İsviçre Emek Partisi (PdA) Eş Başkanı Timeo Antognini yazdı: 27 Eylül’de Tarafsızlık Girişimi halkoyuna sunulacak. Girişim, barıştan yana olanlara barış ve NATO karşıtlığı konusunda net bir mesaj verme açısından beklenmedik bir fırsat sunuyor. Peki girişim neden desteklenmeli?
27 Eylül’de İsviçre’de Tarafsızlık Girişimi oylanacak. Girişim, özellikle barış hareketi ve sol açısından özgün bir karakter taşıyor. Bir yandan barış hareketi ve soldaki bölünmeleri görünür kılıyor, diğer yandan da siyasi girişimlerin kendileriyle ilişkilendirilen kişiler üzerinden değil, içeriği üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatıyor.
Aynı zamanda bu girişim, SP ve Yeşiller’in uzun süredir barış politikası yürütmediğini de gösteriyor. Her iki parti de girişim metninin içeriğiyle gerçek anlamda hesaplaşmak yerine girişime karşı çıkıyor ve militarist AB projesine bağlılıklarını sürdürüyor.
Tarafsızlık Girişimi’ni desteklemek için farklı nedenler var. Bunların tümü önümüzdeki yılların temel mücadelelerinden birinde birleşiyor: Barış mücadelesi.
Liberal sol bir pasifistin fikri
SP, aylardır Tarafsızlık Girişimi’ni içeriğiyle ciddi biçimde tartışmak yerine onu “SVP’nin Putin girişimi” olarak nitelendiriyor. Oysa girişimin çıkış noktası SVP değil, tarihçi René Roca’ydı.
Roca, “Doğrudan Demokrasi Araştırma Merkezi”nin kurucusu ve uzun süredir İsviçre’nin tarafsızlığını savunuyor. Kendisini liberal-sol düşünceye yakın ve pasifizm yanlısı olarak tanımlıyor.
Tarafsızlık üzerine hazırladığı bir metni yaygınlaştırması sırasında girişimi destekleyen SVP üyeleriyle ilişki kurdu. Roca, sosyal demokrat ve Yeşil siyasetçileri de girişime dahil etmeye çalıştı ancak başarılı olamadı. Bunun sonucunda girişim komitesinde kendisinin yanında ağırlıklı olarak SVP üyeleri yer aldı.
Bununla birlikte girişim kısa sürede siyaset bilimci Wolf Linder gibi tanınmış sol isimlerin de desteğini aldı. İsviçre Emek Partisi’nin (PdAS) girişimi desteklemek amacıyla başlattığı çalışma sonucunda ise dokuz sol örgütü bir araya getiren bir sol destek komitesi oluşturuldu.
Askeri ittifaklara hayır

Girişimin en önemli unsurlarından biri askeri ittifaklara karşı çıkması. Girişim, NATO gibi askeri ittifaklara katılmamanın anayasal güvence altına alınmasını öngörüyor.
Finlandiya ve İsveç gibi daha önce tarafsız olan ülkelerin NATO’ya katıldığı mevcut koşullarda bu talep önem taşıyor. İsviçre de son dönemde NATO’ya yakınlaşma politikası izliyor. Bunun göstergeleri arasında ortak askeri tatbikatlar ve Cenevre’de bir NATO irtibat bürosunun açılması bulunuyor.
Hükümete yakın güvenlik uzmanları da NATO ile değişim ve işbirliğini artırmak amacıyla tarafsızlık politikasının daha da esnetilmesini savunuyor. İsviçre ayrıca Sky Shield ve PESCO gibi projelere katılıyor. Bunun sonucunda örneğin NATO güçlerinin İsviçre topraklarından geçirilmesi için her durumda ayrıca izin alınması gerekmeyebiliyor.
Girişim bu konuda eleştirilebilir; çünkü İsviçre’ye yönelik bir saldırı ya da böyle bir saldırının hazırlığı söz konusu olduğunda askeri ittifaklarla işbirliğine hâlâ izin veriyor.
Buna rağmen girişim, halkın NATO’ya ve diğer askeri ittifaklara her türlü yakınlaşmaya karşı açık bir tutum ortaya koymasına olanak sağlıyor. Aynı zamanda barış hareketinin uzun yıllardır savunduğu bloklardan bağımsız ve nükleer silahlardan arındırılmış bir Avrupa hedefinin gerçekleştirilmesine yönelik küçük de olsa bir adım anlamına geliyor.
