131 fonun tasfiye edildiği, 455 bin 758 yatırımcıyı ilgilendiren kriz büyürken soruşturmanın siyasi ayağı giderek belirginleşiyor. Eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya’nın şüpheli sıfatıyla ifade vermesi, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlunun dosyada yer alması ve iktidarın üst düzey isimlerine ilişkin yeni iddialar, “Fon krizinin siyasi bağlantıları nereye uzanıyor?” sorusunu gündemin merkezine taşıyor.
Türkiye’de yatırım fonları üzerinden büyüyen kriz artık yalnızca bir finans skandalı ya da yüz binlerce yatırımcının parasını ilgilendiren bir tasfiye dosyası değil. Soruşturmanın siyasi bağlantıları giderek AKP çevresinde yoğunlaşıyor.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun kararıyla yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye sürecine alınırken, 455 bin 758 tekil yatırımcı doğrudan sürecin içine girdi. Soruşturma ise Tera ve Pusula Portföy çevresindeki finansal ilişkilerden, eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın işlemlerine; AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’ya ve bazı üst düzey siyasi ve bürokratik isimlerin TLY fonuyla olası bağlantılarına kadar genişledi.
Bu tablo tek başına AKP’nin ya da adı geçen siyasetçilerin suç işlediğini kanıtlamıyor. Ancak soruşturmanın siyasi ayağının neden özellikle AKP çevresinde yoğunlaştığını sormayı da gereksiz kılmıyor. Tam tersine, dosyanın en önemli sorularından biri haline getiriyor.
Çünkü mesele yalnızca “kim ne kadar para kazandı?” değil. Kimler bu fonlara hangi aşamada girdi, kimler krizden önce çıktı, kimlerin özel bilgiye erişimi vardı ve finans dünyası ile iktidar çevreleri arasında nasıl ilişkiler bulunuyordu?
Yatırım fonu nedir?
Yatırım fonu, çok sayıda yatırımcının parasının bir havuzda toplanarak hisse senedi, tahvil, para piyasası araçları veya başka finansal varlıklara yatırıldığı bir sistem.
Yatırımcı tek tek hisse almak yerine fonun katılma payını satın alıyor. Fonun portföy yönetim şirketi ise toplanan parayı belirlenen yatırım stratejisine göre yönetiyor.
Basit biçimde sistem şöyle işliyor:
Yatırımcı → Fon → Portföy yönetim şirketi → Finansal varlıklar → Getiri veya zarar → Yatırımcı
Normal koşullarda fonun portföyündeki varlıkların değeri yükseldiğinde yatırımcının payının değeri de yükseliyor.
Ancak özellikle işlem hacmi düşük hisselerde fiyatların olağandışı biçimde yükselmesi ve bu fiyatların fonların değerlemesine yansıması halinde, kâğıt üzerinde görünen değer ile bu varlıkların gerçekten nakde çevrilebileceği değer arasında fark oluşabiliyor.
SPK da 2025’in son çeyreğinde özellikle bazı serbest ve para piyasası fonlarının, dolaşımdaki pay oranı düşük hisselerde ekonomik ve temel finansal göstergelerle açıklanamayacak fiyat hareketlerine yol açtığının gözlemlendiğini açıkladı.
Kriz nasıl ortaya çıktı?
2026 boyunca bazı yatırım fonlarında olağanüstü yüksek getiriler dikkat çekti. Özellikle Tera Portföy’ün TLY kodlu fonu kısa sürede büyük bir yatırımcı kitlesine ulaştı.

Reuters’ın aktardığı verilere göre TLY’nin getirisi 2025’in ilk yedi ayında yüzde 747 seviyesindeyken, fonun daha geniş yatırımcı kitlesine açılmasının ardından Eylül 2026’da kümülatif getiri yüzde 15 binin üzerine çıktı. Fonun yatırımcı sayısı 100 bini, büyüklüğü ise yaklaşık 5 milyar doları aştı.
Bu tür olağanüstü getiriler yeni yatırımcıların ilgisini artırdı. Ancak yatırımcıların paralarını çekmek istemesiyle birlikte fonların ellerindeki varlıkları ne kadar hızlı ve hangi fiyattan nakde çevirebileceği sorusu ortaya çıktı.
