
Bir yandan erkek şiddeti artarken diğer yandan onunla mücadeleyi sürdürmekte ayak direyen bir politik hat mevcut İsviçre’de. Benzer bir durum AKP iktidarı ile ülkemizde yaşanıyor. Özellikle erkek şiddetine karşı mücadelede en küçük destek bile çok önemliyken kadınları şiddetten uzakta tutmak için kazanılmış yerlerin, alanların varlığının önemi tartışılamaz.
İsviçre’de erkeklerin işlediği kadın cinayetleri bu yılın başında önceki yıla göre artarak devam ediyor. Yılın ilk on iki haftasında İsviçre’de on kadın ve bir kız çocuğu öldürüldü. Bu sayılar bir önceki yılın iki katı.
Cinayetleri işleyen fail erkeklerin çoğu mağdurların hayat arkadaşı ya da aileden biri. Kadın cinayetlerinin tedirgin edici artışı feministleri ve kadın politikacıları ortak tavır almak için yan yana getirmiş. Bu yan yana gelişten şemsiye bir örgüt kurulmuş.
90 destekleyici örgüt bir dilekçe kaleme alarak 21 binden fazla imza toplayarak hazırladıkları dilekçeyi imzalarla beraber Federal Konsey’e sunmuşlar. Dilekçeyi sunarken, “Güncel suç istatistikleri kadınların korunmasının ne kadar gerekli olduğunu göstermektedir” diyerek bir haftada işlenen kadın cinayetlerine dikkat çekmişler.

Şubat 2025’te politikacılar ve kadın örgütlerinden oluşan geniş bir ittifak, “Kadınların güvenliği için 350 milyon” başlıklı dilekçeyi imzaya açmış. O sırada 8 kadın erkekler tarafından öldürülmüştü. “Şok olduk, öfkeliyiz ve sonuç talep ediyoruz” diyen kadınlar dilekçeyi Federal Konsey’e sunarlar. Federal Konsey’in sessizliğine karşı “Harekete geçmeleri için daha kaç kadının ölmesi gerekiyor” diyerek tepkilerini dile getirirler.
Basın açıklaması sırasında SP Ulusal Meclis Üyesi Tamara Funicello son yıllarda öldürülen veya şiddete uğrayan kadınların isimlerinin yazılı olduğu blazer bir ceket giyer.
Dilekçe sunulduktan sonra Yeşiller Partisi’nin Milletvekili Sibel Arslan, meclisteki kürsüden dilekçeyi ve kadınların taleplerini dillendirir. Kadın cinayetlerine karşı Federal Konsey’i sorumluluklarını yerine getirmesi için harekete geçmeye davet eder.
İstanbul Sözleşmesi’ni uygulamayan İsviçre’ye kınama
İstanbul Sözleşmesi’nin altına imza atan ülkelerden biri de İsviçre. Kadınları ve kız çocuklarını şiddetten korumayı amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlüğe girme tarihi 2018. Ancak sözleşmenin devletlere yüklediği görevler İsviçre’de de olması gerektiği gibi yürütülmemekte. Bu, daha çok kadının ve kız çocuğunun erkekler tarafından öldürülmesine neden olmakta. İsviçre’de İstanbul Sözleşmesi sorunsuz şekilde uygulanmadığı için 2022 yılında Avrupa Konseyi’nden bir grup uzman İsviçre’yi çeşitli alanlarda kınamış. Örneğin, kadına yönelik şiddeti önleme ve bunlarla mücadele etme önlemlerinde ayrılması gereken finansmanı yetersiz bulmuş. Dünyanın en zengin ülkelerinden birinde erkek şiddetine karşı ayrılan finansmanın yetersiz bulunması feministleri şaşırtmıyor ama devlet ve erkekler arasındaki uzlaşıyı göstermesi açısından önemi bir gösterge.
350 milyon frank talep eden dilekçenin arka planında kadın sığınma evlerinin amaçlarını ve misyonlarını yerine getirebilmeleri için sürdürülebilir ve sağlam finansmana duyulan acil ihtiyaçlar bulunmakta.
İsviçre sekiz yıl önce Avrupa Konseyi’nin İstanbul Sözleşmesi’ne imza atıyor. Bu sözleşme aile içi şiddet mağdurları için yeterli sığınma evi sağlama yükümlülüğü getirmektedir.
Kadın sığınaklarının en büyük sorunu finansman eksikliği. Üstelik İsviçre’deki kadın sığınaklarının dolu olduğu, başvurucu kadınların doluluk nedeniyle otellere yerleştirildiğini, bunun sorunlu olduğunu dillendiren feministler kadın sığınaklarının, sözleşmenin gerektirdiğinin sadece dörtte biri kapasitesinde olduğunun altını çiziyorlar. Daha çok sığınağa ihtiyaç olduğunu belirtiyorlar.
Federal Konsey’e sunulan dilekçe
Feministlerin Federal Konseye sundukları dilekçede sorunlar ve talepler şöyle:

“Federal Konsey’in nihayet harekete geçmesi için daha kaç kadının ölmesi gerekecek?
Artık önlemlere ihtiyaç var. Federal Konsey artık endişe verici durumu ciddiye almalı. Nihayet sesimizi duyurmak ve korunmak istiyoruz. Şiddete karşı daha iyi koruma, tutarlı kovuşturma ve şiddetin olmasını en başta önlemeyecek önlemler alınması için çalışılmalı.
Bu önlemler paraya mal olur. Toplumsal cinsiyete dayalı, aile içi ve cinselleştirilmiş şiddetle ancak yeterli kaynaklarla mücadele edebiliriz. Güvenliğimiz için 350 milyon frank talep ediyoruz!”
Tüm bu taleplerin ardındaki temel neden İsviçre’de her geçen yıl aratan erkek şiddeti, aile içi şiddet.
İstatistiklere göre, polis tarafından kaydedilen 45 cinayetten 26’sı aile içi şiddetten kaynaklanmaktadır. Geçen yıl toplam 8268 kadın ve kız çocuğu aile içi şiddete maruz kalmış. Rapor edilen tecavüz vakalarının sayısı da artmış. Bir önceki yıla kıyasla 247 daha fazla suç bildirilmiş.
Feministler bu duruma ilişkin haklı olarak itiraz ediyorlar. “Sorun çok açık olmasına rağmen Federal Konsey kadınların güvenliği pahasına tasarruf yapmaktadır. Kısa bir süre önce mağdur danışmanlarının eğitimi için ayrılan fon kesildi.”
Bir yandan erkek şiddeti artarken diğer yandan onunla mücadeleyi sürdürmekte ayak direyen bir politik hat mevcut İsviçre’de. Benzer bir durum AKP iktidarı ile ülkemizde yaşanıyor. Özellikle erkek şiddetine karşı mücadelede en küçük destek bile çok önemliyken kadınları şiddetten uzakta tutmak için kazanılmış yerlerin, alanların varlığının önemi tartışılamaz.
Bütçelerin oluşturulması da kimlere ne kadar pay edileceği de politik bir durum. Bunun için kadınların, buldukları her ülkede hakları olan bütçeyi erkeklerden ve devletten almak için bu alanda özel olarak çalışması, öneriler getirmesi, örgütlenmesi gerekiyor. Elbette farkındayız ve bütçe konusu acilen feminist politikanın başat gündemlerinden biri olacak. Daha fazla gecikmeden bizde de başka ülkelerde de daha güçlenerek muhataplara gerekli adımları attırabilecek kudrete ulaşacak.