Alevi kurumları ve barış savunucuları, TBMM Başkanı Numan Kutulmuş’un açıklamasının, inançlar arası barışı sabote ettiği, toplumsal fay hatlarını derinleştirdiği ve geçmişte yaşanan trajedileri meşrulaştırma tehlikesi taşıdığına dikkat çekiyor.
Gaste Avrupa / Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un yaptığı son açıklama, Alevi toplumu nezdinde büyük infial yarattı. AKP’li Kurtulmuş’un “birlik ve vahdet” vurgusuyla dile getirdiği tarihi ittifaklar arasında, Alevilere yönelik kitlesel kıyımlarla anılan 1514 Çaldıran Savaşı’na ve Yavuz Sultan Selim – İdris-i Bitlisi ittifakına olumlu göndermede bulunması, sadece tarihsel bir çarpıtma değil, aynı zamanda günümüz barış umuduna karşı bilinçli bir provokasyon olarak değerlendirildi.
Kurtulmuş’un Sözleri Ne Diyor?
Kurtulmuş, yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Bir başka ittifak ise Anadolu topraklarını baştan aşağı zulümle inleten Şah İsmail’e karşı Yavuz Sultan Selim ile İdris-i Bitlisi’nin yapmış olduğu bir büyük ittifaktır. 1514’te Çaldıran’da o ittifakımız Anadolu’daki Müslüman toplulukların başının daha dik bir şekilde dolaşmasına, esenlik ve birlik içerisinde birlikte var olmasını sağlamıştır.”
Bu açıklama, binlerce Alevi’nin katledildiği Çaldıran Savaşı’na yapılan açık bir övgü olarak değerlendirilirken, Alevi halkının tarihsel travmalarına yönelik bir inkâr ve meşrulaştırma olarak görüldü.
Alevi Örgütlerinden Tepki: “Bu Açıklama, Katliamların Meşrulaştırılmasıdır”
Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) ve birçok yerel Alevi kurumu yaptıkları açıklamalarda Kurtulmuş’un sözlerini sert şekilde eleştirdi. AABK eşit Başkanı Hüseyin Mat sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Yavuz Sultan Selim’in ismini ‘birlik’ diye anmak, barışa değil, savaşa çağrıdır. Sayın Kurtulmuş, Alevilere karşı yapılanları hâlâ bir ‘ittifak başarısı’ olarak mı görüyorsunuz? Bu açıklama açık bir nefret söylemidir. TBMM Başkanı bu söylemle tüm Alevilere hakaret etmiştir.” derken, DAD Eş Genel Başkanı yaptığı açıklamada, “Yavuz’un adı Aleviler için bir travmadır. Binlerce canımızın katledildiği, inancımızın yerle bir edildiği bir döneme övgü düzen bir Meclis Başkanı, bu ülkede hiçbir Alevi yurttaşın temsilcisi olamaz” ifadelerini kullandı.
Avrupa Alevi kurumları ise açıklamalarında, Kurtulmuş’un “eski barış süreci” ve “Kürt-Alevi kardeşliği” söylemini istismar ederek Aleviliğe karşı devletin tarihsel şiddet hafızasını yeniden canlandırdığını belirtti. AABK, “Bu açıklama, barış ve kardeşlik değil; inkar ve imha siyasetine gönderme yapmaktadır” dedi.
Demokratik Kamuoyundan Tepkiler: “Yavuz’la Barış Olmaz”
Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP) kurucu eş başkanı Tuncay Yılmaz da X hesabından yaptığı açıklamada “Bu sadece bir nefret suçu değil, aynı zamanda devam eden yeni İmralı sürecine yönelik bir sabotaj girişimidir.” değerlendirmesini yaptı
AKP'li Numan Kurtulmuş temsil ettiği siyasi geleneğin tarihsel Alevi düşmanlığını kusmuş. Bu sadece bir nefret suçu değil, aynı zamanda devam eden yeni İmralı sürecine yönelik bir sabotaj girişimidir.
— Tuncay Yılmaz (@TuncaYilmazSYKP) May 20, 2025
Toplumun bir kısmını düşmanlaştırıp diğer kısmıyla barış yapılmaz; olsa olsa… pic.twitter.com/f3GWZd4MP6
İnsan hakları savunucusu Av. Seyit Sönmez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi ittifakı, 40 binden fazla Alevi’nin katledilmesinin adıdır. Bu cinayetleri ‘birlik ve esenlik’ diye anlatmak, tarihsel hakikate düşmanlıktır” dedi. Barış Akademisyeni Dr. Hakan Mertcan ise, “Barış, Kürtlerle Alevilere karşı kurulmuş saltanatların diliyle kurulamaz. Yavuz’a övgü, barışa ihanettir” diyerek Kurtulmuş’u sert dille eleştirdi.