Sorunun özü burada yatıyor:
Bir fonun portföyü milyarlarca lira değerinde görünebilir. Ancak portföydeki varlıkların tamamı aynı anda satılmak istendiğinde o fiyatlardan alıcı bulunabilecek mi?
131 fon neden tasfiye edildi?
SPK, 17 Eylül 2026’da yedi portföy yönetim şirketinin kurduğu toplam 131 fonun tasfiyesine karar verdi.
Tasfiye kapsamındaki şirketler arasında Tera Portföy, Pusula Portföy, Atlas Portföy, Hedef Portföy, A1 Capital Portföy, Bulls Portföy ve Pardus Portföy bulunuyor.
SPK’nın resmi açıklamasına göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bu karar, yatırımcıların bütün parasını kaybettiği anlamına gelmiyor.
Tasfiye sürecinde fonların sahip olduğu varlıkların satılması, elde edilen paranın yatırımcıların fondaki payları oranında dağıtılması öngörülüyor.
Ancak yatırımcıların sonunda ne kadar para alacağı, portföydeki varlıkların hangi fiyattan nakde çevrilebileceğine bağlı.
SPK, tasfiye süresini üç aydan altı aya çıkardı. Kurul, bunun tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini, portföylerin piyasa koşullarına uygun biçimde satılabilmesini amaçladığını açıkladı.
Yatırımcıların parası ne olacak?
8 Ekim itibarıyla tasfiye sürecinin ilk somut ödeme aşaması başladı.
SPK’nın 1 Ekim tarihli düzenlemesine göre, mutabakat işlemleri tamamlanan yatırımcılara nihai tasfiye tutarından mahsup edilmek üzere ara ödeme yapılacak. Her yatırımcı için her bir fon bakımından ara ödeme üst sınırı 1 milyon lira olarak belirlendi.

Net yatırım tutarı 1 milyon liranın altındaysa bu tutarın tamamı; 1 milyon lira veya üzerindeyse en fazla 1 milyon lira ara ödeme yapılacak. Bu ödeme, yatırımcının nihai olarak alacağı toplam tutarın kesinleştiği anlamına gelmiyor.
8 Ekim’de ise ilk aşamada 17 fondaki 43 bin 643 yatırımcı için ödemelerin başladığı açıklandı.
Dolayısıyla şu aşamada en önemli soru, yatırımcıların “1 milyon liraya kadar” ara ödeme alıp almayacağından çok, tasfiye sonunda fon varlıklarının gerçek satış değerinin ne olacağı.
Savcılık neyi araştırıyor?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma, yalnızca fonların zarar edip etmediğine ilişkin değil.
Soruşturmanın önemli başlıklarından biri, bazı hisselerde fonlar üzerinden yoğun alım yapılması ve bu işlemlerin hisse fiyatlarını olağandışı biçimde yükseltip yükseltmediği.
Buradaki temel soru şu:
Fonlar gerçekten yatırım amacıyla mı belirli hisselerde yoğunlaştı, yoksa bazı hisselerin fiyatlarını yükselten ve bundan belirli yatırımcıların yararlandığı bir mekanizma mı oluştu?
Bu iddiaların hukuki olarak doğrulanması veya reddedilmesi soruşturmanın sonucunda ortaya çıkacak.
SPK da 2026 yılı başından bu yana fonlarla ilgili işlemler nedeniyle 96 suç duyurusunda bulunduğunu açıkladı.
Tera ve Pusula neden öne çıkıyor?
Tera Portföy ve Pusula Portföy, kriz tartışmasının merkezindeki iki şirket.

Tera’nın TLY fonundaki olağanüstü büyüme özellikle dikkat çekti. Pusula Portföy çevresindeki bazı para hareketleri ve yurtdışı transferleri de soruşturma kapsamında inceleniyor.
Reuters’ın aktardığı soruşturma bilgilerinde, toplam şüpheli sayısının 217’ye ulaştığı ve 56 kişinin tutuklandığı belirtilmişti. 7 Ekim itibarıyla ise DW, soruşturmada şüpheli sayısının 220’ye, tutuklu sayısının 85’e yükseldiğini bildirdi.
Bu rakamlar soruşturmanın yalnızca birkaç portföy şirketinin yöneticileriyle sınırlı kalmadığını gösteriyor.
