25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü kapsamında Bern’de düzenlenen panelde, siyasetçi Yurdusev Özekmenler ve DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar konuştu. Etkinlikte, kadınlara yönelik artan şiddet, ataerkil sistemin yarattığı eşitsizlikler ve kadın özgürlük mücadelesinin geleceği tartışıldı.

Berjin Zenda Kadın Meclisi tarafından 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü vesilesiyle Bern’de düzenlenen panelde, siyasetçi Yurdusev Özekmenler ve DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar kadınlara yönelik şiddetin küresel düzeydeki boyutları, erkek egemen sistemin etkileri ve kadınların özgürlük mücadelesinin tarihsel/ideolojik temelleri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Panel, toplumları zehirleyen cinsiyetçi söylemlerden aile içindeki eşitsizliklere, devlet politikalarından göçmen kadınların maruz kaldığı ayrımcılıklara kadar birçok başlıkta yoğun tartışmalarla sürdü.
Yurdusev Özekmenler: “Kadına yönelik şiddet küresel bir salgına dönüştü”
Siyasetçi Yurdusev Özekmenler, son yıllarda sağcı ve popülist iktidarların yükselişinin kadınlara yönelik şiddeti derinleştirdiğini belirterek konuşmasına başladı. Savaş bölgelerinde cinsel saldırı, sistematik taciz ve istismarın “savaşın parçasıymış gibi” yaşandığını ifade eden Özekmenler, Birleşmiş Milletler’in yeni raporuna göre 850 milyonun üzerinde kadının şiddete maruz kaldığını vurguladı.
Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre şiddet gören kadınların sağlık hizmetlerine erişemediğini, Türkiye’nin ise incelenen 53 ülke arasında şiddetin en yüksek olduğu üçüncü ülke konumuna geldiğini hatırlatan Özekmenler, kadın cinayetlerine ilişkin güncel tabloyu ise şöyle özetledi, “Geçen 25 Kasım’dan bu yana 280 kadın, çoğunlukla en yakınlarındaki erkekler tarafından öldürüldü. 285 kadın ise ‘şüpheli ölüm’ başlığıyla kayıtlara geçti. Roşin Kabahis örneğinde olduğu gibi birçok kadın ölümü önce ‘intihar’ ya da ‘yüksekten düşme’ diye kapatılıyor. Bu ölümlerin bu kadar sık ‘kaza’ gibi görünmesi bile alarmdır.”

Özekmenler, dünyada ve Türkiye’de yükselen ırkçı, cinsiyetçi, militarist ve popülist söylemlerle devletlerin sorumluluk almaktan kaçınmasının şiddeti büyüttüğünü söyleyerek şöyle devam etti, “Şiddet sadece belli ülkelerde değil; İsviçre’de bile göçmen kadınlar eşitsizlik, ayrımcılık ve kötü muameleyle karşı karşıya. Kadına yönelik şiddet hayatın her alanına sirayet etmiş durumda. Ekonomik, psikolojik, toplumsal cinsiyet temelli ayrımcılık… hatta kimi zaman kendi çevremizde bile.”
Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin ve 6284 sayılı yasanın zayıflatılmasına yönelik girişimlerin kadınların yaşam hakkını tehlikeye attığını vurgulayan Özekmenler, çözümün yalnızca yasal düzenlemelerle sınırlı olmadığını belirterek “Gerçek dönüşüm, patriyarkanın köklerini sorgulamaktan geçiyor. Bir zihinsel devrime ihtiyacımız var. Şiddeti üreten yapıları tanımadan ve dönüştürmeden bu karanlığı dağıtamayız” dedi.
Çiğdem Kılıçgün Uçar: “Patriyarka, kadınların temsil ettiği özgürlük fikrinden korkuyor”
Panelin ikinci konuşmacısı Çiğdem Kılıçgün Uçar, uzun zaman sonra İsviçre’de birçok kadınla bir araya gelmenin kendisi için anlamlı olduğunu belirterek söze başladı. Türkiye’deki demokrasi mücadelesi ve Kürt kadın hareketinin içinde birlikte yürüyen kadınların, dünyadaki ideolojik tartışmaların ötesinde önemli bir perspektife sahip olduğunu vurgulayarak, “Kürt özgürlük hareketi, toplumsal sistemi açıklarken temele cins çelişkisinin, yani kadınla erkek arasındaki tarihsel eşitsizliğin konulduğunu söyler. Neolitik dönemde yaşam üretimi kadınlar örgütlüyordu. Fakat kadınların yarattığı bütün değer erkekler tarafından gasp edilerek bugünkü erkek egemen sistem kuruldu” diye konuştu.

Uçar, patriyarkanın bugün en görünür olduğu yerin hâlâ aile olduğunu belirterek, aile içindeki iktidarın toplumun tüm alanlarına yayıldığını ifade etti, “Okula giderken, ne giyeceğinize karar verilirken, işyerinde nasıl davranacağımız … her yerde erkeklik iktidarının izini görüyoruz. Siyasette de aynı. Kürt hareketinin büyük müdahalelerine rağmen eşitsizlik bütünüyle ortadan kalkmış değil.”
Kadınların dünyanın en yoksul kesimini oluşturduğunu, ekonomik ve psikolojik şiddetin halen yaygın olduğunu belirten Uçar, erkek devlet şiddetinin de örneklerle sürdüğünü söyledi, “Van’da kadın arkadaşlarımızın sergi mekânına yapılan polis baskınında Sakine Cansız ve devrimci kadınların resimleri indirildi. Erkek devlet, kadınların fotoğrafına dahi tahammül edemedi.”
Uçar, aile yılının ilan edilmesinin hükümetin kadını birey olarak değil, aile içinde tanımlamaya yönelik politikasının göstergesi olduğunu söyledi ve şu değerlendirmeyle konuşmasını tamamladı, “Sistem kadınların gücünden korkuyor. Çünkü kadınların temsil ettiği eşitlik ve özgürlük fikri bu düzenin bütün taşlarını yerinden oynatıyor. Mücadele tam da bu yüzden sürüyor ve sürecek.”
Panel, katılımcıların merak ettiği konulara yanıt bulduğu soru-cevap bölümüyle devam etti.