Askeri ve ekonomik savaşlara katılmaya hayır
Girişim yalnızca askeri ittifakları reddetmekle kalmıyor. İsviçre’nin üçüncü ülkeler arasındaki savaşlara doğrudan veya dolaylı olarak katılmasını da yasaklamayı öngörüyor.
Bu, bugün çeşitli biçimlerde ihlal edilen katı bir müdahalesizlik politikası anlamına geliyor. Özellikle İsviçre’nin AB’nin tek taraflı yaptırımlarını üstlenmesi bu kapsamda değerlendiriliyor.
İsviçre, bu yaptırımları uygulayarak Venezuela, İran, Nikaragua ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelere yönelik ekonomik savaşlara katılıyor.
Bu yaptırımlar, yazının yaklaşımına göre, bağımsız bir dış politika izlemeye çalışan ülkeleri ABD ve müttefiklerinden oluşan emperyalist merkez tarafından cezalandırmaya yönelik araçlar. Amaç, bu ülkeleri ekonomik olarak zayıflatmak ve bağımsız politikalarından vazgeçmeye zorlamak; başka bir ifadeyle onları yeniden neokolonyal bir bağımlılık ilişkisine sokmak veya mevcut bağımlılıklarını sürdürmek.
Ekonomik savaşların sonuçları askeri savaşlar kadar, hatta daha da ölümcül olabilir. Yazıda atıfta bulunulan 2025 tarihli bir Lancet araştırmasına göre, ABD ve AB’nin 1971-2021 yılları arasında uyguladığı tek taraflı yaptırımların yılda ortalama 564 bin 258 ölümle bağlantılı olduğu ve toplamda 28 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiği ileri sürülüyor. Yazı ayrıca bu yaptırımların çocuk ve anne ölümlerindeki önemli artışlarda da etkili olduğunu savunuyor.
Tarafsızlık Girişimi, İsviçre’nin tek taraflı yaptırımlara katılmasını yasaklıyor. Bu yönüyle girişim, İsviçre’nin Küresel Güney’deki neokolonyal baskıya ve yaşamsal ilaçlar ile diğer temel ürünlere erişimin engellenmesi yoluyla milyonlarca insanın yaşamının tehlikeye atılmasına ortak olmasına karşı da bir tutum anlamına geliyor.
Birleşmiş Milletler’in güçlendirilmesi
Girişim tek taraflı zorlayıcı ekonomik önlemleri yasaklarken, BM tarafından alınan ve uluslararası hukuka dayanan yaptırımların otomatik olarak uygulanmasına izin veriyor.
Bu açıdan girişim, barış hareketinin uzun süredir savunduğu bir başka talebin, Birleşmiş Milletler’in güçlendirilmesinin, önünü açıyor.
1945’te sosyalist ve emperyalist ülkeler arasındaki bir uzlaşmanın ürünü olarak kurulan BM, ciddi eksikliklerine rağmen bugün hâlâ dünya toplumunun meşru temsilcisi olarak değerlendirilebilir. BM Şartı’nın 7. Bölümü uyarınca askeri ve ekonomik zorlayıcı önlemler konusunda yetki BM Güvenlik Konseyi’ne ait.
İsviçre’nin BM’ye katılması için barış hareketi yaklaşık 60 yıl boyunca mücadele etti.
Tarafsızlık Girişimi bu açıdan BM Şartı’na açık bir bağlılık, BM’nin güçlendirilmesi ve emperyalist güçlerin tek taraflı savaş politikalarına karşı bir tutum olarak yorumlanabilir.
Diplomasi ve barışçıl çözüm
Girişim metninin son bölümünde İsviçre’nin tarafsız konumunu çatışmaların önlenmesi ve çözümü için kullanması öngörülüyor.
Bu talep ilk bakışta basit görünebilir. Ancak İsviçre’nin diğer ülkeler tarafından herhangi bir bloğun parçası olarak görülmemesi halinde hayata geçirilebilir.
Çatışmalarda arabulucu bir rol üstlenebilmek için gerçek anlamda tarafsız bir konum gerekiyor.
