Enseyi karartmıyoruz.
Mazlumun ahı indirir şahı.
İki şeyden kesin emin olabiliriz:
Mücadele edeceğiz ve kazanacağız.
Panik içinde olan onlardır: Moğol-Muaviyeci saltanat çetesi.
Kravat-urgan
ABD, Colani’ye taktığı kravatı şimdilik yular olarak kullanıyor ama yarın urgan olarak boynuna dolayacağı günler çok uzak değil…
ABD, Kürtlerin yalnızlığını ve zorunlu bir ittifakı kendi emelleri doğrultusunda kullanmak istedi. Mazlum Abdi’nin “Biz paralı asker değil, özgürlük savaşçısıyız” çıkışı tüm emperyalistleri ürküttü.
Türkiye’deki kravatlı IŞİD’çilerin kepazeliklerini anlatmaya gerek var mı?
Y. Özdil, L. Gültekin, N. Mengü, D. Perinçek; Sözcü TV, Cumhuriyet gazetesi, Halk TV vb…
Bu kravatlı IŞİD’çiler, Suriye’de destekledikleri karanlığın Türkiye için bir prova olduğunu, o karanlık Kürtleri yenerse sıra onların kravatlarının kendilerine darağacı urganı olacağı günlerin geleceğini bilmiyorlar mı?
Irkçılık, mevki ve çıkarcılık beyinlerini dumura uğratmış olmalı ki farkında gibi görünmüyorlar…
Ama özgürlük ve demokrasi güçleri, onların kravatlarının boyunlarında urgana dönüştüğü günü beklemeden, tüm onurlu insanlığın mücadele birliğine odaklanmalı.
Türk emperyalizminin orta çağ karanlığına sarılması, çürümüşlüğünün açık göstergesidir.
Bu çürümüşlük onları saldırganlaştırıyor: Rojava gibi küçücük bir halka saldırması; kadınların cansız bedenlerine, mezarlıklara saldırması paniğin boyutunu gözler önüne seriyor.
Bu kudurmuş saldırganlık, Orta Doğu’nun proleter ulusu Kürtleri bir anda birleştirdi.
Bayrak provokasyonu
Moğol-Muaviye zihniyeti Kürt düşmanlığı konusunda sınır tanımıyor. Bunun en yeni ve açık örneği bayrak provokasyonudur.
Bu zihniyetin bayrağa saygısı yoktur; onların bayrağı yabancı bankalarda tuttukları yeşil dolarlardır.
Türk bayrağını bir tarafta cihatçıların kirli işlerini örtme şalı olarak kullanırken, diğer tarafta Kürt düşmanlığını körüklemek için pervasızca kullanıyorlar.
Cihatçılar daha önce ödemeleri geciktiği ya da ödenmediği için Esad döneminde Türk bayrağını ateşe vermişlerdi. Türk yetkililer bir iki afaki açıklamadan sonra hemen olayı –diri diri yakılan Türk askerleri olayında olduğu gibi– kapatmışlardı.
İlginç olan, sözde Türk aydınlarının ve sendikalarının sessizliğidir. Sendikalar neden “Para cihatçı teröristlere değil, emekliye, işçiye, işsize” diye ses yükseltmez?
Şimdi bayrak provokasyonuyla tıpkı Maraş’ta, Çorum’da “komünistler camiye saldırdılar” yalanıyla insanlar tahrik edilmek isteniyor.
Asıl bayrağa saygısızlık ve kirletmek, bu faşist yalan ve niyetlerdir.
Kitle diplomasisi
Rojava ateş altında direniyor. Onların direnç ve fedakârlığının onda birini herkes kendi alanında gösterse…
Sadece günde bir yürüyüşe katılmak değil; okulda, sporda, fabrikada, alışveriş yerlerinde, camide, kilisede, sendikalarda, partilerde, takside –kavuştuğu Türk, Alman, Fransız vd. halklardan insanlarla– kitle diplomasisi yaratıcılığıyla bu barbarlığa karşı duyarlılık oluşturmalıyız.
Özellikle gençler mücadele biçimlerini düşünmeli, tartışmalı.
Ancak unutulmamalı: Bugün oturup düşünmek değil, koşarak düşünme zamanı.
Bu duyarlılıkla demokratik tepkimizi ortaya koyduğumuzda Moğol-Muaviye karanlığı dağılacaktır…
Rojava’daki komünalist kıvılcım önce tüm Kürdistan’ı, sonra Orta Doğu’yu ve giderek dünyayı aydınlatabilir.



