İngiliz spor tarihçisi Simon Kuper’in de dediği gibi, “Futbol asla sadece futbol değildir.” Dün oynanan Fenerbahçe–Stuttgart karşılaşması sırasında ve sonrasında yaşananlar, bu sözün ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha gösterdi. Çünkü dün akşam sahada yapılan şey, “22 adamın bir topun peşinden koşması”ndan çok daha fazlasıydı.
Olan biteni kısaca özetleyelim:
1-0 önde olan Fenerbahçe’nin oyuncusu İsmail Yüksek, Stuttgart forveti Deniz Undav’a sert bir hareket yaptı. Ardından neredeyse tüm futbolcuların karıştığı bir gerginlik yaşandı. Bu olayın hemen sonrasında, Türk spor kamuoyunda çeşitli yayıncılar ve sosyal medya hesapları tarafından Deniz Undav’a yönelik ağır hakaretler, linç kampanyaları ve ırkçı saldırılar başlatıldı.
Bu olay, sıradan bir saha geriliminin çok ötesindeydi. Çünkü Deniz Undav geçmişte bir muhabirin “Türk kökenli olduğunuz için” şeklindeki ifadesine “Hayır, ben Kürdüm” diye yanıt vermişti. Bu açıklama sosyal medyada geniş yankı uyandırmış, yine Undav’ın Amedspor’a verdiği açık destek de zaten biliniyordu.
Stuttgart eşleşmesi açıklandığında bazı Fenerbahçeli ve anonim hesaplar, “Undav’la İstanbul’da hesaplaşılacak” paylaşımları yaparak ortamı kasıtlı biçimde gerdi. Maç günü de Undav’a ait olmayan bir sahte hesapta yapılan paylaşım bahane edilerek hedef gösterildi.
Sonrasında herkesin izlediği gibi, İsmail Yüksek hiçbir ikili mücadele olmadan, gerekçesiz biçimde Undav’a küfredip üzerine yürüdü. Tribünlerden Deniz Ündav’a ve annesine karşı küfürlü tezahüratlar yükselmişti ve maç sonunda yapılan “Fenerbahçe çocuğu İsmail Yüksek” sloganları, bu saldırının sadece sahayla sınırlı kalmadığını gösterdi.
Sosyal medya ise kısa sürede ırkçı bir saldırı dalgası gelişti. Deniz Undav’a ve Kürtlere yönelik sayısız ırkçı, hakaret dolu paylaşım yapıldı. Bazı spor yorumcuları da bu linç kampanyasına katıldı. Özellikle eski futbolcu Serkan Balcı’nın, “Cop sokmak lazım” sözleri, yalnızca bir nefretin değil, bir tarihsel şiddetin de yeniden hatırlatıcısıydı.
Unutulmamalıdır ki 1980 askeri darbesi döneminde Diyarbakır Cezaevi’nde Kürtlere yapılan işkencelerin en korkunçlarından biri, makata cop sokmaktı. Bugün bu ifadelerin yeniden, üstelik bir Youtube kanalda dile getirilmesi; Kürtlere yönelik ırkçı nefretin nasıl hâlâ diri tutulduğunun açık göstergesidir.
Bu olay, bir yönüyle de çözüm süreci tartışmalarının yeniden gündeme geldiği bir dönemde yaşandı. Toplumun bazı kesimlerinde barış fikrine karşı oluşan rahatsızlığın, milliyetçi histeriye dönüştüğünü görmek zor değil.
Dünkü futbol müsabakası, bu açıdan da barışın ne kadar kırılgan ama aynı zamanda ne kadar elzem olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Başka bir Fenerbahçe mümkün
Oysa çok değil, bundan on yıl önce aynı Fenerbahçe, Ali İsmail Korkmaz ve Berkin Elvan için besteler yapmış, sokakta öldürülen gençlere sahip çıkmıştı.
Bu nedenle yaşananları Fenerbahçe camiasının tümüne mal etmek elbette doğru olmaz. Ancak Fenerbahçe Spor Kulübü’nün, bu olay karşısında açık ve net bir tutum alması gerekmektedir.
Unutmayalım ki bu tartışma, daha önce de kulübün stadyum sponsoru Hamdi Ulukaya üzerinden Kürt meselesine dair gerginliklerle gündeme gelmişti.
Evet, futbol hiçbir zaman sadece futbol değildir.
Ama olmaması gereken en önemli şeylerden biri de futbolun ırkçılığa, düşmanlığa ve ayrımcılığa teslim edilmesidir.
“Türkiye’de ırkçılık yoktur” diyen futbol kamuoyu, siyahi futbolculara yönelik saldırıları, Amedspor’a karşı linç girişimlerini defalarca görmezden geldi.
Dün Kocaeli’de yaşanan saldırı da bunun yeni bir örneği
Sırf Amedspor forması giydiği için halı sahada bir genç darp edildi, forması zorla çıkarıldı. Türkiye futbolu, en tepeden sokağa kadar milliyetçi–ırkçı histerinin etkisi altındadır.
Buna karşı çıkmak, yalnızca Kürtlerin değil, tüm spor kamuoyunun ortak görevidir.
Bu vesileyle, Deniz Undav’la dayanışma içinde olduğumuzu ve bu ırkçı saldırıları kınadığımızı bir kez daha vurgulamak isterim.
Çünkü futbol, hiçbir zaman sadece futbol değildir — ama insanlık dışı nefretin dili de asla futbolun dili olmamalıdır. Eşitliğin ve kardeşliğin futbolunu yaratmak dileğiyle…



