Arnavutluk’un gündeminde bir kez daha reform var. Reform kelimesi kulağa her zaman ilerleme, yenilik, hatta “kurtuluş” gibi gelir. Ama tarih bize gösteriyor ki, her reform toplumun tamamına aynı şekilde hizmet etmez. Kimi zaman da reform denilen düzenlemeler, aslında sermayeye yeni alanlar açmanın kibar bir ifadesi olabilir.
Arnavutluk’ta bugün tartıştığımız Sponsorluk Yasası tam da böyle bir dönüm noktasında. 1994’te yürürlüğe girdiğinde dönemi itibariyle yenilikçi kabul edilen bu yasa, artık bugünün ihtiyaçlarına yanıt vermekte yetersiz kalıyor. Özel sektörün toplumsal alanlara katkısı artırılmak isteniyor; eğitimden çevreye, çocukların korunmasından sosyal hizmetlere kadar geniş ve kritik öneme sahip alana destek çağrıları yapılıyor. Ancak asıl soru şu: Bu reform gerçekten çocukların geleceğini mi güvence altına alacak, yoksa şirketlere yeni bir imaj ve güç alanı mı yaratacak?
Arnavutluk’ta çocuk yoksulluğu
UNICEF verilerine göre Arnavutluk’ta çocuk yoksulluğu oranı %26,5. Bu, her dört çocuktan birinin yoksulluk içinde yaşadığı anlamına geliyor. Daha çarpıcı olan ise, altı yaş altındaki çocuklarda bu oranın %48’e çıkması. Yani neredeyse her iki küçük çocuktan biri temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor.
Eğitimde de tablo parlak değil. Avrupa İstatistik Ofisi’nin verilerine göre, Arnavutluk eğitim harcamalarında AB ortalamasının yarısının bile altında kalıyor. Sağlık alanında kişi başına düşen harcama, komşu ülkelerin gerisinde. Kısacası, çocukların geleceğini güvence altına almak için daha fazla kamu yatırımına ihtiyaç var.
Devletlerin sorumlulukları
Peki, devletlerin sorumlulukları? Romanya’da eğitim yatırımlarında şirketlerin öne çıkması, kamunun geri çekilmesine yol açtı. Fransa’da gönüllülük programları, kamusal eğitim bütçelerinin yetersizliğini görünmez hale getirdi. İtalya’da özel destekler eşitsizlikleri çözmek yerine yalnızca geçici pansuman işlevi gördü.
Arnavutluk için tehlike tam da burada. Bizim gibi gelir dağılımı adaletsizliği yüksek, kamu yatırımları sınırlı ülkelerde, özel sektörün toplumsal alana girişi kısa vadede fayda sağlasa da uzun vadede kamusal hakların ticarileşmesine yol açabilir.
Sponsorluk kimin için?
Bir diğer sorun da şu: Şirketler bu katkıları sadece “toplum için” yapmıyor. Vergi avantajları, marka değeri, uluslararası imaj… Tüm bunlar işin içinde.
Düşünün: düşük ücret ödeyen, çevreyi kirleten, işçi haklarını ihlal eden bir şirket, birkaç projeye destek verdiğinde “toplum için çalışan şirket” olarak sahneye çıkabiliyor. Bu durumda sponsorluk, gerçek bir toplumsal katkıdan çok, sermaye için bir halkla ilişkiler çalışmasına dönüşüyor.
Avrupa normlarına uyum adına yapılan her düzenleme, otomatik olarak topluma fayda getirmiyor. Aksine, yanlış uygulanırsa eşitsizlikleri derinleştirebiliyor.
Sponsorluk yasası reformu
Sponsorluk yasası reformu, çocukların ve toplumun yararına olabilir. Ama bunun için iki şart var:
- Devletin kamusal yatırımlarını azaltmaması. Eğitim, sağlık, çocuk koruma gibi alanlar özel sektörün değil, kamunun asli sorumluluğudur.
- Şeffaflık ve hesap verebilirlik. Şirketlerin hangi alana, nasıl katkı sağladığı kamuoyuna açık olmalı. Aksi halde sermaye kendi çıkarlarını toplumsal fayda adı altında pazarlamaya devam eder.
Çocuklar için mi, sermaye için mi?
Arnavutluk’un önünde bir tercih var. Sponsorluk reformunu, gerçekten çocukların yararına olacak şekilde mi tasarlayacağız, yoksa sermayeye yeni bir hegemonya alanı mı açacağız?
Bu sorunun yanıtı yalnızca bugünün değil, geleceğin de yönünü belirleyecek. Çünkü çocukların geleceği, şirketlerin cömertliğine değil, kamunun kararlı iradesine bırakılmalı. Reform, kamusal sorumlulukların üstünü örtmek yerine, onları daha güçlü hale getirmeli.
Eğer bunu başaramazsak, bugün “çocukların refahı için” diye sunduğumuz bu reform, yarının toplumsal eşitsizliklerinin en büyük sebeplerinden biri olabilir.