Siyasi Analistler: Barış Süreci Sabote Ediliyor
Kurtulmuş’un sözlerinin zamanlaması da dikkat çekici. Giderek yeniden tartışılan barış süreci ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde, Meclis Başkanı’nın tarihsel olarak Alevilere karşı işlenmiş en büyük devlet şiddetlerinden birine olumlu atıf yapması, sürecin kasıtlı şekilde sabote edildiği yönünde yorumlandı.
Feminist yazar Gülfer Akkaya açıklamayı şöyle değerlendirdi: “Bu topraklarda Aleviler de, Kürtler de, Türkler de ve farklı olan tüm toplumlar ne çektiyse bu Türk İslamcı kuruluş harcından çekti. 100 yıl boyunca tarifsiz acılar yaşatıldı, ağır bedeller ödetildi. Numan Kurtulmuş şimdi aynı teraneyi “yeni süreç” için söylemiş. Siyasal İslam’ın, ırkçılığın çare olmadığını olamayacağını, bunun fikrinin dahi masaya getirilemeyeceğini muhatapları tarafından seslendirileceğini umuyorum. 100 yıllık Türkiye Cumhuriyetinin kopması, kurtulması, gerekli iki temel zemini ırkçı Türkçülüğü ve siyasal İslamcılığıdır.”
Kadınlar, seküler kesimler, devrimciler, lgbtiler, demokratlar, Aleviler, yok sayılarak süreç devam ettirilemez.
Siyaset bilimci Prof. Dr. Ebru Karasu’ya göre, “Kürt hareketiyle barış süreci tartışılırken, hem Kürt hem Alevi kimliğini hedef alan böylesi söylemler, yalnızca yanlış değil, aynı zamanda tehlikelidir. Kurtulmuş bu açıklamayla çatışmacı siyaset hattına açıkça mesaj veriyor.”
“Barışın Dili Yavuz’un Kılıcı Olamaz”
Alevi kurumları ve barış savunucuları, TBMM Başkanlığı makamının bu açıklamalarla tarafsızlık ilkesini ihlal ettiğini belirtiyor. Kurtulmuş’un açıklamasının, inançlar arası barışı sabote ettiği, toplumsal fay hatlarını derinleştirdiği ve geçmişte yaşanan trajedileri meşrulaştırma tehlikesi taşıdığına dikkat çekiliyor.
Barış isteyen demokratik kamuoyunun ortak mesajı ise net: “Barışın dili, Yavuz’un kılıcı olamaz. Gelecek, inkârla değil yüzleşmeyle kurulabilir.”
Ne Olmuştu? Yavuz Sultan Selim ve Alevi Katliamı
Yavuz Sultan Selim döneminde (1512–1520), Osmanlı-Safevi rekabeti bahanesiyle Anadolu’daki Alevi topluluklar sistematik biçimde hedef alındı. 1514 yılında gerçekleşen Çaldıran Savaşı öncesinde, Osmanlı kaynaklarına göre 40 bin civarında Kızılbaş Alevi, “devlete isyan” suçlamasıyla katledildi. Bu kıyım, sadece askeri bir önlem değil; Alevi inancına ve varlığına karşı yürütülen mezhepçi bir yok etme politikası olarak tarihe geçti.
Tarihçi Halil İnalcık, bu dönemde devletin Şii nüfusu bir güvenlik tehdidi olarak gördüğünü belirtirken, araştırmacı-yazar İsmail Beşikçi ve akademisyen Hamza Aksüt, bu sürecin Alevilere karşı sistematik bir soykırım politikası olarak işlediğini vurgular. Colin Imber gibi Batılı Osmanlı tarihçileri de, Yavuz’un Safevilere karşı yürüttüğü mezhepsel savaşın iç siyasette Alevilere karşı şiddetle sonuçlandığını belirtmiştir.
Bu süreç, Osmanlı yönetiminin Alevileri hem dini hem siyasi bir tehdit olarak kodladığı ve yerleşik ayrımcılığı kurumsallaştırdığı bir dönemin başlangıcı oldu. Alevilere yönelik bu tarihsel baskı ve imha siyaseti, Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum ve Sivas katliamları gibi sonraki yüzyıllarda da çeşitli biçimlerde devam etti.