Yazının değerlendirmesine göre İsviçre şimdiye kadar sağın iddia ettiği gibi hiçbir zaman tamamen tarafsız olmadı; aksine Batı blokunun parçası oldu. Girişim ise İsviçre’nin bu bloktan kısmen uzaklaşmasının ve bloklar dışı bir ülke olarak konumlanmasının önünü açabilir.
İsviçre solu da savaş mantığına teslim oluyor
İsviçre siyasetinde geniş kesimler son yıllarda giderek güçlenen militarist “dönüm noktası” politikasını benimsedi.
SVP bir yandan tarafsızlıktan ve “iyi hizmetler”den söz ederken diğer yandan yeniden silahlanmanın ve silah ihracatının en büyük destekçilerinden biri olmayı sürdürüyor. Diğer burjuva partileri de benzer politikaları savunuyor; ancak SVP’den farklı olarak NATO’ya yakınlaşmayı açıkça destekliyor.
Reformist partiler SP ve Yeşiller de bu militarist dönüşümün dışında değil. Her iki parti Ukrayna’nın askeri olarak silahlandırılmasını destekliyor ve “otokratlar ekseni” olarak tanımlanan tehdide karşı retorik silahlanmaya katılıyor.
SP, Tarafsızlık Girişimi’ni “Putin yanlısı girişim” olarak nitelendiriyor. Bunun temel gerekçesi ise tek taraflı yaptırımların yasaklanmasının Rusya’ya yönelik yaptırımları da engelleyecek olması.
SP’nin Ukrayna savaşı konusundaki politikası, yazının değerlendirmesine göre, çatışmanın diplomatik çözümüne aktif biçimde karşı çıkıyor. SP Ulusal Konsey üyesi Fabian Molina, Ukrayna’da “Avrupa demokrasisinin ve özgürlüğünün savunulduğunu” savunuyor. SP İsviçre ayrıca Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya yeniden savaş malzemesi ihraç etmesini destekliyor.
Bu savaş yanlısı dönüşüm, diğer Avrupa sosyal demokrat ve Yeşil partilerindeki eğilimle de örtüşüyor. Yazı bunu, 1970’lerde “insan hakları” gerekçesiyle Sovyetler Birliği ile yumuşama politikasına karşı çıkan çevrelerin tutumuna benzetiyor.
Sonuçta diplomasi ve barışçıl çözüm olanakları feda edilirken savaşın bedelini sivil halk ödemeye devam ediyor.
İsviçre, SP’nin savunduğu biçimde Avrupa ve ABD’nin yanında yeni bir bloklaşmaya dahil olmak yerine bu savaşın çözümü için diplomatik bir platform sunmalıdır. Bu, savaş mantığına ve blok siyasetine karşı önemli bir tutum olacaktır.
Bloksuz ve barışçıl bir İsviçre için
Tarafsızlık Girişimi elbette her derde deva değil. Sınırları var ve kabul edilmesi durumunda sol destekçilerinin bütün beklentilerini karşılamayacak.
Girişimin kabul edilmesi halinde bile SVP ve hükümet İsviçre’nin silahlanmasını sürdürmeye çalışacaktır. Silah ihracatına, sivil hizmetin zayıflatılmasına ve genel olarak yeniden silahlanmaya karşı ayrıca mücadele edilmesi gerekiyor.
Ancak girişimin kabul edilmesi NATO’ya daha fazla yakınlaşmayı ciddi biçimde zorlaştıracaktır.
Tek taraflı ve ölümcül AB yaptırımlarına İsviçre’nin katılımı da engellenecektir. Daha da önemlisi, girişim yeni Soğuk Savaş’a karşı ve Çin ile Rusya ile barış içinde bir arada yaşamadan yana güçlü bir mesaj olacaktır.
Bütün bunlar daha barışçıl ve bloklardan bağımsız bir İsviçre’ye doğru atılabilecek önemli adımlardır.
Bu nedenle Tarafsızlık Girişimi’ni bütün gücümüzle desteklemeye değer.
* Timeo Antognini, İsviçre Emek Partisi (PdA) Eş Başkanı
Kaynak: Partei der Arbeit der Schweiz (PdAS)
Türkçeleştiren / yayına hazırlayan: Gaste Avrupa



