olduğu ilerici bir koalisyon hükümetinin başbakanıdır.

Bu hükümetin başarıları önemli olmuştur: İşçi haklarının güçlendirilmesi, kadınlar ve LGBTQ bireyler için korumanın genişletilmesi, asgari ücrette keskin artışlar ve daha müdahaleci konut politikaları. Podemos ve onun halefi Sumar, İspanya ekonomisi Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomileri arasında yer alırken, yönetimi daha radikal bir yöne çekmiştir. Yine de övgünün çoğunu Sosyalistler toplarken, daha radikal seçmenler uzlaşmadan hayal kırıklığına uğramaktadır. Angela Merkel’in bir zamanlar koalisyon hükümetiyle övünmesinin nedenini anlayabilirsiniz: “Küçük parti her zaman ezilir!”

Sánchez hükümeti, büyük zorluklarla karşı karşıya. Parlamento çoğunluğuna sahip olmadığı için politika uygulama yeteneği sınırlı ve siyasi amaçlı olduğunu iddia ettiği yolsuzluk suçlamalarıyla boğuşuyor. Kemer sıkma politikalarının yaraladığı toplum, hâlâ derin bir tedirginlik içinde. Gelecek yıl yapılacak seçimlerde, anketler giderek sertleşen Halk Partisi liderliğindeki olası bir sağ koalisyona işaret ediyor. İronik olan ise, Sosyalist kurumsal yapının büyük bir kısmının bir zamanlar, kendisinin yerini almaya çalışan yeni sol ile herhangi bir ittifaka direnmiş olması. Şimdi ise, hayal kırıklığına uğramış sol seçmenlerin sandığa gitmemesi nedeniyle iktidarı kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Bu iç baskılar göz önüne alındığında, hükümetin uluslararası örgütlenmeye yaptığı yatırım yersiz görünebilir. Ancak Küresel İlerici Hareket, giderek artan bir farkındalığı yansıtıyor: Aşırı sağ, ancak uluslararası dayanışma yoluyla karşı konulabilecek ulusötesi bir güçtür. Milliyetçi söylemlerine rağmen, sağcı hareketler sınır ötesi iş birliğinde ustalıklarını kanıtlamışlardır. Rakipleri de aynısını yapmalıdır. Hareket, kendisini uzun süredir Macaristan’ın Viktor Orbán gibi isimlerle ilişkilendirilen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı’na (CPAC) karşı bir denge unsuru olarak açıkça konumlandırıyor.

Bu girişim, New York’tan Zohran Mamdani ve Birleşik Krallık Yeşillerinden Zack Polanski gibi isimlerin öncülüğünde, daha radikal sol kesimde yeniden canlanan enerjinin işaretleri arasında ortaya çıkıyor. Asıl soru, sosyal demokratların başarısız bir ekonomik modelden kararlı bir şekilde kopmaya ve bu modelin ötesine geçenlerle ortak bir amaç uğruna birleşmeye istekli olup olmadıklarıdır. Bazıları, Avrupa’nın aşırı sağının, popüler olmayan bir ABD başkanıyla olan ilişkisinden dolayı zayıflayabileceğini umuyor. Ancak bu hareketin liderleri şimdiden uyum sağlıyor ve Washington’dan dikkatlice uzaklaşıyor.

Ekonomik adalet konusunda ikna edici bir program etrafında birleşebilen bir sol – öfkeyi göçmenlere değil, köklü servet ve iktidara yönlendiren bir sol – ekonomik sıkıntıların ve jeopolitik istikrarsızlığın hüküm sürdüğü bir dönemde hâlâ en makul alternatif olmaya devam ediyor. Barselona’nın bu solun yeniden doğuşunun habercisi olduğunu söylemek aşırı iyimserlik olur. Ancak bu olay, en azından bunun nasıl bir şey olabileceğine dair bir ipucu verdi ve sağcı otoriterliğe doğru kaymanın kaçınılmaz olmadığına dair bir hatırlatma oldu.

Kaynak: Evrensel