Ancak soruşturma kapsamında şüpheli olmak ya da tutuklanmak, kişiler hakkındaki suçlamaların kesinleştiği anlamına gelmiyor.
Siyasi boyut neden büyüdü?
Fon krizinin siyasi boyutunun en fazla tartışılan ismi eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ve eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya oldu.

Sayan Kaya ve eşi İlyas Kaya’nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemleri kamuoyuna yansıdı. Çiftin hisse alım-satımlarından elde ettiği yüksek kazanç, özellikle zamanlama nedeniyle tartışma konusu oldu.
Sayan Kaya, tartışmaların ardından AKP’deki görevlerinden istifa etti.
6 Ekim’de ise Sayan Kaya ve eşi, yatırımlarının ana para dışındaki kısmını SPK’nın gönüllü ödeme mekanizması kapsamında TMSF’nin isteğe bağlı iade hesabına yatırdı. Bu ödeme, hukuka aykırılık kabulü anlamına gelmiyor; çift daha sonra savcılıkta şüpheli sıfatıyla ifade verdi ve suçlamaları reddetti.
7 Ekim’de AKP Genel Sekreteri Eyüp Kadir İnan da Sayan Kaya’nın artık parti üyesi olmadığını açıkladı.
Soruşturmanın siyasi bağlantıları ne anlama geliyor?
Dosyada bazı siyasi ve bürokratik isimlerle finans çevreleri arasındaki ilişkiler de tartışılıyor.
Soruşturmanın siyasi ayağı AKP çevresinde yoğunlaşıyor. Bu durum, henüz AKP’nin veya adı geçen siyasetçilerin fon krizinden hukuken sorumlu olduğunu göstermiyor; ancak finansal ilişkiler ile iktidar çevreleri arasındaki bağlantıların soruşturmanın merkezî başlıklarından biri haline geldiğini gösteriyor.
Bunlar arasında AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı’nın adı da bulunuyor. Mustafa Yazıcı hakkında soruşturma kapsamında bazı tedbirler uygulanmış, daha sonra malvarlığına yönelik tedbir kaldırılmıştı.

“Kimler önceden biliyordu?” sorusu
Fon krizinin belki de en önemli sorularından biri bu.
Eğer bazı yatırımcılar fonların veya belirli hisselerin ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu diğer yatırımcılardan önce biliyorsa, kriz ortaya çıkmadan hemen önce yapılan işlemler kritik hale geliyor.
Bu nedenle soruşturmanın yalnızca “kim ne kadar kazandı?” sorusuna değil, “kim ne zaman çıktı?” sorusuna da yanıt vermesi gerekiyor.
Burada zamanlama büyük önem taşıyor:
- Fonlar ne zaman olağandışı biçimde büyümeye başladı?
- Kimler bu dönemde büyük miktarda yatırım yaptı?
- Krizden hemen önce kimler satış yaptı?
- Fonların durumuna ilişkin kamuya açıklanmamış bilgiler kimlerin elindeydi?
- Denetim kurumları olağandışı hareketleri ne zaman tespit etti?
“Kâğıt üzerindeki değer” neden önemli?
Fon krizini anlamanın en önemli noktalarından biri burada.
Bir fonun 5 milyar lira değerinde görünmesi, kasasında 5 milyar lira nakit bulunduğu anlamına gelmez.
Fonun varlıklarının önemli bölümü hisselerden oluşabilir. Eğer bu hisselerin işlem hacmi düşükse, çok sayıda yatırımcının aynı anda parasını çekmek istemesi fiyatların hızla düşmesine yol açabilir.
Bu durumda fonun daha önce hesaplanan değeri ile tasfiye sırasında gerçekten elde edilen para arasında fark oluşabilir.
Kısacası: Kâğıt üzerindeki değer ile gerçek nakit değeri aynı şey değildir.
Fon krizinin yatırımcılar açısından en kritik noktalarından biri de bu.
Denetim mekanizması neden tartışılıyor?
Kriz yalnızca yatırımcıların kayıpları nedeniyle değil, denetim mekanizmasının işleyişi nedeniyle de tartışılıyor.
