fbpx

11 dakikada patriyarka ve devlet iş birliği – Rabia Baldemir

Paylaş

Basel’de geçtiğimiz yıl yaşanan bir tecavüz davasında yerel mahkeme “tecavüzün SADECE 11 dakika sürdüğü” gerekçesiyle faile ceza indirimi uygulayarak tecavüze teşebbüs ve cinsel saldırı suçundan ilk etapta dört buçuk yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Failin karara itirazının ardından temyiz mahkemesi “kadının gece kulübünde “ateşle oynadığı” ve erkeklere “yanlış sinyaller” gönderdiği gerekçesiyle cezayı üç yıla indirdi. Fail kısa süre sonra serbest bırakıldı çünkü verilen cezanın hafifliği gerekçesiyle tutuklu kaldığı süre yeterli görüldü.

Bu kararı kadınlar İsviçre genelinde büyük protestolarla karşıladı. Eylemlerin ortak sloganı “Erkek devleti istemiyoruz”du.  Basel’deki rezil karar erkek egemen devlet ve yargının kadınların haklarını nasıl hiçe saydığını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu.

Erkekler işledikleri cinsiyetçi suçların cezasını çekmekten sıklıkla korunurken, kadınlar maruz kaldıkları taciz, şiddet, tecavüz ve hatta cinayetlerde dahi sorgulanan, suçlanan ve baskı altına alınan taraf oluyor. Erkekler, toplumsal statülerine, sınıfsal konumlarına ya da “tahrik” ve “namus” gibi manipülatif gerekçelere sığınılarak yargıdan kayırılıyor. “İyi hal indirimi” uygulamalarıyla cezaları hafifletilirken, kadınların yaşadığı travmalar sistematik olarak görmezden geliniyor. Kadınlar ise bu düzende yalnızca mağdur değil, aynı zamanda sürekli suçlanan bir pozisyonda kalmaya zorlanıyor.

Dünyanın her yerinde ister kapitalist ister teokratik ister gelişmiş ister gelişmekte olan olsun, devlet yapıları erkek egemen bir karaktere sahip. Bu düzen, kadınları derin bir ayrımcılık, şiddet ve adaletsizlik ile yaşam mücadelesine itiyor.  Kadınların yaşadığı her türlü mağduriyetin sorgulandığı bu dünyada, erkekler, toplumsal cinsiyet hiyerarşisinden aldıkları güçle korunuyor ve cesaretlendiriliyor.

Kadınların maruz bırakıldığı şiddeti ve adaletsizliği haklı çıkarmaya çalışan söylemler ise her yerde tanıdık:

“Kadının orada ne işi vardı?”

“Gece vakti dışarıda ne yapıyordu?”

“Ne giymişti? Tahrik etmiş olabilir mi?”

“Yalnız mıydı?”

“Gece kulübünde ne işi vardı?”

“Yanlış sinyal mi verdi”

Bu yaklaşım, erkek egemen yargının işleyişini özetliyor aslında. Kadınların uğradığı şiddet, taciz ve tecavüz vakaları sürekli gerekçelendirilerek küçümsenirken, failler “iyi hal”, “tahrik indirimi” ya da “pişmanlık” gibi gerekçelerle adeta ödüllendiriliyor. Erkek egemen yargı, kadınların yaşadığı mağduriyetlerin ardında bir suç unsuru ararken, erkekleri ise suçsuz, hatta haklı olarak konumlandırıyor. Bu sistem, kadınlara sadece ikinci sınıf bir statü dayatmıyor; aynı zamanda onların yaşamlarını, bedenlerini ve haklarını sistematik biçimde yok sayıyor.

İsviçre yargısı 11 dakikada tatmin olmadı!

İsviçre’nin Basel kantonundaki mahkeme kararı bu gerçekliği daha da çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Bir tecavüz davasında, saldırının yalnızca 11 dakika sürdüğü gerekçesiyle sanığın cezasında hafifletme yapılması, erkek egemen yargının cinsiyetçi yaklaşımını açıkça ortaya koyuyor. İsviçre yargısı 11 dakikada tatmin olmadı! Bu karar, erkek devlet sisteminde cinsiyetçi suçların meşrulaştırılmasının ve kadınların beden bütünlüklerinin hiçe sayılmasının tipik bir pratiği. Erkek egemen sistem, suçları süre, mekan ya da koşullara bağlarken, kadınları sistematik olarak mağdur ve suçlu konumuna düşürmek istiyor.

25 Kasım’a doğru giderken erkek şiddetinin üzerinde yükselen patriarkal düzene ve onun erkek devlet sistemine ne İsviçre’de ne Kürdistan’da ne Fransa’da ne İran’da sessiz kalmayacağız. 25 Kasım’da sokakları bir kez daha erkek egemenliğine karşı feminist isyanın mekanı yapalım. Yaşasın kadın dayanışması ve feminist mücadelemiz.

22.11.2024