Kürt meselesinde DEM’i hedef alarak kendi çaresizliğini örten muhalefet çevreleri, gerçek bir politik çıkış üretemedikleri gibi, Erdoğan’ın manevralarına da zemin hazırlıyorlar.
Kürd sorunu konusunda AKP ve MHP’nin arkasında nal toplayanlar, dönüp kendi vizyonsuz, gelecek vaad etmeyen politikalarına bakıp, sorunun ciddiyetine uygun politikalar üreteceğine, DEM’e saldırmak, DEM’i itibarsızlaştırmak istiyorlar. Sözcü, Halk TV, Cumhuriyet yazarlarının çoğunun durumu budur. Kürd düşmanlığı yapıyorlar. “Kürd değil, PKK’ye karşı” olduklarını utanmadan bozuk plak gibi tekrarlamaları, en hafif deyimle tam bir sorumsuzluk örneğidir. Kırk yıldır taşları yastık, yağmuru, karı, ayazı, fırtınayı kendine yorgan yapmış, Kürdlerin en bilinçli, en fedakâr, en kararlı örgütlü yapısına düşmanlık yapıp Kürdlere düşman olmadıklarına dünyayı inandırmak istiyorlar. Bu pespaye durumlarına, Devlet Bahçeli’nin fersah fersah gerisine düşmüş tutumlarına da politika diyorlar!
Doğru tutum, ülke yararına politika, Erdoğan ve Bahçeli’nin arkasından nal toplamakla olmayacağı defalarca ispatlanmıştır.
Erdoğan, Kürdleri muhalefet blokundan uzaklaştırmak için elinden geleni yapıyor; bu çok açık. Erdoğan’ın amacının onurlu bir barış olmadığını belirtmeye gerek bile yoktur. Eli mahkum…
Kürdler ile savaşın kendisininin iktidarda kalmasına yarayacağına inansa savaşta ısrar etmekten bir an bile tereddüt etmez. Ama artık böyle bir ihtimalin kalmadığını gördüğü için de başka manevralara yöneliyor. “Kürdlerle barış” bu manevraların en başatlarından biri. Ancak bu manevraları yaparken müthiş açıklar veriyor.
İşte tam da burada, önemli bir gerçeğin altı çizilmeli:
Öcalan’ın öteden beri savunduğu, stratejik olarak silahsız mücadelenin esas alınması yönündeki çizgisi, bugün Erdoğan-Bahçeli ve devletin içine düştüğü sıkışmışlıktan faydalanılarak kısmen pratiğe geçiriliyorsa, bu işbirlikçilik değil; tersine, önemli bir politik başarıdır.
Silahlı mücadele dışındaki tüm demokratik yolların açılması, sadece Kürdler için değil, Türkiye toplumunun tümü için hayati bir dönüşüm olasılığı taşımaktadır.
Muhalefetin görevi barışa sahip çıkıp Erdoğan’ın samimiyetsizliklerini teşhir edip ileri bir toplumsal perspektif ve hareket oluşturmak iken, çoğunluk, özellikle yukarıda işaret edilen çevreler statükonun değişmemesi gayreti için debeleniyorlar.
Örneğin Erdoğan, kendince geçmişin hatalarından bahsederken, “terörü” yererken, Kürdlere karşı devlet terörünü de ifşa ediyor. Beyaz Torosları, köy yakmaları, faili meçhul cinayetleri de dillendiriyor. Muhalefetin; özgürlük ve demokrasi diye bir amacı olanların buradan hareketle ileri atılması gerekmez mi?
Bu katiller nerede? Neden yargılanmadılar? Neden yargılanmıyorlar? diye kıyameti koparmaları gerekmez mi?
Mazlum Kürd halkının güvenini, gerçek bir barışın teminatını böyle bir politik çıkıştan başka ne garanti edebilir?
Gerçek katillerin yargılanması için hiçbir şey yapmayan, hatta bu mevzuların dillendirilmesinden bile rahatsızlık duyanların Erdoğan’ın anti-demokratik manevralarına karşı başarı elde etmelerinin mümkünatı olabilir mi?
Kendi Kemalizm ve Stalinizm “dinlerine” hiç dokunmadan (dinler sonuçta dokunulmaz tabulardır), mütedeyyinleri, Kürdleri Erdoğan’a, emekçileri (İzmir örneğinde olduğu gibi) muktedirlere “mahkum” edenlerin demokratik toplumsal bir alternatif yaratmaları ne mümkün ne de inandırıcıdır.
Yine, “FETÖ FETÖ” deyip papağan gibi Erdoğan’ın retoriğini kullanıp, Erdoğan yönetiminin mütedeyyin insanlara uyguladığı işkencelere ses çıkarmayanların zerre inandırıcılığı olamaz.
Erdoğan, Gülen cemaatinin kendisine biat eden kesimiyle bugün de birlikte hareket ediyor. Yöneticilerden biat etmeyenlerin çoğu ise kaçtı. Geride kalan on binlerce insana Erdoğan, topluma korku salmak için “FETÖ” diye yaftalayarak zulmediyor ve bir çok sözüm ona solcu da dahil bu durum karşısında sessiz kalarak suça ortak oluyor.
Türkiye’deki yaklaşık tüm cemaatlerin ortak özelliği, kapitalist birer şirket olmalarıdır. Erdoğan ve genel olarak devletin bu şirketlerle ilişkileri hiçbir zaman bitmemiştir, bitmez. Ancak bazen çıkarlar çakışmadığında birbirlerini tasfiye etmek isterler. Tabii ki doğal olarak da tasfiye olanlar devlet değil, karşıt konuma düşenler olur. Olan da alttaki inananlara olur.
Örneğin Türkiye’de Menzilciler, son zamanlarda iyice palazlanan cemaatlerden. Yarın Erdoğan ile kapıştıklarında Erdoğan’ın bunları “METÖ” diye yaftalamasının absürd bir yanı olabilir mi? Olmaz. Kendisi açısından gayet isabetli bir manevra olur.
Absürd olan, kendisine devrimci, demokrat, sosyalist diyenlerin Erdoğan’ın retoriğine teslim olmaları ve bu absürtlüğü sorgulamamalarıdır.
Özetle:
Muktedirden kurtulmak isteyenler, Kürdlere akıl vermek yerine, savaşa, ırkçılığa, İslamofobiye karşı mücadele içinde inandırıcı bir alternatif oluşturmaları gerekir.
Muktedirlerin peşinde nal toplayarak değil.