SPK, 6 Ekim’de yaptığı açıklamada, fonlarla ilgili Borsa İstanbul’dan geldiği ileri sürülen “130 uyarının dikkate alınmadığı” iddiasının gerçeği yansıtmadığını açıkladı. Kurul, kendisine ulaşan bilgi notlarını değerlendirdiğini ve gerekli denetim işlemlerini yaptığını belirtti.

Öte yandan SPK’nın kendi açıklamalarına göre, 2025’in sonlarından itibaren bazı fonların düşük dolaşımlı hisselerde olağandışı fiyat hareketlerine yol açtığı zaten gözlemlenmiş ve bu konuda yeni düzenlemeler hazırlanmaya başlanmıştı.
Bu nedenle soru artık yalnızca “ne oldu?” değil:
Risk işaretleri daha önce görüldüyse neden daha erken ve daha etkili müdahale edilmedi?
Avrupa’daki yatırımcılar neden bu dosyayı takip etmeli?
Türkiye’de yaşayanların yanı sıra Avrupa’daki yüz binlerce Türkiyeli de Türkiye’deki finansal sisteme yatırım yapıyor.
Özellikle yüksek enflasyon ve TL’deki değer kaybı, Türkiye’de yaşayan veya Türkiye ile ekonomik ilişkisini sürdüren insanların tasarruflarını koruma arayışını artırdı.
Fonlar da bu ortamda banka mevduatına alternatif olarak öne çıktı.
Bu nedenle yaşanan kriz yalnızca bir sermaye piyasası olayı değil.
Aynı zamanda yüksek enflasyon ortamında tasarruflarını korumaya çalışan insanların hangi finansal araçlara yöneldiği, bu araçların nasıl denetlendiği ve ortaya çıkan risklerin kim tarafından üstlenildiği sorusunu da gündeme getiriyor.
Şimdi önümüzde hangi sorular var?
Fon krizinin bundan sonraki aşamasında en kritik sorular şöyle sıralanabilir:
- Tasfiye edilen 131 fonun varlıkları gerçekte ne kadar değerinde?
- Yatırımcılar tasfiye sonunda ana paralarının ne kadarını geri alabilecek?
- Olağanüstü getirilerin arkasındaki işlemler hukuken nasıl değerlendirilecek?
- Belirli hisselerdeki olağandışı fiyat hareketlerinde fonların rolü neydi?
- Krizden önce fondan çıkan yatırımcılar kimlerdi?
- Siyasi ve bürokratik bağlantılar soruşturmayla kanıtlanabilecek nitelikte mi?
- Denetim kurumları riskleri ne zaman gördü ve hangi adımları attı?
- Yurtdışına yapılan para transferlerinin kaynağı ve amacı neydi?
- Soruşturma sonucunda yatırımcıların uğradığı gerçek zarar ne kadar olacak?
- Bu kriz sonrasında Türkiye’nin yatırım fonu sistemi nasıl değişecek?
Orta yerde duran sorular
Türkiye’deki fon krizini yalnızca “bazı yatırımcılar parasını kaybetti” diye okumak eksik kalır.
Ortada birbirine bağlı üç temel mesele var:
Birincisi: Bazı fonların ve hisselerin değerleri nasıl bu kadar hızlı yükseldi?
İkincisi: Kriz ortaya çıkmadan önce kimler sistemden çıktı ve bunu hangi bilgiyle yaptı?
Üçüncüsü: Finansal sistem ile siyasi ve bürokratik güç ilişkileri arasında gerçekten bir bağ var mıydı?
Bugün bu soruların tamamının kesinleşmiş yanıtları yok.
Kesin olan ise şu: 131 fonun tasfiye süreci 455 bin 758 yatırımcıyı ilgilendiriyor ve ilk ödemeler başladı. SPK’nın açıklamalarına göre tasfiye sürecinin amacı fon varlıklarının mümkün olduğunca uygun koşullarda nakde çevrilmesi. Ancak nihai tablonun ortaya çıkması zaman alacak.
Bu nedenle fon krizinin gerçek bilançosu yalnızca yatırımcıların ne kadar para geri alacağıyla değil, Türkiye’de finans piyasalarının nasıl denetlendiği ve siyasi-ekonomik ilişkilerin bu sistem üzerindeki etkisinin ne olduğu sorularına verilecek yanıtlarla da belirlenecek.
Kaynak: Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Reuters, DW, Euronews ve TBMM’ye yansıyan açıklamalar.



